• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color

Dengeli.net

05
Mayıs
2008
Anasayfa arrow Takip Ettiğimiz Yazarlar arrow Patolojik Vak'a Sarkozy'ninki mi? Yoksa Bizimki mi?
Patolojik Vak'a Sarkozy'ninki mi? Yoksa Bizimki mi? Yazdır E-posta
Erol MANİSALI   
Cuma, 14 Aralık 2007

Erol MANİSALI Fransa'nın, "Türkiye-AB görüşmeler sürecine ilişkin metinden üyelik perspektifini çıkarması" Türkiye'de tepkiyle karşılandı. 

TÜSİAD bu tutumu "patolojik bir vak'a" diye tanımlamış ."Patolojik olayın" gerçekte ne olduğunu ortaya koymamız gerekiyor.

Tam üye yapılmayacağımız "aklı başında ve namuslu olan" herkes tarafından biliniyor. Ancak önce, "şu patolojik meseleye" bir göz atalım: Türkiye'nin ileride de alınmayacağını bilerek , "Biz sadece görüşüyoruz" denilmesi için talepte bulunan Fransa"patolojik vak'a" nın konusu olur? Yoksa Türkiye'nin alınmayacağını çok iyi bildikleri halde "alınacakmış oyununu oynayanların yaptıkları aldatmacalar mı?"

Ortada patolojik bir olay varsa bu kesinlikle ikincisidir. Bizim oligarşinin içinde bulunduğu durumu en iyi Günter Verheugen kanıtlamıştı; "Biz Türkiye'nin AB'ye alınmayacağını akıllı insanların anlayacağı bir biçimde söylüyoruz" demişti.

Günter Verheugen'in yanında ikinci şahidim ise Abdullah Gül'dür. 1994-1996 döneminde TBMM'de yaptığı "bilgili ve dürüst" konuşmalarla, AB'nin bizi içeri neden almayacağını, arka bahçeye bir kuma gibi nasıl kapatacağını bilimsel bir biçimde ortaya koymuştu. (*)

Kanıt mı istiyorsunuz?
Bugün olayı hâlâ görmek istemeyen "patolojik Vak'a mensuplarına" aşağıdaki gerçekleri okurlarımdan özür dileyerek bir daha tekrarlamak durumundayım;

1) AB Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu 1989'da reddetti. Bunun üzerine içimizdeki oligarşi ve Washington, "Türkiye'nin AB'nin arka bahçesi" yapılarak Batı kapitalizminin himayesi altına sokulmasına karar verdiler.

2) Devlet Planlama Teşkilatı'nın, konuyu bilen satılmamış akademisyenlerin ve aklı başında yazarlarımızın şiddetle karşı çıkmasına rağmen, "Türkiye AB'nin gümrük birliği yükümlülükleri altına tek yanlı sokuldu."

Bu işi içimizdeki oligarşi ile Washington birlikte yürüttüler. Richard Holbrooke'un bizim başbakana gönderdiği notu bile yayımlamıştım. (**)

3) 1997 Lüksemburg doruğunda Ankara'nın rest çekmesi üzerine Washington ve Brüksel telaşa kapıldılar ve 1999'da "yapay ve sözde adaylığı" , hem de Ege ve Kıbrıs koşullarıyla kabul ettirdiler. Ecevit'e yalnız dışarıdakiler değil, "içerdeki oligarşi de dayatarak bu sindirilemeyecek şeyi zorla imzalattılar."

4) Esas kıyamet AKP'den sonra koptu: "ABD ve AB'yi arkasına alan yeni iktidar" tamamen ipotek altına girmişti.17 Aralık 2004 ve 5 Ekim 2005'te imzalanan çerçeve anlaşmaları, "Türkiye'yi , üyeliğe değil, üyelik dışında özel statüye" götürüyordu. Üstelik Türkiye'nin çözüştürülme yolları açılıyordu.

- AB, sadece görüşeceğiz.. işin ucu açık diyordu.

- Türkiye diğer aday ülkelerin tabi olduğu uygulamanın dışında olacak deniyordu; bekleme odasına hapsediliyordu.

- İşgücü dolaşamayacaktı.

- AB kurumlarının "Türkiye'ye ilişkin aldığı kararlar" (yani dayatmalar) görüşme sürecinin bir parçası oluyordu. Hani Büyükanıt'ın ve Genelkurmay İkinci Başkanı Saygun'un söylediği gibi; AB Türkiye'yi bölüyordu.

- Dahası.. Türkiye ağzıyla kuş tutsa sonunda referandum yapılacaktı. Fransa kanun bile geçirtti.

