|
Ali Babacan’ın AKP hükümetindeki tutum, açıklama ve imzalarının iyi incelenmesi gerekir. Çünkü bunlar AKP’nin kimliğinin ve politikasının anlaşılması bakımından çok önemlidir.
Bu araştırma öte yandan, “AKP ile AB arasındaki alışverişin anlaşılması için” ipuçlarını verecektir. Ali Babacan dışişleri bakanı olmadan önceki bakanlığı sırasında Türkiye ABD ve Türkiye AB ilişkileri konusunda “ödün veren ve Türkiye’yi tek yanlı bağlayan uygulamalar” ve tutum içinde olduğunu biliyoruz. - Türkiye’yi BOP’a bağlayan ve ABD politikalarına destek veren anlaşmalara imza attı. -AB ile ilişkilerde, “Türkiye’nin tek yanlı bağımlılığını derinleştiren” bir yaklaşım içinde oldu. Örneğin, “Türkiye’nin AB içinde olmasa da, Avrupa Para Sistemi’ne dahil edilmesi” görüşünü savundu. Gümrük Birliği’ne dışarıdan tek yanlı bağlanmanın ardından, “parasal işlerimizin yönetiminin de Brüksel’e devrini istiyordu”. Ticari ve parasal (mali) işlerini bir başkasına tek yanlı devreden bir ülke sömürgeden başka ne olabilir? Ali Babacan bunu herhalde biliyor. O halde neden ısrarla bu görüşü savundu? 2004-2008 yılları arasında kendisi ile ilgili görüşlerimi defalarca Cumhuriyet’te yazdım ve kitaplarımda yer verdim. Ali Babacan’ın, “AB ve ABD’nin en sevdiği bakanların başında geldiğini” biliyoruz. “Türkiye’de, Müslümanlar için de sorunlar vardır (özgürlük yoktur)” diyerek Türkiye’yi AB’ye şikâyet eden Ali Babacan’ın iyi incelenmesi gerekir. -AKP’nin AB ve ABD ile bağlarının anlaşılması bakımından değerlendirilmesi için: - “Nasıl bir Türkiye oluşturmak istediğinin” görülebilmesi için Ali Babacan çok önemli bir göstergedir. Babacan için tespitlerim -Ali Babacan “Türkiye’nin AB güdümüne girmesinde bir sakınca görmüyor”. Türkiye’nin parasal ve mali işlerinin tek taraflı olarak AB’ye devredilmesi görüşünü hem İtalya’da hem de Sabancı Üniversitesi’ndeki konferansında açık olarak savundu. -Türkiye’ye “Batı’nın penceresinden” bakıyor. Nisan 2008’de basına yaptığı açıklamalarda ve Avrupa’daki konuşmalarında şu görüşe yer verdi: “AB süreci devam ederse Batılı iş çevreleri Türkiye’de önlerini görüp yollarını çizebilirler. Biz 2013’e kadar istenen her şeyi yerine getireceğiz. Gerisi AB’nin bileceği iştir, bekleyeceğiz”. Cumhuriyet’te “Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in İtirafları” başlıklı yazımda birkaç hafta önce buna değinmiştim. Ali Babacan, Türkiye ile dünya arasındaki ilişkilere Türk iş çevreleri, işçisi, köylüsü, esnafı açısından bakmıyor; “Batı şirketlerinin Türkiye projeksiyonlarını esas alıyor”. - ABD’nin en üst düzey yetkilileri ile yaptığı görüşmeler ve imzaladığı anlaşmalarla, “BOP’a hizmet ve destek veren bir yaklaşım içinde bulunuyor.” - Son olarak Türkiye’yi şikâyet ederek AB yetkililerine “Türkiye’de Müslümanlar için de sorunların bulunduğu” yönündeki değerlendirmeleri yapıyor. Ali Babacan’ın kimliğini ortaya koyması açısından tarihi bir açıklama niteliğindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde böyle bir dışişleri bakanının (veya bakanın) bulunduğunu düşünmek imkânsızdır. Olayın sadece Ali Babacan’a has bir kimlik olduğunu sanmak yanlış olur. Abdullah Gül’ün dışişleri bakanlığı döneminde sıkça dile getirdim ve kitaplarda yayımladım. Olay, “AKP’nin misyonu” ile ilgilidir. 30 Mayıs 2008 tarihli yazımda Batı’nın, “Türkiye’deki kimi İslamcılarla stratejik işbirliğine girdiğini” ele almıştım. Ali Babacan’ın inanmakta zorlandığımız, kabul edemediğimiz tutum ve konuşmaları “kişisel bir şey değildir”. Kendisi çok sakin, düşünerek konuşan, ağzından çıkan sözün bilincinde olan bir kişidir. Kabul edemediğimiz açıklamaları “bilinerek, düşünülerek ortaya konmuştur”. Onun AB konusundaki tutum ve değerlendirmelerini AKP iktidarının başından beri yakından izliyorum. Türkiye-AB ilişkilerine bakışı, Türkiye’ye bakışı kendileri açısından büyük bir tutarlılık içindedir. Ancak onların bu tutarlılıkları, şu konularda tutarsızlık gösteriyor: - Türkiye’nin dış dünya ile siyasi, iktisadi ve kültürel çıkarlarında, “karşılıklılık yerine tek yanlılığı ve bağlanmayı öngörmektedir”. - ABD ve AB’nin Türkiye ve bölge üzerindeki taleplerine uygun çözümlere yöneliktir. - Cumhuriyetin değerleri, ulusal çıkarlar ve Lozan’ın kazanımları ile taban tabana zıttır. - AKP ile Batı arasındaki özel örtüşmeler esas alınmaktadır. Olağanüstü vahim bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz. Ali Babacan olayı “münferit bir olay” değildir. Yürüttükleri politikanın bir parçasıdır. AKP hükümeti, “AB ile derin bağlar içindedir”. Abdullah Gül’ün ve Ali Babacan’ın dışişleri bakanlıklarında bu bağlar oluşturulmaktadır. Kimse bu derin bağların “Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili olduğunu sanmasın”; iktidarın talepleri ile Avrupa’nın taleplerinin örtüşmesi, bu derin bağların arkasındaki esas nedendir. Türkiye’nin AB sürecinin, “ülkenin AKPleştirme süreci olduğunu” herkesin iyi görmesi gerekir. Bu arada CHP’ye bir soru ve bir not: - AB’de CHP’nin ofis açma düşüncesi AKP ile Avrupa’da yarışmak için mi? Ve bir öneri: CHP’nin ilerleyebilmesi için Washington ve Brüksel ile birlikte ve eşzamanlı olarak Moskova ve Pekin’de de temsilcilik açması gerekir. Atatürk hayatta olsaydı böyle davranırdı…
|