Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
06
Haziran
2008
Anasayfa arrow Kategoriler arrow İşçisine Açılmayan Kadıköy Meydanı, Azınlık (pkk) Hakları Savunucularına Açıldı
İşçisine Açılmayan Kadıköy Meydanı, Azınlık (pkk) Hakları Savunucularına Açıldı Yazdır E-posta
Nurten Akyazılılar   
Pazartesi, 02 Haziran 2008

İşçisine Açılmayan Kadıköy Meydanı, Azınlık (pkk) Hakları Savunucularına Açıldı&

Bugün 1 Haziran 2008…”Türkiye Barış Meclisi” adı altında bir grup, Kadıköy İskele Meydanı’nda miting düzenledi…

Oysa bundan tam bir ay önce işçilerimizin 1 Mayıs Bayramı kutlamaları için Kadıköy Meydanı’nda toplanarak haklarını duyurma talepleri bu hükümetçe yasaklanmıştı… Hafızalardan silinmeyecek şekilde, bazı sendika temsilcileri ve etnik kimliğine bakılmaksızın bu ülkede çalışarak tek yürek olup, bayramlarını neşe içinde kutlamak isteyen işçilerimize, hükümetten verilen kesin talimat uyarınca, emniyet kuvvetleri tarafından sert -hatta dozu kaçan demek daha doğru olacak- kuvvet uygulaması yapıldı… Bugün, Kadıköy Meydanı’nda düzenlenen ve yaklaşık 4,5 saat sürdüğü belirtilen bu mitinge, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, DTP Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün de aralarında bulunduğu bazı DTP milletvekilleri ile gazeteci Abdurrahman Dilipak ve müzisyen Şanar Yurdatapan’ın destek verdiği belirtiliyor.

Türkçe ve Kürtçe sloganlar eşliğinde Kadıköy İskele Meydanı’na kadar yürüyen katılımcıların tertip komitesi başkanı Murat Çelikkan, Kürt sorununun birlik ve beraberlikle çözülebileceğini belirterek, “Bugün burada toplanarak birlik olabileceğimizi gösterdik. Haklarımızı elde etmek için birlik olmalıyız” diyerek, Türkiye’de yaşayan farklı azınlıkların çok sayıda sorunu olduğunu öne süren bir konuşma yapmış! Bazı göstericilerin, tertip komitesinin uyarılarına rağmen, bölücü terör örgütü ve bölücübaşı öcalan lehine sloganlar attığı bu miting gününde, 2 vatan evladımız haince şehit düşürüldü…

“Yeter! Kürt sorununa demokratik çözüm istiyoruz” hem Türkçe hem de Kürtçe yazılı dövizler taşıyan gruptan bazı kişiler balkonlardaki Türk bayraklarına karşı seslerini yükseltebilme cüretini gösterirken, Roj Tv’nin canlı yayın aracı da gizlice çekim yaparken yakalanmış!

Murat Çelikkan, kimdir? diye baktığımda kısaca şu bilgiye ulaştım:

Demokrat Gazetesi ile gazeteciliğe başlayan ODTÜ İşletme mezunu Çelikkan, İnsan Hakları Derneği Kurucu üyelerinden olup 4 yıla yaklaşık Radikal Gazetesi köşe yazarlığının ardından Birgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliğine gelmiş!

Tertip Komitesi Başkanı Murat Çelikkan’ın miting öncesinde yaptığı açıklamalarından yaptığım alıntılara dikkatlerinizi çekmek istiyorum:

