|
Nisan 2008'in ilk haftası içinde Babacan ve Şimşek' in AB ile ilişkiler konusunda çok önemli açıklamaları oldu. Bunlar gazete, televizyon ve ajanslarda yayımlandı. Bu açıklamalar AKP hükümetinin, AB ile ilişkilerden ne beklediğini ortaya çıkaran çok önemli itiraflardır.
Önce Ali Babacan'ın açıklamalarına bakalım. Babacan Türkiye-AB sürecine nasıl bakıyor? "Biz 2013 yılına kadar AB'nin istediklerini yerine getireceğiz. 2013 yılında, işte biz hazırız, her şeyi yaptık, artık karar sizin diyeceğiz. Ondan sonra karar AB'nindir, biz görevimizi yerine getirmiş oluyoruz ." AB'den sorumlu bakanın AKP hükümeti adına yaptığı değerlendirme bu. " Türkiye AB'nin istediklerini yerine getirecek, ondan sonra da kararı AB'ye bırakacak." Sayın Bakan (ve AKP hükümeti), "böyle bir tutumun, inisiyatifi tamamen AB'ye bırakan, her türlü istismar olanağını en baştan AB'ye teslim eden bir durum yarattığını ya göremiyorsunuz ya da özellikle görmek istemiyorsunuz ". Diğer taraftan, " AKP hükümetinin 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005'te imzaladığı anlaşmalarla, Türkiye'nin önünün zaten kapandığını anlayamıyor musunuz ?" Bu çerçeve anlaşmalarının ardından kalkıp " 2013'e kadar, biz AB'nin istediklerini yapacağız, gerisi onlara kalmış " demek şu anlama gelmiyor mu? - Brüksel'den başlangıçta hiçbir siyasi irade beklemiyoruz. - AB'nin bizi almayacağını, yolun kapandığını görüyoruz. - Buna rağmen, " AB'nin taleplerini sanki her şey normalmiş gibi yerine getirmeyi yine de sürdüreceğiz ". En basit mantıkla, Brüksel'in kesin kararını vermesini baştan istemek gerekmez mi? " Biz 2013'e kadar her şeyi yapacağız, 2013'ten sonra onlar ne karar vereceklerse versinler " mantığı (mantıksızlığı) nasıl açıklanabilir? Olay şuna benzemiyor mu: Al, malın bedelini en baştan sana ödüyorum. Bedeli ödememe rağmen malı bana teslim edip etmemek sana kalmış. O zaman biz de, " Sizin kafanızda başka şeyler var, 73 milyon insana doğru söylemiyorsunuz " diye düşünürüz. Gelelim Mehmet Şimşek'e... Yine aynı günlerde Bakan Şimşek, AB süreci ile ilgili olarak şunları söyledi: " Batı iş dünyasının ve şirketlerinin Türkiye perspektifinin belirli olması için, AB sürecinin yürümesi gerekir. " Bunu biraz açalım: - AB sürecinin devamı, " Batı iş çevrelerinin Türkiye'den beklentilerinin açık olması için gereklidir ". - AB sürecinin Türk sanayicisi, Türk tarımı ve çiftçisi, Türk işçisi bakımından ne anlam ifade ettiği hiç önemli değildir. Asıl olan Batı iş çevrelerinin yolunu açmaktır, onlara perspektif vermektir. - Mehmet Şimşek -ve AKP hükümeti- meseleye Batı iş çevrelerinin gözü ile bakıyorlar. Esas olan onların beklentileridir; esas olan onların taleplerini karşılamaktır, diyorlar. Ali Babacan'ın, " Biz 2013 yılına kadar dışardan istenenleri yerine getireceğiz " ifadesini Mehmet Şimşek'inki ile birleştirdiğimiz zaman, dışişleri ve ekonomiden sorumlu bakanların Türkiye'ye, " Kimin gözü ile, kimin çıkarı için baktıkları " daha açık görülüyor, hem de kendi ifadeleri ile... Her iki bakan da ABD ve İngiltere'nin çok sevdikleri insanlar. Ali Babacan, " Dava açıldıktan sonra " gidip bizimkileri onlara şikâyet etmedi mi? Şimşek'in İngiliz vatandaşlığı ve Amerikalılara yaptığı tercümanlığı bilinen gerçekler. 2013'e kadar işlerini bitirecekler Bu iki bakanın kimliklerini ve değerlendirmelerini ABD ve İngiltere'nin, " Türkiye için ılımlı İslam modeli " ile birleştirdiğimiz zaman tam bir örtüşme görüyoruz. Babacan ve Şimşek ABD ve İngiliz hükümetlerinde bakan olsalardı hiç yadırgamazdık. İsimleri Ali yerine John, Mehmet yerine George olabilirdi. Amerikan ve İngilizvari davranışları, dilleri, giyimleri hatta vatandaşlıkları bile bu bütünlük içinde tam bir uyum gösteriyorlar... Ve en önemlisi tabii, yazımın başında sözünü ettiğim açıklamaları: Ali Babacan, inisiyatifi AB'ye terk ediyor. Şimşek ise " Esas olan Batı iş çevrelerine perspektif vermek, onlara yol çizmektir, gerisi önemli değil " diyor. Abdullah Gül' ün 1994-1996 döneminde isyan ettiği şey işte buydu. O zamanki Gül'ün haklı eleştirilerini doğrularcasına Şimşek ve Babacan eylemlerini sürdürüyorlar. Onlar, ılımlı İslamın, şirin Batılı ve Batıcı yüzünü oluşturuyorlar. Giyimleri, kuşamları, davranışları ile nazik, yumuşak, sakin, ılımlı ve uyumlu insanlar. Bu halleri ile bakıldığında diğer hükümet üyelerinden oldukça " farklı bir tarz " sergiliyorlar. " Batı kapitalizmi ile işbirlikçi İslam arasındaki geçişte " Batıcı tarzın önemi büyüktür. Özde değilse de sözde, bu geçişi Şimşek ve Babacan sağlıyor. BOP'den CIA'ya, radikal İslamdan işbirlikçisine uzanan cephede ilginç tiplerle yüz yüzeyiz. Bunlar sadece resimdeki küçük karelerdir...
|