Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
16
Haziran
2008
Anasayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Erol MANİSALI arrow AB Süreci, Cumhuriyeti Tasfiye Sürecidir
AB Süreci, Cumhuriyeti Tasfiye Sürecidir Yazdır E-posta
Erol MANİSALI   
Pazartesi, 14 Nisan 2008

Erol MANİSALIBrüksel'dekiler kritik kopma noktalarında, doluşup Ankara'da boy gösterirler. Bu AB'nin Türkiye politikası açısından vazgeçilmez bir durumdur. Komisyon Başkanı Barroso 'nun gelişi de bu hamlelerden biri.

AKP hükümeti, AB'nin Türkiye politikalarının yürütülmesi açısından çok önemli. AKP ile AB arasında iyi bir "alışveriş dengesi" kurulmuş; sen beni kolla, ben de senin istediklerini bir bir vereyim...

İşte Barroso "dava açılmasının ardından" bu ortamın bozulmaması, AB sürecinin aksamaması için geldi. Tabii ki "AB sürecini" yürütecekler, süreç kesilirse Türkiye'nin sömürgeleştirilmesi ve ayrıştırılması aksar, bunu istemezler.

Daha önce de birkaç kritik kopma noktasında Brüksel'in patronları devreye girdiler:

- 6 Mart 1995'te "AB'ye alınmayacak olan Türkiye'nin gümrüklerinin ve üçüncü ülkelerle ilişkilerinin ipotek altına alınması için" devredeydiler. Yalnız Brüksel değil Washington da devredeydi. İşin Washington ayağını, bugün Kürdistan projesini yürüten Richard Holbrooke üslenmişti.

- Aralık 1999'da, "Koşullu adaylığı kabul etmem" diyen Ecevit 'i bu göstermelik adaylığa sokmak için, Brüksel'in patronları Helsinki'den gece yarıları apar topar Ankara'ya üşüştüler. Ankara'daki kimi taşeronları ile Ecevit'e yüklendiler ve onu pes ettirdiler. Amaçları, "Türkiye'yi AB'nin yedeğine almaktı." Ecevit, "İçime sindiremedim..." diyerek imzalamak zorunda bırakıldı.

- 3 Ekim 2005'teki, "Türkiye'nin AB'ye alınmadan, bekleme odasında nasıl iğfal edileceğinin koşullarını belirleyen" çerçeve anlaşması, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül 'ün alkışları arasında imzalanırken medyada karartma uygulattılar.

Lozan'ın altını yavaş yavaş oyacak bu belge, Kızılay Meydanı'nda havai fişeklerle kutlandı. Avrupa emperyalizmine karşı Ankara'da kurulan Cumhuriyetin tasfiye süreci bu sefer, "AB süreci" adı altında tersyüz edilerek kutlanıyordu.

10 Nisan 2008'de Komisyon Başkanı Barroso'nun gelişinde ise "AB sürecinin Ankara ayağının yıkılmasını engellemek amacı" esastı. Hükümet ile Brüksel arasındaki alışveriş gereği, Brüksel'in patronları görevlerini yerine getiriyorlardı.

Hazır gelmişken "AB sürecini canlı tutmanın yanında", yorgunluklarını karşılayacak ek ganimetlerin de peşindeydiler. 301. madde gibi, Fener Patrikhanesi'ni onurlandırarak "Lozan'ın dışına çıkarılması projesini" güçlendirmek gibi...

İlker Başbuğ 'un, "Ulus devlet ve üniter yapının bozulmasına izin vermeyeceğiz" yönündeki çıkışı, Ankara ile Brüksel arasındaki alışverişe karşı bir tepkidir. Aslında bu çıkışı Başbuğ'dan önce TBMM'nin yapması gerekmez miydi?

Onlar yapmadığı, gerçek demokratik sistem çalışmadığı için, iş yine kendilerine kaldı.

Ali Kırca'nın karşıma oturttukları...

 

Konu yine "AB süreci"... Birkaç hafta önceki Siyaset Meydanı'nda Kırca karşıma, "Dinci-Barzanici" bir karma takım oturtmuştu. Biz ulusalcılar onlarla karşı karşıyaydık.

Bir iki hafta sonra tekrar, 10 Nisan 2008'de katıldığım Siyaset Meydanı'nda ise karşımızdakiler, Avrupa Birliği ve Patronlar Kulübü karmasından oluşuyordu. İşin en komik yanı da kimilerinin Türkiye-AB ilişkilerini, "Kanarya sevenler mi yoksa bülbülü tercih edenler mi" biçiminde göstermek istemeleriydi. "AB'ye karşı mısınız, yoksa yanında mısınız" diye sorulduğunda, "AB'nin (ve Batı'nın) Türkiye ve bölge üzerindeki sömürgeci politikalarının üstü örtülmüş oluyordu."

