|
Adam günlerdir bağırıyor; adeta kendini yırtıyor.
Ne günleri? Aylardır; hatta yıllardır sesini duyurmaya çalışıyor.
Sosyal ve ekonomik alanda enkaz yığını haline gelmiş olan Türkiye'ye: "Sesimi duyan var mı?" diye bağırıyor. Kimden bahsediyoruz? Prof.Dr. Naci Görür den. * Öncelikle adam ifadesini onu küçültmek amacıyla söylemediğimi belirtmeliyim. Böyle bir sıfat onunla asla bağdaştıralamaz. Üstelik de O, adam gibi adam'dır. Deniz altına inip araştırma yapıyor, fayın fotoğraflarını çekip gözümüzün içine sokuyor. "Bakın, Marmara fokur,fokur!" diyor. "Tedbir alınsın, yoksa olacak bir depremde şu kadar insan ölecek!" diyor. Diyor ama kimse tınmıyor. * Hocayı bir TV kanalı bile son günlerde çağırıp konuşturmuyor. Önceden konuşturanlar da zaten ya programlarına magazin havası verip bunu yapıyorlardı ya da hocanın konuşmalarını birkaç dakika ile sınırlıyorlardı. Adam söyleyeceklerinin yüzde birini bile anlatmadan, sipiker çok büyük bir iş başarmış edasıyla daha cümlesi bile bitmeden "Sayın Naci Görür, programımıza katıldığınız ve bizi deprem konusunda aydınlattığınız için teşekkür ederiz." diyerek hocayı yolluyordu. Naci Hocaların da konuşacağı, kanal kanal dolaşacağı günler temenni etmeyiz, ama yakındır. İstanbul ciddi bir şekilde sallansın görün siz medyayı! Bırakın uzmanları büyücülerden, falcılardan bile deprem hakkında bilgi almaya çalışacaklardır. * Hoca "Tedbir alınsın, deprem yakındır.Yoksa büyük bir facia ile karşı karşıya kalabiliriz" diyor. Tabii o böyle dedi diye hemen bütün kurumlar tedbir almaya başlıyor. Hadi canım! Şaka yaptık. Ne tedbiri? Belediye topu devlete; hükümet de belediyelere atıp duruyor. Yani ben değil, o yapsın! Peki özel sektör ne yapıyor? O topu kimseye atma gereği bile duymuyor; kendi topu ile kendisi oynuyor: Bulduğu boş alanlarına İstanbul'un dikiyor binaları... * Kısacası biz tedbir medbir almayız, böyle bir şey bilmeyiz;b una gerek de duymayız! Ama deprem olduktan sonra neden olduğu konusunda çok şahane(!) açıklamalar yaparız: Çok eskiden Dünya bir öküzün boynuzu üzerinde duruyor.Öküz yorulduğunda dünyayı bir boynuzundan ötekine alıyor.İşte bu boynuz değiştirme sırasında dünya sallanıyor ve deprem meydana geliyor masalı anlatılırdı. Devasa bir sarı öküz düşünün.Neden sarı? Çünkü çocukluğumda bu öküzümüzün sarı renkte olduğunu duymuştum. Belki yörelere göre renkler değişiyordur. Öküzümüz dünyayı boynuzunda taşıyacak kadar güçlü ama sonuçta onun gücü de sınırlı ve o yüzden yorulabiliyor.Yorulan boynuzunu dinlendirmek istediğinde ise vay dünyanın haline! Neyse ki artık bu masala inanan pek kalmadı. Şimdi cüppeli, takkeli kendilerine hiç hak etmedikleri halde "Hoca" sıfatı verilmiş olan bazı zevatın: "Ahlaksızlığın, fuhuşun artması"nı deprem sebebi olarak göstermeleri oldukça fazla kabul gören deprem açıklamalarıdır. Buradan hareketle de yıllardır kapalı bir kutu olarak gördüğümüz Çin'de meğerse ahlaksızlığın ve fuhuşun ne kadar yaygın olduğu hakkında bilgi de edinmiş oluyoruz. Baksanıza geçenlerde olan depremde Çin'de ölen insan sayısı 70.000'e ulaştı! * Bu hocamız, söyledikleriyle canımızı sıktığı yetmemiş(!) gibi ,şimdi oturmuş bu konuda bir de kitap yazmış. Kitabın adı da Fay'a Seyahat. İş Bankası yayınlarından yayımlanmış. Adının neden Fay'a Seyahat olduğu da kitabın tanıtım yazısında şöyle açıklanmış. "(Naci Görür) Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara'daki kolunu 31 Mayıs 2007 tarihinde gözleriyle görmek için özel bir denizaltıyla 1239 metre derine daldı. Deniz dibinde yedi saat süreyle kalarak fayı inceledi. İzini sürdüğü fayı, ancak çeşitli uzaktan algılama yöntemleriyle araştırabilmiş bir bilim insanı için bu deneyim Ay'a Seyahat ten farksızdı." Bu kitap satar mı? Bu kitap okunur mu? Hapishane anılarını anlatan bir mankenin kitabı kadar rağbet görür mü? Bilemem ama gene de bir kez daha bağırayım: "Prof. Dr. Naci Görür ün sesini duyan var mı?"
|