|
Özal ve AKP Dönemlerinde Taraf Değiştirenler |
|
|
|
Erol MANİSALI
|
|
Cumartesi, 15 Eylül 2007 |
|

Özal döneminde "birinci halka", AKP döneminde ise "ikinci halka" taraf değiştirme olayları yaşandı. Taraf değiştirmek ne demek? Kimler neyin tarafına geçtiler?
- 1990'lı yıllara girerken Türkiye'de düşünce, basın, iş ve sanat dünyasındaki insanların bir bölümü "taraf değiştirmeye başladılar".
- Taraf değiştirmek onlar için ne anlama geliyordu? Örneğin toplumcu ve ulusalcı kimliktekiler liberal ve küresel bir zemine kayıyorlardı. Sosyal devlet ve ulusal politikalar yerine gayri milli bir zemini savunmaya başladılar. Ayrıca, büyük sermaye yanlısı bir tavır koydular.
Yeni liberalizm, yeni Batıcılık ve sermayenin tarafında duruş, taraf değiştirmenin ana özellikleri olarak ortaya çıktı.
Kimi medya patronları ve köşe yazarları televizyoncular, kimi akademisyenler, siyasiler, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ve büyük sermaye çevreleri bunlar arasındaydılar.
- Özal döneminde taraf değiştirmenin anlamı neydi? ABD ve AB'nin önderliğindeki Batı kapitalizminin öngörülerine katılıp "pastadan paylarını almak istediler".
ABD ve AB'nin kendi çıkarları için dayatmak istedikleri sömürge düzeninde; şahsi ve grup çıkarlarını, oligarşinin içine dahil olarak elde etme çabasındaydılar: Bu nedenle taraf değiştirdiler.
- Yeni liberalizm, Özalcılık, Batıcılık, küreselleşme gibi sözcüklerle tanımlanan bu değişim aslında, Türkiye'deki oligarşinin yeniden şekillendirilmesiydi. Liberalizm, dışa açılma, Batı kapitalizmine bağlanma; "piyasa üzerinden" oligarşinin yeniden oluşturulmasını öngörüyordu. Taraf değiştirmek demek, "oligarşinin içinde yer almak" anlamına geliyordu.
"İslamcı Oligarşi'nin oluşumu ve AKP Özalcılığa, sermayeye ve Batı'ya bağlanmaya dayalı "birinci halka taraf değiştirme süreci" AKP ile birlikte İslamcı bir derinlik kazanmaya başladı. Bu zaten, ABD'nin 1994'te planlayıp öngördüğü bir sonuçtur.
"Birinci halka"da bir eksik vardı; Oligarşinin içine İslamcı (ve şeriatçı) boyut katılmadığı takdirde ulusalcılar, kimi sivil toplum örgütleri ve TSK, "BOP ve sömürgeleşmeye tepki gösteriyorlardı". Bu odaklara karşı sermaye ve piyasa ağırlıklı oligarşi tek başına yeterli değildi.
Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin, "Ilımlı İslam devletine" dönüştürülmesi gerekti. Bu tezi 1994'ten itibaren Dr. Morton Abramowitz, Graham Fuller ve Richard Holbrooke geliştirdiler ve AKP'nin iktidara taşınmasını hazırladılar. Bunların belgeleri "Avrupa'nın Askerle Kavgası" ve "Avrupa'yla Derin Bağlar" içinde ayrıntılarıyla ortaya kondu(*).
2 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007'de AKP'nin iktidara gelişine en büyük desteği ABD ve AB sağladılar.
AKP'nin milletvekillerini oluşturan kompozisyonun aşırı heterojen yapısı bile taraf değiştirenlerin ne kadar farklı kimliklere sahip olduklarını göstermeye yeter. İslamcı bir toplumsal yapıyı savunanlar, liberaller, kimi büyük sermaye çevreleri, eski solcular, Batı'nın Kürdistan projesine destek verenler aynı çatı altında toplanmışlardır.
Bu kadar farklı düşünce ve yaşam biçimini bir araya getiren sihirli güç nedir?
Oligarşiye katılma yarışı... Bu farklı kişi ve çevreleri iç değil dışarıdaki güç odakları bir araya getirdi.
ABD ve AB'nin Türkiye ve bölge üzerindeki talep (ve dayatmalarına) en baştan evet diyenler bir araya geldiler. Bu bir, "oligarşiye katılma yarışıdır".
Oligarşiye katılanların "evet dedikleri" ABD ve AB talepleri nelerdir? Kabaca şöyle:
1) Türkiye'nin de sınırlarını değiştirmek isteyen BOP bu taleplerin içindedir...
2) Türkiye Cumhuriyeti yerine "Ilımlı İslam devletinin getirilmesi", ABD ve AB'nin talepleri arasında...
3) Türkiye'de her şeyin özelleştirilerek Batı tekellerinin istifadesine sunulmasını da istiyorlar... Oligarşi, buna da "evet" diyor...
4) Washington ve Brüksel Türkiye'de, "kendilerinde olduğu gibi bir devlet yapısının bulunmasına karşılar". Onun yerine piyasanın ve İslamcıların egemen olduğu bir düzen istiyorlar.
5) Türkiye'nin, Batı dışındaki devletlerle ilişkilerini geliştirmesine karşılar. Tek yanlı bir dış politika dayatıyorlar.
6) Gerçek bir demokrasi yerine tarikatların ve piyasanın her şeye egemen olduğu bir yapı istiyorlar.
- İşte bütün bu taleplere "evet diyenler" karşı tarafa geçip oligarşiye dahil oluyorlar.
Şeriatçılar, kimi büyük sermaye çevreleri, kimi eski solcular, liberaller, toprak ağaları, bölücüler Batı'nın biçtiği elbiseye "evet diyerek" taraf değiştiriyorlar.
O taraf kırmızı çizginin ötesidir. Mazlumlara karşı emperyalizmin boy gösterdiği taraftır.
Ve aynı zamanda, Türkiye'deki yeni oligarşinin ta kendisidir...
(*) Truva Yayınları, 2006 ve 2007
|