|
Oligarşi, Batı'nın Emrinde |
|
|
|
Erol MANİSALI
|
|
Salı, 30 Ekim 2007 |
|
Türkiye'deki "oligarşi" ABD ve AB'nin güdümünde.
Bu bağlanma, "birbirini tamamlayan iki yolla oluyor" ; ya ABD, AB ve IMF ile yapılan tek yanlı anlaşmalarla Türkiye'yi iktisadi, siyasi, hukuki, askeri ve kültürel olarak bağlıyorlar ya da "serbest ve dışa açık Türk piyasasını" Batı tekellerine işgal ettirerek yapıyorlar.
Bu iki araç birbirlerini mükemmel bir biçimde tamamlıyor. İkili ama tek yanlı anlaşmalarla "serbest piyasa üzerinden Türkiye'yi bağlayacak altyapı hazırlanıyor" . İşler, "otomatiğe bağlanmış bir biçimde kendiliğinden yürüyor".
- Bu işleri kim yürütüyor? Kimi siyasiler ve büyük sermaye çevreleri; kimi şeriatçılar ve bölücüler... Fethullah Gülen'in İngilizlerle Londra'da yaptığı (Ekim 2007) toplantısının izini sürersek hepsini bir bir görürüz.
- Peki neden yapıyorlar? ABD ve AB bunları maaşa mı bağlamış? Hayır, böyle değil; üç-beş gazeteci ve akademisyeni saymazsak, işler böyle yürümüyor.
- Nasıl mı yürüyor? Siyasiler, büyük sermaye çevreleri, şeriatçılar ve bölücüler, bu bağlanmayı "bir alışveriş olarak değerlendiriyorlar". Verdikleri şunlar; Cumhuriyetin iktisadi varlıkları, Lozan'ın kazanımları, Türkiye'nin bütünlüğü ve ulusal kimliği, demokrasi ve laiklik.
Türkiye'yi iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel olarak, Batı emperyalizmine pazarlarken karşılığında şunları alıyorlar; şeriatçılar askere ve ulusal güçlere karşı Brüksel ve Washington'ın desteğini alıyor; bölücüler, BOP'a verdikleri destek karşılığında Türkiye'yi bölmeye çalışıyorlar. Büyük sermaye, "Batı oligarşisinin ikinci sınıf ortağı" olma güvencesini elde ediyor.
Sermaye, şeriat, bölücü ortaklığı Batı bu koalisyonu yönetime getiriyor ve onlara istediğini bir bir yaptırıyor. Bu coğrafyadaki oligarşi, kuşkusuz İngiltere, Fransa ve Almanya'dakinden çok farklı.
Papyonlular, sarıklılar ve bölücüler türel olmayan bir koalisyon kurmuşlar. Ortak noktaları şunlar:
- Sosyal devletin (ve devletin) yok edildiği, özelleştirilmiş, her şeyin serbest olduğu açık bir ekonomik yapı. Şeriatçı, serbest piyasa üzerinden şeriatını yürütüyor; bu arada cebine büyük paralar giriyor; aynı serbest piyasa, bölücüye de yasadışı kazanç getiriyor.
Büyük sermayemiz zaten "Batı tekellerinin taşeronu olarak çalıştığı için" bu sömürge düzenini hiç yadırgamıyor.
- Cumhuriyet yerine "ılımlı İslam devleti" konusunda kısmi bir anlaşma var. Şeriatçılar ve bölücüler tam destek veriyorlar. Büyük sermaye "papyonun hatırına, gardırop Atatürkçülüğünü oynamak zorunda" .
Özde değil, sözde Atatürkçülük yaparak "Batı'nın ılımlı İslam modeline" örtülü destek veriyor.
- BOP ve bunun altyapısını hazırlayan Kürdistan, yeni Ermenistan ve Patrikhane konularında oligarşinin desteği var; şeriatçı ve bölücü tam destek veriyor. Büyük sermayeninki ise "örtülü vaziyette" .
Şeriatçıların, bölücülerin ve büyük sermayenin kendi gazetelerine, televizyonlarına çıkardıkları gazetecilere ve akademisyenlere bakalım; hemen hemen hepsi Türkiye'yi emperyalizme pazarlayan işbirlikçi insanlar.
İnsanlar neden şaşırıyor ki!.. Aklı başında yazarlar, çizerler, düşünürler, sokaktaki insan şaşkınlık içinde soruyor:
- Bu iş nasıl yapılır, Irak'ın kuzeyinde emperyalizmin kukla devletine Türk hükümetleri nasıl yardım eder? Neden kendi bindiği dalı keser?
- Annan Planı'na Ankara nasıl evet der?
- Fener Patrikhanesi konusunda "göz göre göre Lozan nasıl deldirilir" ?
- Türkiye'nin en önemli stratejik iktisadi kurumları Batı tekellerine nasıl verilir? Batı'da hiçbir ülke bunu yapmıyor; bizim hükümet neden yapıyor?
İşte, bütün "bu akıl almaz uygulamaların arkasında oligarşi vardır" . Yukarıda da açıklandığı gibi, "oligarşi ile Batı arasında adı konmamış örtülü bir ortaklık söz konusudur".
Gerçek stratejik ortaklık işte budur.
- Bazen, "AB süreci" adı altında imzalanan anlaşmalarla;
- Bazen, "Kıbrıs'ta çözüm" yalanı arkasına saklanan ödünlerle;
- Kimi zaman "dinlerarası diyalog" arkasına gizlenmiş yalanlarla oligarşi işini yürütür.
Cumhuriyetin yıldönümünü kutlarken bütün bunları yazmak ne acı. Oligarşinin Cumhuriyeti yıkmasını tüm gücümüzle engellemek zorundayız. Bulunduğumuz her noktada, yaptığımız her işte bunun bilincinde olmalıyız.
|