 “Kürt sorununda demokratik çözüm” olan mitingde, akan kana ve hakim siyasal atmosferdeki çözümsüzlük politikalarına karşı “Artık Yeter” denecek… Bu Barış Meclisi çalışmamız; barışın önünü açabilmek için dağlardan inip Türkiye’ye gelen ve akabinde cezaevine giren, cezaevinden çıktıktan sonra da barış çalışmalarını başlatan altı arkadaşla diyalog kurmamla başladı. Türkiye’deki birçok siyasetçi, yazar ve aydınla yapılan görüşmeler sonucunda çeşitli illerde Barış Meclisi İnisiyatifleri oluştu ve bunların sonucunda geçen 1 Eylül tarihinde Türkiye Barış Meclisi toplantısı yapıldı. Şu anda 26 ilde Barış Meclisi oluşumları mevcut. Ortak paydamız; Kürt sorununu asayiş sorunu olarak görmeyip, barışçıl ve demokratik çözüm yollarına inanmamız. Tabii ki çok farklı kesimlerden ve pozisyonlardan geliyoruz, ama esas meselemiz bu şiddet ve kan yüklü gidişata son verebileceğimize yönelik irademiz. Bizim istediğimiz, farklılıklarımıza/kimliklerimize sahip çıkarak eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşayabilmenin gereklerini yerine getirebilmek. Bunun siyasi, sosyal ve kültürel birçok gereklilikleri var. Barış Meclisi’nin, sorunun çözümü için çeşitli toplantılarda ortaya koyduğu talepler, olabildiğince asgari ve demokratik taleplerdir. İkili bir süreçten bahsetmek lazım; bunlardan ilki Türkiye’nin operasyon ve çatışma şartlarının arttığı bir süreçten geçiyor olması. Ancak biz, militarizmin sadece çözümsüzlüğü dayatmakla kalmadığını, Türkiye’de şiddete dayalı bir milliyetçiliğe de taban hazırladığını söylüyoruz. Bunun örneklerini, sadece Kürtlere karşı değil, kendilerinden kabul etmedikleri herkese karşı yaşattıklarını görüyoruz. Türkiye’de yaygın medyada nasıl yansıtılırsa yansıtılsın Türkiye’de devletin de çeşitli siyasi partilerin de - ki bunların arasında DTP de var- K.Irak Bölgesel Yönetimiyle yaptıkları görüşmeleri olumlu bulduğumu söylemek istiyorum. Orada, kuzey bölgesinde etnik ortaklığımız bulunan bir devletten bahsediyoruz. Etnik ortaklık dediğimizde sadece dış Türkleri değil; İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtleri de akılda tutmamız lazım. Hatta Ermenistan’la olan ilişkilerimizi de tekrar gözden geçirmemiz gerekli. Kısacası bu kurulan temaslar olumludur. Devlet açısından da DTP’nin kurduğu temaslar açısında da… Bizim de böylesi bir programımız gündeme geldiğinde biz de gidip oradaki yetkililerle görüşmek isteriz. Ortak tarihleri ve kültürleri olan iki komşu ülkeyiz. Türkiye devletinin resmi ideolojik kökenlerinde ciddi bir bölünme paranoyası önemli yer tutuyor. Irak’a ABD’nin yaptığı bir operasyona karşı Türkiye’de İslamcısından solcusuna herkes ‘emperyalizmin saldırısı’ ortak paydasında birleşebilir, ama Türkiye’nin resmi söylemde güvenliği adına ‘terör’ diye damgaladığı bir oluşuma yönelik K.Irak’a yaptığı askeri operasyon karşısında sokağa çıkmayı daha zor buluyor olabilirler. Ayrıca, Türkiye’deki siyasi iktidarlar Kürt sorununu sadece bir güvenlik meselesine indirgeyerek sorunun çözümünü askere bırakmış vaziyetteler. Askere bırakılmış bir sorunda savaştan başka çözüm beklemek ahmaklık olur. Sorunun siyasi çözüm gerektirdiği ortadadır”…

Çelikkan, Dilipak ve Yurdatapan yanında ÖDP ve DTP’li isimlerin de bir arada bulunmasına şaşırmamak gerekiyor…

Halkın büyük çoğunluğunu oluşturan işçi statüsündeki vatandaşına izin vermeyip, sözde “Barış” isteyen masum bir grupmuş gibi gösterilen bu grubun mitingine müsaade eden hükümet yetkililerine de şaşırmamak gerekiyor…