 

Karşımızdakiler, konuşmaların şöyle yapılmasını istiyorlar:

- AB'ye kim girdi de kaybetti? 40 yıl önce Portekiz, Yunanistan bizden geriydi, girdiler zenginleştiler...

- AB içinde demokrasi var, özgürlükler var, girin siz de zenginleşin, özgür olun...

- İşte bu nedenle de AB süreci aksamadan yürütülmeliydi.

Oysa soruların şu şekilde sorulması gerekir:

- Siz onların "AB süreci" adı altında Türkiye'yi sömürgeleştirerek parçalamasını mı istiyorsunuz?

- Yoksa AB ile yan yana, karşılıklı çıkarlarınızı koruyarak iki normal ülke gibi mi yaşamayı tercih edersiniz?

Karşı takımdakiler sorunun böyle sorulması gerektiğini çok iyi bildikleri halde "olayı özellikle saptırarak" AB sürecinin yürütülmesini savundular.

- AB'nin çıkarları bunu gerektiriyordu...

- AB ile alışverişte bulunan AKP'nin işine bu geliyordu.

- Kimi büyük sermaye çevreleri, "AB (ve Batı) politikalarının bir parçası olmak zorundaydılar."

 

- Tabii ki Türkiye'deki bölücüler, AB sürecine destek vereceklerdi, onlar da AB'yi arkalarına alacaklardı.

Avrupa Parlamentosu'nu temsil eden parlamenterin davranışı ise Brüksel'in gerçek yüzünü ortaya koydu. Hitler döneminde dünyaya bakan gözlerin, bugün Brüksel'den Türkiye'yi nasıl seyrettiğini, herkes ekranlardan canlı canlı izledi.

Halkımız, AB'nin maaşlı avukatlarına karşı, "% 90" oranıyla yanımızda yer aldı, kamuoyu yoklamaları böyleydi. Halkı kandıramadılar...

Birkaç hafta arayla Ali Kırca 'nın seçip de karşımıza oturttukları ilginç bir kompozisyon oluşturuyordu: Kimi dinciler, Barzaniciler, Avrupa Parlamentosu'nun Alman üyeleri ve kimi sermaye çevrelerinin maaşlı avukatları... Sanki işgal dönemindeki İstanbul'daydık, ne yazık... Ve karşımızdakiler bütün güçleriyle, "AB sürecinin aksamadan yürümesini" ısrarla savundular.


feed1 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
gozutok
14 Nisan 2008 11:45 27
Başarı Göstergesi: +3

Saygıdeğer Manisalı

İnanın Sizin Gibi Cumhuriyetçilerle gurur duyuyoruz,aklı selim insanlarımızın vakit geçirmeden bu gerçeği göreceğine inancımız tamdır.Ab ve Abd nin Gurka,larından kurtulacağız,telaş onun içindir.

Rapor Et
Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 

  :: "İhtimal bazı kafalar kesilecektir"   :: Kapatma davası değil, İran operasyonu   :: Uzlaşma   :: Batı Neden Dinci Oldu?   :: Eşik Aşma   :: Başbuğ'a "Büyükanıt Süreci" mi Uygulanıyor?   :: Orgeneral Başbuğ neden hedef tahtalarında?   :: Harikasınız Çocuklar   :: Cep telefonuna karşı uyarı   :: Karpuz fiyatları yerle bir   :: İkinci El Otomobil Piyasasında Durgunluk   :: Yarsav Başkanı:'Yargı Organlarına Saldırı Var'   :: 'Mesaisini Ankara için harcasın!'   :: Cemaatin karanlık planları   :: Siyaset oyunu   :: Şener AKP'de nasıl durabildi?   :: Sopayla icra edilen kanuna ne denir?   :: AKP Birliklerinin Toplu Saldırısı   :: İki Kişi   :: Amastris'in Gözyaşları   :: AKP'nin Alevi Açılımı Ve Çamuroğlu   :: Budur   :: Atatürk çok kırılmıştır   :: SON REPLİKLERİ BİZ SÖYLEYECEĞİZ!   :: DTP'Lİ BİRİ ÇIKIP DA DESE Kİ   :: ÖNCELİKLİ OLARAK ÇOCUKLARINIZI DAĞA GÖNDERMESENİZ   :: İnişler ve Çıkışlar   :: Olaylar ve Olasılıklar   :: Futbolun iyi yanı   :: Tren gelir hoş gelir

Batı Neden Dinci Oldu?

Soğuk savaş bittikten sonra Batı’da din ve inançlar konusunda ilginç değişiklikler oldu.

Diğer Yazıları
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: