|
Boğaziçi Üniversitesi Prof. Dr. Engin Arık; nükleer parçacıkları hızlandırarak yüksek enerjili ışın oluşturacak ve sanayiden askeriyeye tam 232 alanda kullanılacak olan Devlet Planlama Teşkilatı’nın bir proje için Isparta’ya gidiyordu.
Bu projenin adı ‘‘ Türk Hızlandırıcı Merkezi Teknik Tasarımı Ve Test Laboratuarlarının Kurulması Projesi ’’ idi. Düşen uçakta 3’ü Boğaziçi Üniversitesi’nden 3’ü Doğuş Üniversitesi’nden olmak üzere 2’si kadın profesör 6 nükleer fizikçi bilim adamı ve üniversite öğrencileri de bulunuyordu. Araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi’nden Fen Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ ve Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlisi Mustafa Fidan ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Engin Arık uçağın bir sabotaj sonucu düşmesi neticesinde yaşamlarını yitirdiler. Evet sabotaj diyorum çünkü ben bu uçağın bir sabotaj sonucunda düşürüldüğünü düşünüyorum ve inanıyorum. Neden mi? Çünkü Prof. Dr. Engin Arık’ın ve arkadaşlarının sahip olmuş olduğu bilgiler ve üzerinde çalışma yaptığı konular suikasta uğramasına için yeterli ve geçerli olan bir sebeptir. Sn. Engin Arık hanımefendi Türkiye’nin büyük bir servete sahip olduğunu söylemişti. Peki Sn. Engin Arık’ın servet dediği neydi? Sn. Engin Arık ‘‘ toryumlu nükleer santral ’’ araştırmalarını destekliyordu. Arık, Türkiye’deki toryum rezervleri ve bu rezervlerinin hayati derecedeki önemi konusunda çok çarpıcı açıklamalar yapmıştı. Toryum’un bir servet olduğunu ve Türkiye’nin sonsuz bir enerji kaynağına sahip olduğunu ısrarla söyleyen Arık’ın ölümünü kimse ne bana nede bu konuyu takip eden hiç kimseyi sıradan basit ve kader ölümü şeklinde olduğunu iddia edip söyleyemez. Peki Sn. Engin Arık hanımefendi toryum konusunda en son hangi açıklamaları yapmıştı? ‘‘ Servetin üstünde oturuyoruz da haberimiz yok. Türkiye’nin sahip olduğu düşünülen toryum rezervi enerji üretimi açısından, 120 trilyon dolarlık petrole eşdeğerdir. 120 trilyon dolar ABD’nin 2001 yılı milli gelirinin 12 katına eşdeğerdir. Bu Türkiye için sonsuz bir enerji kaynağı anlamına geliyor. Toryum Türkiye’ye bir servet kazandırabilir. Türkiye’nin 2005 yılına kadar toryumlu nükleer santral araştırması için 40-50 milyon dolara ihtiyacı var. 2006-2010 yılları arasında deneme reaktörü kurulması için ise 1 milyar dolarlık bir yatırım gerekiyor. Toryum Türkiye’nin enerji bağımsızlığını sağlayacak, bizim için en önemli şey bu teknolojiyi öğrenmemiz. Şu 1-2 yıl içinde ciddi şekilde üzerinde çalışmamız lazım. 2005 yılına kadar toryumla çalışan nükleer reaktör protipi üretebilecek bilgiye ulaşmış elemana sahip olabiliriz. Bunun için gereken yatırım 40-50 milyon dolar, 2006-2010 yılları arasındaki ikinci aşamada ise 1 Gigawatt’lık bir deneme reaktörü kurulması için 1 milyar dolar civarında bir yatırım gerekiyor. ’’ ‘‘ Nükleer enerji santrallerinde uranyumun yerine kullanılabilecek olan toryum 21. yüzyılın en stratejik madeni olacaktır. Türkiye’nin 380 bin tonu kesin tahmini ise 800 bin tonluk toryum rezervine sahiptir. Türkiye bu rezervle dünyada toryum rezervine sahip ikinci sıradaki ülkedir. Japonya elinde hiç toryum bulunmamasına rağmen, toryumla çalışacak nükleer enerji santrallerine yönelik çalışma yapan üç ülkeden biri, Türkiye’de ise bu alandaki bilimsel çalışmalar desteklenmiyor. Toryumla ilgili çalışma yapan İsviçre’deki CERN laboratuarında aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu 12 Avrupa ülkesi katılırken Türkiye’nin bu çalışmanın içersinde yer olmaması Türkiye için bir kayıptır. Burada yer alabilmek için Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) çaba gösterdik ancak CERN’deki çalışmalara katılan ülkeler, bilimsel araştırmalara ayırdıkları kaynaklarla yapılan araştırmalara katılıyorlar. Ancak bu tür bilimsel araştırmalar Türkiye’de önemsenmediği için CERN’e kimseyi gönderemedik. ’’ ‘‘ Türkiye’nin sahip olduğu toryumu kullanabilmesi için en az 1200 bilim adamına ihtiyaç var, oysa bugün Türkiye’de bu alanda çalışan insan sayısı yaklaşık olarak 100 kişi, Türkiye için şu anda asıl önemli olan konu elaman yetiştirmektir ancak TÜBİTAK’ın bürokrat tavrını bırakıp bilime destek olması gerekiyor ayrıca bu konuda özel teşebbüsün de desteğine ihtiyacımız var. ’’ ‘‘ Türkiye’nin toryumla ilgili kaybettiği her geçen gün kayıp bir gündür. Eğer toryum kullanıma sokulursa Türkiye elektrik üretmek için petrol ve doğalgaz satın almak zorunda kalmayacak, ısınma ihtiyacımız için yeraltındaki yaklaşık 900 bin tonluk toryum ile ürettiğimiz elektriği kullanabiliriz. ’’ ‘‘ Araştırmalara göre Nükleer Enerji Santralleri’nin de kullanabileceği 1993 yılında kanıtlanan toryumun bugüne kadar ki dünyadaki kesinleşen miktarı 1 milyon 754 bin ton. Bu miktarın 380 bin tonu Türkiye’de bulunuyor. Dünyadaki toplam toryum miktarı ise 4 milyon 106 bin ton olarak tahmin ediliyor. Türkiye tahmini olarak sahip olduğu 880 bin ton toryum rezervi ile 1 milyon 306 bin tonluk rezerve sahip Brezilya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Enerji dışında elektronik tüpler, kimya endüstrisi, özel optik cam üretimi ve dişçilikte kullanılan toryumun kilogram fiyatı Maden Tetkik Arama (MTA) verilerine göre 80 dolar. Yani bugün Türkiye’nin sahip olduğu toryumun değeri yaklaşık 70 trilyon 400 milyar dolardır. ’’ ‘‘ Toryum özellikle enerji üretiminde kullanılabilir olması nedeniyle Türkiye’nin enerji konusundaki birçok problemine çare olabilecek, Türkiye’de şu anda kullanılan ve kömür gibi madenlerle çalışan termik santrallerin oluşturduğu kirlilik problemleri sorun olmaya devam ediyor, hala çalışmaları süren uranyumla çalışan nükleer santraller ise Çernobil felaketinden sonra soru işaretlerine neden olmayı sürdürüyor. Halbuki toryum ise sahip olduğu özellikleri sebebiyle Çernobil gibi felaketle sonuçlanan kazalar tekrar etmez, toryumla çalışan nükleer santrallerde radyoaktif kalıntı minimum derecededir, üstelik uranyumla çalışan santraller gibi çevrenin kirlenmesine de yol açmıyor, bugün dünyada savaşlara sebep olan petrolün 1 milyon variliyle elde edilen enerji, sadece 1 ton toryum kullanılarak üretilebilinir. ’’ ‘‘ Toryum Türkiye’nin en az 100 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilecek ve 100 bin kişiye istihdam potansiyeli yaratabilecek bir zenginliktir, ancak toryuma dayalı bir santralin kurulmasının maliyeti yaklaşık 100 milyar dolar gibi ciddi bir rakam fakat Türkiye toryumdan elde edeceği gelirle bir santralinin parasını bir buçuk, iki sene gibi kısa bir sürede çıkarabilir. Türkiye’nin elindeki önemli kaynaklardan biri olan toryumu iyi değerlendirmek için biran önce bilim ve teknolojiye yatırım yapılmasının kaçınılmaz bir şarttır. ’’ Evet değerli okurlar; ülkemizin sahip olduğu toryum madeni için merhum Sn. Engin Arık hanımefendinin söyledikleri kısaca bunlar. Bakınız başka hocalarımızda toryum konusunda şunları söylüyor: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü (TEKAM) Sayın Prof. Muammer Kaya; ‘‘ 1 ton toryum 1 milyon ton petrole eş değerdir. Dünyanın ikinci büyük toryum yatağı ülkemizdeki Eskişehir Sivrihisar Beylik kahır Kızılcaören ’de bulunmaktadır. Araştırmalarımız neticesinde en son Malatya Hekimhan Kulancak’ta da toryum yataklarını keşf ettik. 21.yüzyılın en stratejik hammaddelerinden biri olan toryum yoğunlaştırılmış bir yakıttır. Bir çuval kömür ile sadece bir ev ısıtılırken bir çuval toryum ile tüm bir şehri ısıtmak mümkündür. Toryum ile Türkiye’nin en az 100 yıllık enerji sorununu çözmek mümkündür. ’’ Ankara Gazi Üniversitesi’nden Sayın Prof. Salih Sultansoy; ‘‘ Türkiye’de en çok toryum Eskişehir ve bölgesinde bulunuyor, Eskişehir’de varolan toryum trilyonlarca dolar petrole eş değerdir. Eskişehir’den sonra Malatya ve civarında da toryum yatakları bulunuyor. ’’ Dumlupınar Üniversitesi Maden Fakültesi akademisyeni Sayın Prof. Dr. Birol Alevli; ‘‘ Ülkemizde ciddi bir toryum rezervi var ama bu toryumu topraktan nasıl ayrıştıracağımız konusunda bir çalışma yok. Ülkemiz topraklarında toryum oranı binde 12, toryum çıkarma teknolojisini geliştirirsek toryum ülkemizin enerji ihtiyacını karşılar. Ama şu anki teknolojimizle 1 ton topraktan 12 gram toryum çıkarabiliyoruz. Bakın 10 yıl önce ülkemizdeki bakır madeninin tenörü yüzde 2’den az ise o toprakta çalışmazdık, yine 10 yıl önce altın toprakta yüzde 5’den az ise bunu önemsemez ve o toprakta çalışmazdık, fakat şimdi teknoloji gelişti ve bugün bu toprakları değerlendirebiliyoruz. Toryum içinde öncelikli olarak teknoloji geliştirme çalışmaları yapmalıyız bu çalışmayı tamamladıktan sonra ülkemizdeki toryumu değerlendirebiliriz ancak bu çalışmaları yaptıktan sonra ülkemizin enerji alanındaki dış bağımlılığını ortadan kaldırmamız mümkün olur. Bugün Hindistan kendi geliştirdiği teknolojiyle topraklarından toryumu çıkarıp enerji ihtiyacını karşılamaktadır bu konuda teknolojik olarak Hindistan’da incelemeler yapmamız lazım, Hindistan’ın tecrübelerinden faydalanabiliriz, dünyada toryumla çalışan tesislere en çok ABD, Almanya ve Japonya’da rastlarsınız. ’’ Evet değerli okurlar; ülkemizde uranyum santralleri yapmak yerine neden ülkemizde var olan toryum