Ulusal görüşteki kişiler olarak pkknın siyasi boyutu büyüyor, ciddi olarak strateji geliştirerek bu sorunun önlenmesi gerekir” diye yıllardır söylüyoruz…

Hükümetlerin geliş şekillerine ve uyguladıkları politikalarına bakarsak; pkk terörüne, Ermeni Meselesine bu hükümetlerce ciddi siyasi stratejiler geliştirilememesine de şaşırmamak gerekiyor…

Bu haberi okuduğumda ister istemez aklıma ilk gelen değerli gazeteci Dr. Necip Hablemitoğlu’nun “Türkiye’deki Alman Vakıfları Raporu” ile araştırmacı yazar Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” adındaki kitabı geldi. Okumanızı ısrarla önereceğim bu değerli kaynaklarda bu tür dernek-vakıf faaliyetlerinin kaynaklarının nerelerden geldiği ve amaçlarının ne olduğu detay ve belgeleriyle sunulmuştur…

Merak edip, bilmeyen okurlar için ve okuyanların da hatırlayacağı gibi Hablemitoğlu bu yazısında; ‘Küreselleşme sürecinde, uluslararası sermayenin serbest dolaşımının önünde en büyük engel oluşturan ulus-devletlerin zayıflatılması ve mümkünse yıkılması doğrultusunda ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler ile AB, NGO’lara (Non-Governmental Organizations) yani hükümet dışı sivil toplum örgütlerine bir takım görev ve sorumlulukların verildiğini’ belirterek bunları şöyle sıralıyor:

(a) Yerel kültürlerin yaşatılması kapsamında alt kültür kimliklerinin siyasallaştırılması ve etnik karşıtlıkların belirginleştirilmesi

(b) misyoner faaliyetlerine karşı toplumsal reaksiyonu törpüleyecek sürecin başlatılması ve geliştirilmesi

(c) dinsel özgürlükler kapsamında dinlerarası diyalog ve hoşgörü söylemlerinin kullanılmasıyla, tarikat-cemaat ve benzeri yapılanmaların farklı hukuklarının yaşama geçirilmesi ve eğitim-öğretim birliğine son veren girişimlerin desteklenmesi

(d) hükûmet politikalarını ve kamuoyunu önemli ölçüde yönlendirme gücüne sahip siyasal partilerin, meslek odalarının, medya kuruluşlarının, sendikaların, birliklerin, vakıfların, derneklerin, tarikat ve cemaatlerin ve de illegal örgütlerin, rejim-devlet aleyhine -farklı siyasal kamplarda yer alsalar da- asgari müştereklerde buluşturulması ve kullanılması

(e) demokratik kitle örgütlerinin süratle NGO’laştırılması ve “sivil itaatsizlik” çağrıları ile kitlelerde kamu düzeni-devlet otoritesi aleyhine başkaldırı refleksinin oluşturulması

(f) “sivil denetim” stratejisi ile devlet kurum ve kuruluşlarının denetlenmesi ve hedeflenen gizli bilgilere doğrudan ulaşılması

(g) bağlı NGO’ların baskı grubu olarak kullanılmasıyla hükümetlerin siyasal, toplumsal, kültürel, hukuksal ve de ekonomik politikalarının doğrudan ya da dolaylı etkilenmesi

(h) resmi ideoloji-sivil ideoloji ayrımı ile mevcut sistemden hoşnut olmayan, ezildiğine, sömürüldüğüne inanan kitlelerin toplumsal dayanışma bağlamında yönlendirilmesi ve resmi ideolojiyi temsil eden tüm kurum ve kuruluşlara, değerlere, resmi politikalara düşmanlaştırılması

(i) etnik ve dinsel amaçlarla yerel yönetimlerin ön plana çıkarılması

(ı) ‘küresel vatandaşlık’ kavramının ‘etki ajanlığı’ ile istismar edilmesi, hedef ülkedeki etki ajanlığı potansiyelinin böylece geliştirilip güçlendirilmesi vs. vs.”…