Bunlar Türkiye'nin alınmayacağının sadece bazı kanıtlarıdır . İmzalanan belgeleri "aklı başında ve namuslu" insanlarımız okuduğu zaman,Türkiye'nin alınmayacağını zaten görürler.

Gerçeklerin söylenmesinden korkanlar kim?

Sarkozy'nin ve Merkel'in Türkiye'nin alınmayacağını açık açık söylemelerinden ve metinlere koymalarından korkanlar kim? Karartma uygulanarak gerçeklerin gün ışığına çıkmasını kimler, neden engelliyor?

1) ABD ve AB'nin Türkiye ve bölge için biçtiği elbiseyi baştan kabul eden kimi sermaye çevreleri var. Onlar Türkiye'nin alınmayacağını; arka bahçe yapılarak bölüneceğini halktan gizlemek istiyorlar. Bütün sorunları, Batı ile karşı karşıya gelmemek; onların taşeronluğunu yaparak ayakta kalmak.

2) Dinciler "Cumhuriyete karşı, ABD ve AB'yi arkalarına aldıkları için" , görüşmeler sürecinin (ve aldatmacanın) aksamadan yürümesini istiyorlar. O sayede yeni anayasaların, tarikatların, cemaatlerin yolu açılıyor.

3) Bölücü odaklar "AB ve ABD'nin en stratejik ortakları" ; Irak'ın kuzeyinde Barzani ,Türkiye'de bunlar...

Sarkozy ve Merkel'e teşekkür ediyorum. İçimizdeki sahtekârların maskelerini düşürdükleri için. Abdullah Gül'ün 1994-96 döneminde söylediği gibi halkımızı uyarıyorlar!..

Türkiye'de korkunç bir karartma hüküm sürüyor. 6 Mart 1995'te ,"Türkiye'nin askersiz işgalinin" ilk adımı atılırken sömürgeciler de oligarşi de bayram yaptılar.

AB sürecinin aksamadan devamını yalnız hükümet istemiyor; Atina, Kıbrıs Rumları, Fener Patrikhanesi, Ermeni diyasporası, Barzani, Talabani.. kısacası Türkiye'den bir şeyler kopartmak isteyen herkes de bunun peşinde...

Bu cephe Sarkozy'lerin, Merkel'lerin boşboğazlık yaparak maskeleri düşürmesine fena halde bozuluyorlar...

(*) Avrupa'yla Derin Bağlar, sayfa 50-75,Truva, 2007

(**) Türkiye'nin Askersiz İşgali, sayfa 13,Truva, 2007


 

feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 

  :: Microsoft Yahoo'dan vazgeçti   :: Sosyal Güvenlik Kurumunda Akıllı Kart Dönemi   :: "Kıbrıs Türk Devleti" Rumları rahatsız ediyor   :: Yeni Şafak Gazetesi'ne Kurşun İsabet Etti   :: Öldüren Magandaya 8,5 Yıl   :: Myanmar Kasırga Felaketi   :: Antalya'da mutlu bir Çankayalı   :: Öncesi ve sonrası   :: Bahtiyar Ol Nazım   :: Deniz Baykal'dan Aklımda Kalan...   :: Müttefik Aklı   :: 2009 Başına Kim Hazır?   :: Devlet Bahçeli:AKP hükümeti Türklüğün her özelliğinden rahatsız   :: 1 Mayıs, örnek biçimde kutlandı.!   :: Yurttaşına savaş açan hükümet   :: Eczacıbaşı, Koç, Sanayi ve AB...   :: Uyarı Çeşitleri   :: Taksim Duvarı!   :: Üç Adam   :: Disk'alifiye!   :: ODTÜ ve Mimar Sinan üniversiteleri   :: DTP, "AKP KAPATILMAMALI" DİYOR, AMA...   :: 1 Mayıs Mesajı   :: HAVA OPERASYONLARINDAN KAÇAN pkkYA NE OLDU !!!   :: Avea- Teknosa işbirliği   :: Fiat en çevreci otomobil markası   :: Kanser yüzde 80 önlenebilir   :: Klavyede klozetteki kadar bakteri var   :: Yaşananlar devlet terörüdür   :: Tüketici güveni en düşük düzeyde

           

Dengeli.net - Kalemini Kullan Sessiz Kalma...

 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk

SİZ'CE

AKP davasında Savcılarımız Cumhuriyetin ve Demokrasinin kendilerine verdiği yetkiyi kullanmıyor mu?
 
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

ÖNCEKİLER
SONRAKİLER