değerlendirilmiyor? Neden ülkemizde toryum için gerekli olan teknolojik alt yapı çalışmaları yapılmıyor? Bakın kendi çabamla birkaç kişiyle yaptığım uluslararası temaslarımda 6 uluslararası hammadde ve teknoloji satıcısı şirket kendilerine kar olarak da dönecek toryum santralleri kurulması ve araştırma yapılması için kesenin ağzını açıp kredi vermeye hazırlar peki ama dışarıdan bile yabancılar bu kadar toryum konusunda heyecanlı iken ülkemizde neden toryum konusunda araştırma yapılması için kaynak yaratılmıyor? Neden toryum konusunda sus pus oluyor? Neden üzerinden aylar geçmesine rağmen düşen uçağın kara kutusu deşifre edilmiyor? Neden düşen uçağın kara kutusunun arızalı olduğu haberleri duyurulup bu olay unutturulmaya çalışılıyor? Ve neden ülkemizin gündemini siktiri boktan insanlar oluşturup ülkemizde siktiri boktan konuları konuşturup insanlarımızın aklını ve vaktini fuzuli ve hiçbirşeye bir faydası olmayan konular ve işlerle doldurup insanlarımızın boş yere zamanlarını ve aklını harcıyorlar? Türkiye’de insanlar düşünmesin araştırmasın, incelemesin burnunu her deliğe sokmasın, otursun sadece karnından düşünsün, hayatı sadece karnıyla yaşasın, hayatı sadece karnından ibaret saysın, aman sakın aklıyla ve kalbiyle düşünmesin, hayatı aklıyla ve kalbiyle düşünerek yaşamasın, maymun gibi olsun duymadım, görmedim, bilmiyorum desin ve bir maymun gibi davransın. Ülkemiz insanından istenilen bu. Çünkü Türkiye’de insanlar karnından düşünmeye teşvik edilirse ve Türk halkı karnından düşünmeye dönüştürülmesi tam manasıyla başarılırsa o vakit ne bayrak ne devlet ne millet ne toprak nede vatan bunların hiçbirinin bir önemi kalmayacaktır. Türk halkı üzerinde oynanan en büyük psikolojik savaşlardan biri de bu: karnından düşünen toplum bireyleri yaratmak ve bunların sayısını olabildiğince çoğaltmak. Bu uçağın düşmesinde ve çok değerli bilim insanlarımızı kaybetmemizin sonunda olayı sadece bir kaza gibi görmeye çalışıp toplumumuzun hala sessiz kalmasının sebebi de bu yüzden değil mi zaten? Karnından düşünmek… Yığınla hatta kusura isteyen baksın ama sürüyle böyle insan var…. Artık onur, gurur, namus, izzet, şeref gibi değerler hak getire…. ‘‘ Evimde bir torba kömürüm olsun, tenceremde bir çorbam kaynasın bir pilavım olsun başka bir şey istemem, ben kendi karnımı doyurmaya ve kendi evimi ısıtmaya bakarım, bana ha AKEPE yardım etmiş ha dışarıdan elin ecnebisi memleketi işgal edip yardım etmiş hiç fark etmez, yeter ki benim evim ısınsın benim ocağımda bir tencere çorbam kaynasın bir pilavım olsun yeter ’’ Evet esas tehlike de zaten bu değil mi? İnsanları karnıyla düşünmeye zorlamak, hayatı sadece karnıyla düşünmeden ibaret saydırmak. Rahmetli adaşım, kandaşım ve gendaşım olan sevgili dedem yıllar önce bana: ‘‘ Karnıyla düşünen insanlardan bu memlekete hiçbir fayda gelmez, karnıyla düşünen insan sadece kendi karnından başkasını düşünmez, bu tarz bir insanda memleket için makbul bir insan değildir. ’’ demişti. Ah sevgili dedeciğim ah…. Ah Harun dede ah… Seni ne çok arıyorum, seni ne çok özlüyorum bir bilsen, dedeciğim sen aramızdan ayrıldıktan sonraki yıllarda memleketimizi ne hale getirdiler bir görsen, ne kadar çok vatan haini türedi memleketimizde dedeciğim ah keşke bir görebilsen, senin yol göstericiliğine, senin fenerine şimdilerde o kadar çok ihtiyacım var ki ah bir bilsen. Ah bir dirilip keşke çıkıp gelsen, senden sonra ortaya çıkan vatan hainlerine karşı birlikte dede ve torunu olarak mücadele edebilsek. Adaşın, kandaşın, gendaşın, torunun seni çok özlüyor. Şimdi birileri çıkıp diyor ki; uçak eski ve arızalı bakımı yapılmayan bir uçaktı zaten, şirkette hizmetlerini durdurmaya hazırlanıyor zaten diye konuşuyor Pöh hadi canım sizde, hadi yallah başka kapıya. Eğer bu düşen uçak CIA’nın Türkiye’de yaptığı operasyonlardan biri değilse bende ne olayım emi. Değerli okurlar; Enerji Bakanlığı’nda çalışan değerli bir bürokrat arkadaşımla sohbet ederken ismini sizlerle güvenlik sebebiyle paylaşamayacağım bürokrat arkadaşım; ‘‘ Harun’cuğum Türkiye’nin altı zengin üstü fakirdir, bunu bütün gelişmiş ülkeler bilir ama maalesef halkımız bu durumu bilmez, Türkiye’deki toryum yataklarının TBMM’si kararı ile yasal olarak güvence altına alınması gerekir, Türkiye’nin toryum yataklarından elde edeceği enerji bütün dünyanın elektrik ihtiyacını 450 yıl boyunca karşılayabilecek kapasite, askeriye dahil devletimiz birçok kurumu bu durumu biliyor ama devleti idare edip yöneten sivil idare olan ve seçimle iş başına gelmiş olan hükümet veya hükümetlerdir. Bugüne kadar hiçbir hükümet bu konuda yasal önlemler almadı ve gerekli olan bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme çalışmalarını başlatmadı ve bu konuya özel bir kaynak ayırmadı, bunun sebebi hükümet veya hükümetlerin uluslararası ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. Bugünlerde toryum konuşuluyor ama sadece toryum değil bor yatakları da en az toryum kadar çok önemli bor ve toryum Türkiye’nin geleceğidir, bizler yaşarken görür müyüz bilemem ama sana durumun önemini anlatabilmek için sadece şu kadarını söylemekle yetineyim sadece bu toryum ve bor yüzünden tıpkı Irak’ta olduğu gibi Türkiye dışarıdan yabancı bir ülkenin askeri müdahalesiyle bile karşı karşıya kalabilir. ’’ Dedi. Değerli okurlar; Ben size bu yazımı hazırlamadan önce yakın çevremde bu konu hakkında konuşmuştum tıpkı her yazımın konusunu hazırlamadan önce konuştuğum gibi. Sanıyorum birileri bu toryum konusunda rahatsız olmalı ki; evime bir yakınımdan telefon geldi. Yıllardır görüşmediğim bir yakınım babama beni şikayette bulunmuş; ‘‘ Harun internette bir takım yazılar yazıyor, tehlikeli konulara girmeye başlamış, söyleyin ona illa yazı yazmak istiyorsa magazin, mizah yada spor yazıları filan yazsın memleket meselelerine ilişkin yazılarına son versin, memleketi kendi başına kurtaracağına ciddi olarak inanmaya başlamış, memleketin çivisi çıkmış, memleketi kurtarmaya kalkışmasın, Ak Partiye yönelik eleştirilerini de yumuşatsın, bütün sorunları Ak Parti yaratmadı, daha öncede vardı yazdığı sorunlar, biz ileride nükleer santral yapım ihalesine girmeye hazırlanıyoruz, işimize sekte vurulmasın, herşeye muhalefet etme huyundan vazgeçsin, gezsin tozsun hayatını yaşasın bu konulardan uzak tutun şu çocuğu, sevgilisi filan yok mu bunun, başını bir kızla bağlayın bunun, yaramazlık yapmaya devam ederse şunun biraz kulağını çekin, ’’ demiş. La ilahi illallah muhammeden resulullah, bir yaşıma daha girdim sanki. Galiba beni sadece çocukluk günlerimden hatırlayan bazı yakınlarım benim hala kısa pantolonla Bayramoğlu’nda ceplerinde yağlı lokmaları ve kurabiyeleri elinde dondurması ile dolaşan bir çocuk zannediyorlar. Kaldı ki; ben o çocukluk günlerimde bile höt dendiğinde bana höt diyenin dediğini yapmazdım şimdi kırklı yaşlarına girmeye hazırlanan yetişkin bir insan olarak bana höt diyenin dediğini yapmaya kalkışmam benim açımdan oldukça komik bir durum olur doğrusu. Bu dünyada bana baskı yapmaya kalkışacak adam daha anasının karnından doğmadı. Ben doğru bildiğimi yazarım doğru bildiğimi söylerim, canımın istediğini yazarım canımın istediğini söylerim. Bu taşıdığım can bu bedenimde olduğu sürece, bu vücudumun üzerinde taşıdığım kellem bu bedenimden ikiye ayrılmadığı sürece hiç kimseyi takmam, hiç kimseyi de şeyime sallamam. Araya aracı sokarak benden bir şeyleri yapmamamı istemek benim dünya görüşüme göre pek erkekçe gelmiyor. Hele hele şu başımı bağlama olayı beni oldukça güldürdüğünü söylemeliyim, benim başımı bağlayacak bir kadın bu yeryüzünde yok, öteki tarafta ne olur orası bilemem ama şundan adım gibi eminim bu dünyada beni elde edecek bir kız daha dünyaya daha gelmedi. Ben özgürlüğüme ve rahatıma oldukça düşkün bir adamım bugüne kadar ne özgürlüğümden nede rahatlığımdan hiç kimse için taviz vermedim bundan sonra da vermem, dizginleri olmayan bir at gibi özgürce dolaşırım, koşarım ve çoşarım. Bana kement vuracak ve dizginlerini eline alacak bir kadın bu dünyada yok, olamaz da zaten. Ben istemedikten ve boyun eğmedikten sonra yeryüzünde hiç kimse ama hiç kimse bana ne kement atabilir nede beni dizginleyebilir. Bana kement atmaya kalkanın o kemendini elimle havada tutar o kemendi atanın boğazına o kemendi öyle bir düğümlenirim ki; o kemendi atmaya kalkan feleğini şaşırır. Ah ah değerli okurlar ah ah…. Oysa direk bazı şeyler benden rica edilse yada ikna edilmeye çalışılsam belki de bu şekilde davranmayacağım, belki de uslu bir çocuk olmayı kabul edeceğim, hatta yazmayı bile bırakacağım. Ama benimle insanca tek bir günü bile yaşamayan ve tek bir gün bile karşılıklı çay içmemiş, beni anlayama çalışmamış, hatta dinlememiş, hatta hiç konuşmamış, gündelik yaşantımı benimle birlikte hiç yaşamamış, gündelik hayatta benimle birlikte sosyal hiçbir insani aktivite de bulunmamış, hiç kimsenin benden bir şey istemeye hakkı yok. Ama kahrolmasıca o yok mu o? O beni tahrik ediyor işte, o beni yazmaya zorluyor işte, onun varlığı beni yazmaya zorluyor işte. Bilmem ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum acaba? Toryum çok ama çok önemli değerli okurlarım; toryum şimdi inanın bana çok ama çok daha fazla önemli. Sağlıcakla kalın.
|