Dr. Necip Hablemitoğlu, Alman Yeşiller Partisi’ne bağlı Heinrich Böll Vakfı’nın, BND’nin espiyonaj faaliyetleri kapsamında en çok kullandığı vakıf olarak dikkat çekmekte olduğunu ve Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen rejim karşıtı pek çok etkinliğin ardında Böll Vakfı’nın yer aldığını belirten bu çalışmasından yaptığım alıntılarla yazısına şöyle devam ediyor:

“1988’de Berlin’de kurulan Heinrich Böll Vakfı’nın Türkiye karşıtı tüm etnik, ideolojik ve dinsel yapılanmaların (PKK, Ermeniler, Süryaniler, Pontusçular, Keldaniler, Yezidiler, Milli Görüşçüler, Kaplancılar, Fethullahçılar, Süleymancılar, Nizam-ı Alemciler, DHKP-C ve Tikkocular vd.) yanısıra, Federal Anayasa’yı Koruma Teşkilâtı, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı, Protestan ve Katolik Kilise Akademileriyle yine bunlara bağlı haber ajansları ve diğer medya kuruluşları ile koordineli organik ilişki içindedir. Böll Vakfı, Türkiye’de uzmanlaştığı başlıca üç konuda faaliyet göstermektedir: Birincisi, “insan hakları” konusu ki, en yoğun işbirliği yaptıkları Türk sivil toplum kuruluşları arasında İstanbul Barosu, İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, KOMKAR, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Alternatif Toplum Merkezi, Mazlum-Der, Türkiye İnsan Hakları Vakfı vd. bulunmaktadır. Bu kuruluşlarla müşterek panel, sempozyum, atölye çalışmaları ve benzeri etkinliklerde, Yücel Sayman, Hüsnü Öndül, Hasip Kaplan, Murat Bozlak, Şanar Yurdatapan gibi isimlerin yanısıra, Claudia Roth, Angelika Graf, Jonathan Sugden gibi Türkiye karşıtı olarak tanınan Avrupalı parlamenterlere, gazetecilere vd. rastlamak genellikle olanaklıdır.

Ayrıca, vakfın işbirliği içinde olduğu diğer dış kuruluşlar arasında, Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) İstanbul Ofisi ve özellikle de Almanya Şubesi (38), İstanbul Orient Enstitüsü, Konrad Adenauer Vakfı ve diğerleri (Kurdish Human Right Projects, ERNK, International Comittee of the Red Cross, International Centre for Human Rights and Democratic Development) başı çekmektedir.

Vakfın ikinci faaliyet konusu, “çevre sorunları” üzerinedir. Vakfın bu konudaki hedefi, Türkiye’de sanayileşmenin, madenciliğin ve enerji kapsamında hidroelektrik santrallerin karşısında, bilimsel ve akılcı bir çevrecilik yerine; salt tepkisel ve duygusal boyutlarda bir çevrecilik hareketine dinamizm kazandırmak ve oluşturulan bu dinamik güçleri, Almanya’nın çıkarları lehinde, Türkiye’ye karşı koz kullanmak olarak özetlenebilir. Bu bağlamda, İstanbul Çevre Konseyi, Doğu Akdeniz Çevrecileri, Batı Akdeniz Çevre Platformu, Karadeniz Çevre Platformu, Karadeniz Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Forumu ile yakın ilişkiler kurulmuştur ve amaca uygun etkinlikler düzenlenmektedir. Böll Vakfı, Almanya’nın ekonomik çıkarları doğrultusunda çifte standart esasına göre faaliyet gösteren sözde çevreci FIAN örgütü ile de paslaşmaktadır.

