• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
17
Mayıs
2008
Anasayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Erol MANİSALI arrow "AB Sürecinde" Kazananlar ve Kaybedenler
"AB Sürecinde" Kazananlar ve Kaybedenler Yazdır E-posta
Erol MANİSALI   
Cuma, 14 Mart 2008

Erol MANİSALIGeçenlerde Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrencilere konuşma yaparken söze İtalyan yazar Pirandello'nun "Size Nasıl Geliyorsa Öyledir" oyunu ile başladım.

Türkiye'nin AB süreci de aynen Pirandello'nun oyununda söylediği gibi "Size nasıl geliyorsa..."

Çünkü herkesin beklentisi farklı. Değişik çevreler bu süreçten ayrı şeyler bekliyorlar...

- İşbirlikçi dinciler için AB süreci,Türkiye'de yollarının üzerindeki engelleri temizleyen bir süpürge gibi. Dinci bir yapılanmaya ordu mu karşı çıkıyor? Alırsın AB'yi arkana, başlarsın "Ordu siyasetin dışına" diye bangır bangır bağırmaya...Temizletirsin AB'ye önündeki engelleri bir bir ... "AB süreci" işbirlikçi dinciler için bir terminatör gibi iş görür. Tabii ki bilirler AB'nin Türkiye'yi içine hiçbir zaman almayacağını. Brüksel ile bu konuda adeta, stratejik ortak durumundalar. Zaten ne dinciler ne de AB ister Türkiye'nin üyeliğini. Ama, "Alınacakmış oyununu oynayarak" her iki taraf da işini görür Türkiye Cumhuriyeti üzerinden.

- "AB süreci" bölücüler için vazgeçilmez bir kaldıraçtır. AB süreci sayesinde Cumhuriyeti ve Lozan'ı çökertebileceklerini düşünürler.

AB (ve ABD) için Kürdistan projesi Ortadoğu'daki bir koçbaşıdır. Dinciler de bölücüler de hem kendilerini AB'ye kullandırırlar hem de AB'yi Türkiye'ye karşı kullanırlar. Bu çok verimli (ve kârlı) bir alışveriştir. Talaban i ve Barzani" nin ABD bağımlılığı gibi, bizdeki bölücüler için AB bağımlılığı vazgeçilmezdir.

İşte bu nedenlerle "AB süreci" Alaaddin'in sihirli lambası gibi kullanılır. "Açıl ya susam.." dediklerinde, AB süreci bütün kapıları açmaya başlar.Televizyon kanalları, siyasal destek, silah, para her şey gelir.

- Kimi büyük sermaye çevreleri için "AB süreci" , Türkiye'nin Batı kapitalizminin himayesi altına sokulmasının sihirli bir kapısı gibidir. 2004 ve 2005'teki çerçeve anlaşmalarına bile yazılmıştır. Türkiye piyasa ekonomisi uygulayıp ona göre hareket etmek zorundadır. Öyle sosyal devlet falan yok. Hele 1961 Anayasası gibi, karma ekonomiyi öngören yapılanmalar, "zinhar yasaktır" ! Tek seçenek, Türkiye'yi "Batı kapitalizminin mandası altına sokacak serbest piyasa düzeni" olarak öngörülmüştür bu süreçte.

İşte kimi büyük sermaye çevrelerinin sürekli olarak bozuk plak gibi, "AB sürecinden çıkmak yok" demelerinin arkasındaki gerçek neden budur. Türkiye'nin AB'ye hiçbir zaman alınmayacağını, en iyi onlar bilirler.


Ya Amerika?


- Herkes "AB sürecini" ABD'ye rakip bir gelişme zanneder. Bu en büyük aldatmacadır. 1963 Ankara Anlaşması'nı ABD istedi; 1970 Katma Protokolü ABD sayesinde imzalandı. 6 Mart 1995'te Başbakan Tansu Çiller'in önünde, Richard Holbrooke'un özel notu duruyordu(*). Aralık 1999'da göstermelik adaylık için, en fazla Brüksel'deki Washington temsilcileri çalıştılar. "AB üzerinden Türkiye'yi Batı kapitalizminin güdümüne sokmak" , Amerika için en doğal köprüdür. Bu köprünün adı, "AB sürecidir". ABD Kürdistan için de AB'yi (ve sürecini), bugün tepe tepe kullanmaktadır. Hem de sıfır maliyetle...

Yönetimdeki oligarşiyi oluşturan üç kesim azınlıkta olmalarına rağmen "Arkalarında ABD ve AB'nin bulunması" demokrasinin işlemesini engelleyen en önemli faktördür. Oligarşinin iktidarında, demokrasi işlemez hale gelir. AB süreci, "Demokrasi içinmiş gibi gösterilerek" , Türkiye'de gerçek demokrasinin önü kesilir. İşbirlikçi dincilerin, kimi büyük sermaye çevrelerinin ve bölücülerin yönetime egemen olmaları dış desteklerle sağlanır.


Kaybedenler kim?


AB sürecinden kazananlara karşın bir de kaybedenler var.

- Köylü (ve tarım) kaybedenlerin başında. AB süreci, "makro (ve ulusal) bir tarım politikası" nın uygulanmasını engelliyor. Brüksel'in dedikleri yapılıyor. Sonuçta, köylünün milli gelirden aldığı pay hızla gerilerken yabancı tekellerin esiri haline düşürülüyor.

- Yerli (ve ulusal) sanayinin yerine Batı kapitalizminin dev tekelleri egemen oluyor. Yerli sanayici, ithalatçı durumuna düşüyor.

- İşçi, memur ve esnafın milli gelirden aldıkları paylar geriliyor; sosyal hakları yavaş yavaş iyice kayboluyor. AB'nin talepleri doğrultusunda, "piyasa dostu" anayasalar ve yasalar getiriliyor. Bu yenilikler bizim halkımıza değil, yabancı tekellere yarar sağlıyor.

- AB sürecinde "Türkiye Cumhuriyeti" yavaş yavaş eritilip çözüştürülüyor. Sosyal devlet tamamen yok edilirken AB'nin (ve Batı'nın) egemenliği altına giren piyasa üzerinden bu süreç yürütülüp derinleştiriliyor.

Ulus devlet, tekil yapı, sosyal hukuk devleti yerine dinci, piyasacı ve bölücü bir yeniden yapılanma getiriliyor. AB sürecinin getirdiği özgürlükler, sömürgeleşme, piyasalaşma ve dinci bir yapıya dönüşme özgürlüğü" oluyor.

Türkiye'nin AB sürecinden çıkmamasını isteyenlere bakın, gerçeği görürsünüz; Atina, Rumlar, Fener Patrikhanesi, DTP, Talabani ve Barzani AB sürecinin en büyük savunucuları.

AB süreci, BOP'nin en önemli kaldıraçlarından birisi haline dönüşmüş bulunuyor. AB sürecinin bir kenarından, farkında olmadan tutanların, bu gerçekleri görmelerinde yarar var...

(*) Türkiye'nin Askersiz İşgali, sayfa 13, Truva, 2008


feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 

KKTC'de Amerikan ve İsrail Üsleri mi?

Son aylarda herkes Talat-Hristofias görüşmeleriyle oyalanırken örtünün altında çok garip operasyonlar yürütülüyor.

Diğer Yazıları

Dengeli.net - Kalemini Kullan Sessiz Kalma...

 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-mail ile haberdar ol:

Sistem FeedBurner