Vakfın üçüncü uzmanlık konusu ise, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını, süratle küreselleşmeci NGO çizgisine çekmektir. Örneğin, 15-16 Aralık 2000’de, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen “Türkiye-AB Bütünleşmesinde STK’ların Rolü” konulu 8. STK Sempozyumu’nun ilk çağrısında konumuzla ilgili şu bilgiler verilmektedir: “Sekretaryası Tarih Vakfı tarafından yürütülen bu sempozyumda da, daha önceki yedi sempozyumda uygulanan çalışma yöntemi izlenecek ve ilk gün uzman sunumları, yabancı ülkelerden tecrübe aktarımları ile genel tartışmalar yer alacaktır. İkinci gün ise önceden belirlenmiş konularda atölye çalışmaları gerçekleştirilecektir. Sempozyumun zorunlu giderleri Heinrich Böll Vakfı’nın desteği ve katılımıyla karşılanmaktadır, bu kuruluşa teşekkürlerimizi sunuyoruz”. Söz konusu sempozyumun Düzenleme Kurulu’nda, Böll Vakfı’nın yanı sıra Arı Hareketi, Beyaz Nokta Vakfı, Atlanta Ana Merkezi Uzay ve Teknoloji Derneği, ÇareSİZ Hareketi, Doğa ile Barış Derneği, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İstanbul Avrupa Gençlik Forumu Derneği, TESEV, Tarih Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Yeşil Adımlar Çevre ve Eğitim Derneği, 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı, Yöret Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı anlaşılmaktadır. Keza, yine aynı adreste 2-3 Haziran 2001’de toplanan “Sivil Toplum Kuruluşlarında Örgüt içi Demokrasi ve Gönüllülük” konulu 9. STK Sempozyumu’nun Düzenleme Kurulu’nda ise önceki katılımcılara ilâveten Marmara Vakfı da yer almaktadır.

Böll Vakfı, özetle ifade etmek gerekirse, Almanya’nın emperyalist politikalarından habersiz Türk NGO’larını, “sivil itaatsizlik” bağlamında merkezi otoriteye karşı dinamik bir güç olarak örgütlemeye çalışmaktadır.”

Hablemitoğlu, Mustafa Yıldırım’ın “Şifre Çözücü: Project Democracy kitabını kaynak göstererek, yazısını şöyle sürdürüyor:

“CIA bağlantılı merkezlerden sadece NED’den “proje bedeli” adı altında para alan Türk STK’larından TESEV, TÜSES, TUSİAD, Ka-Der, Türk Parlamenterler Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı en tanınmışları. Elaltından verilen yardımların (!) kanıtlanması mümkün olmamakla birlikte, resmen verilenler bellidir. Örneğin, Doğu Ergil’in TOSAV’ına Türk-Kürt sorunu çözüm çalışmaları için 92.000 ABD doları ile 6250 pound, Gökhan Çapoğlu’nun ANSAV’ına parti örgütlenmesi için 189.604 dolar, Stratejik Araştırmalar Vakfı’na 190.193 dolar, Bülent Akarcalı’nın Türk Demokrasi Vakfı’na 106.100 dolar, Liberal Düşünce Topluluğu’na 111.500 dolar, Türk Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’na 1.111.000 dolar vd. IRI’den “proje bedeli” alanlar arasında ise ARI Grubu 278.500 dolar ile dikkat çekmektedir. NDI’nin diğer Türk STK’larına verdiği 824.900 doların yanısıra, Yeni FORUM Dergisine verilen bedel 150 bin dolar ve ayrıca 11.766 dolar, vs. vs.”

Değerli gazeteci Dr. Necip Hablemitoğlu Alman Yeşiller Partisi’nin “Türkiye, birbirinden etnik, linguistik ve dinsel sınırlarla ayrılmış farklı halk gruplarını içeren ve bu nedenle homojen olmayan bir nüfusu barındırmaktadır” söylemine dikkat çekerek, “Yeşil Sevr grubunun talepleri şunlar:” diyerek yazısına şöyle devam ediyor:

“Demokratikleşme, merkezi devletin kaldırılması, etnik grupların dil kimliğinin güvenceye alınması, Türk/Kürt toplumlarının barışması”.

Bakalım Yeşiller “demokratikleşme”den neyi anlıyorlar:

“…Bölücülük propagandası gibi düşünce suçları kaldırılacak, etnik partilerin kurulmasına izin verilecek. Partiler Yasası’nın partileri Kemalist ilkelere sadık kalmaya mecbur eden hükümleri kaldırılacaktır”. Merkezi devletin kaldırılması çerçevesinde ise, “Kürtlere ve diğer etnik azınlıklara yerel ve kültürel özerklik verilmesi” talebi başta geliyor. “Dil kimliğinin güvenceye alınması” talebinin birinci maddesi, “başta Kürtler olmak üzere diğer etnik azınlıkların çocuklarına kendi ana dillerinde eğitim verilmeye başlanması” oluyor. Bütün bunların ardından “Kürtlerle Türklerin barışması” safhası başlıyor, zira “yıllar boyu süren savaş sadece Kürtlerle Türkler arasında değil, bizzat Kürtler arasında da derin bir kin ve nefret doğurmuş”muş ve “Güney Afrika örnek alınmalı”ymış (Ersan Bayhan). Kısaca, Heinrich Böll Vakfı, bağlı olduğu partinin konseptinin gereklerini yerine getirirken, yerli işbirlikçileri de Türk Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği ilkesini yok etme, bir başka ifadeyle, vatanı satma yarışındadırlar”…

Şehit edilmiş olan değerli gazetecimiz Hablemitoğlu’nun altını çizdiğim bu satırları günümüzde halen tehlike boyutunu kuvvetle korumaktadır… Emperyalist güçlerce Türkiye aleyhine hazırlanan kronolojik saat öyle bir düzen ile işliyor ki şaşırmamak gerekiyor.

“Kurtlar Vadisi” dizisinin bu haftaki bölümünde, Şaşmaz Ailesi ile maddi-manevi bağlantıları olan Ömer Lütfi Mete’nin yazdığı “Allah’sız Müslümanlık” kitabı ve içeriği uzun uzun mesajlarla verildi…

Hatırlarsanız dizinin başrol oyuncu, yönetmen ve yapımcıları olan Şaşmaz Ailesinin, ‘Kadiri Tarikatı’ kurucuları olduğu basında yer almıştı…

Ailenin farklı bağlantıları sayesinde dizide verilen bir takım derin bilgilerle izleyicileri kendilerine bağlıyorlar…

Dizide “Allah’sız Müslümanlık” konusu irdelenirken Dışişleri Bakanı Ali Babacan da, AB-D makamlarına “Türkiye’deki azınlıklar yanında yüzde 99’unu oluşturan Müslüman halkın da hakları tanınmıyor” değerlemesini yaptı…

Biliyoruz ki bu yorumlar Türkiye’nin laik-ulus devlet bütünlüğünden taviz vermeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, kurum ve kuruluşlarınıdır…

Çünkü Türkiye amaçlanan gibi ümmet değil, ulus devlettir ve yıkılması istenen düzen de budur…

Ülkemizde kabul edilen dini çoğunluk Müslümanlık’tır ve herkes ibadetini kendi vicdani gereklerince yapmakta özgürdür, buna bir kısıtlama yoktur; kendilerine kısıtlama getirilen alan laik düzendir…

AB-D talimatlarıyla haklarında iddianameleri dahi yazılmadan aylarca hapishaneye kapatılarak ulusalcı kimlikteki değerli vatandaşlarımızın sindirilmek istendiği günlerde Meclisten “Türban” ve “Vakıflar” yasalarını geçirerek AKP’nin kapatılma sürecini de hazırlayan Başbakan R.Tayip Erdoğan elbette ki Dışişleri Bakanı’nın bu söylemini de kabul edip sahiplenecektir. Bundan daha doğalı ne olabilir ki…

İlk-kursun.com


feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: