• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color

Dengeli.net

05
Mayıs
2008
Anasayfa arrow Takip Ettiğimiz Yazarlar arrow İki Askeri, İki Sivil Darbe...
İki Askeri, İki Sivil Darbe... Yazdır E-posta
Erol MANİSALI   
Pazartesi, 27 Ağustos 2007

Image

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbeleri; ikisi de ABD'nin güdümündeki kimi generallerin ABD'nin (ve Batı'nın) çıkarları için yaptığı eylemler.

3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 "sivil" seçimleri; ABD'nin (ve Batı'nın) öne çıkarıp desteklediği siyasilerin (ve partinin) iktidara taşınması...

Askeri darbeler soğuk savaş döneminde oldu; küresel olarak Doğu-Batı dengesi geçerli. 3 Kasım ve 22 Temmuz seçimleri... "Soğuk savaş bitmiş" , sıcak savaşlar başlamış; sömürgeciliğin adını, "küreselleşme" olarak değiştirmişler.

Hangi işbirlikçi köktendincilerin, ABD'nin güdümündeki büyük sermaye ile "imam nikâhıyla" evlendirilip sahneye çıkarılacakları, Dr. Morton Abromowitz'in emrindeki uzmanlar tarafından daha 1996'da yazılmış, belgelenmiş. Her şey gözler önünde olmuş.

Seçimler medya terörü ve köktendinci cemaatlerle yürütülmüş; borsa ve yabancı para Demokles'in kılıcı gibi kullanılmış, toplum körleştirilmiş. Bunun adına, "sivil ve demokratik seçim" denmiş.

Yine ABD'nin (ve Batı'nın) istediği sonuçlar, planlandığı gibi yerine getirilmiş.

Askeri ve sivil darbelerin ortak yönleri

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007, bu dört nokta arasında o kadar sağlam bir bütünlük ve tamamlaşma var ki! İnanılır gibi değil.

Hele bir sıralayalım bakalım:

1) Dördü de ABD'nin (ve Batı'nın) desteklediği ve yönettiği operasyonlardır.

2) Sosyal devlete, toplumsal haklara karşı sonuçlara ortam yaratmış ve yaratmaktadır.

3) Dördü de kademe kademe 1961 Anayasası'ndan uzaklaşmaya yöneliktir.

4) Türkiye'yi iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel planlarda Washington'a ve Brüksel'e daha fazla bağlayan operasyonlardır.

5) Türkiye'de giderek "İslamcı (ve köktendinci) yapılanmanın" derinleşmesine yol açan sonuçlar doğurmuş ve doğurmaktadırlar.

6) Dördü de serbest piyasanın, özelleştirmenin ve dışa açılmanın öne çıkmasına neden olmuşlardır.

7) Hepsi de "Batı'nın emperyalist güçlerinin Ortadoğu'daki etkilerini artırmaya yöneliktir".

8) Büyük sermaye ve İslamcılar, dördünü de desteklemişlerdir. Çünkü dördü de ABD bağlantılıdır. Dışarıdan yönetilmişlerdir, aynen senaryoda yazıldığı gibi.

Aralarındaki farka gelince...

1) İlk ikisi askeri, sonuncular "sivil operasyonlardır". Biçimsel olarak "seçim" de diyebiliriz.

2) İlk ikisinde bürokrasi, "oligarşi içinde ağırlıklı olarak yer aldı". Son ikisinde ise tarikatlar, cemaatler ve etnik ayrımcılar öne çıktılar. Tabii büyük sermayeyle birlikte...

Dördü de "içimizdeki oligarşinin ABD ile birlikte yürüttükleri" operasyonlar olmalarına karşın "oligarşinin kompozisyonunda" bazı değişiklikler oldu.

Büyük sermaye, şeriatçı ve bölücülerden oluşan oligarşi yalnız Türkiye'de değil, Ortadoğu'da ABD ve AB'nin en fazla itibar ettikleri ortaklarıdır.

Oligarşinin alışverişi...


Demokrasi adı altında Türkiye'de (ve Ortadoğu'da) oligarşi bu oyunu oynar durur. Soğuk savaş döneminde Türkiye'de bürokrasi ve kimi askerler ön plandaydı.

Soğuk savaş sonrasında bürokrasinin yerine oligarşinin içine sermaye, tarikatlar ve bölücüler yerleştiler. Bu üç grup da "tarif gereği" sağ ve liberal olmak zorundalar. Sol ancak "antiemperyalist ve halkçı toplumlarda" öne çıkabilir. Güney Amerika'da olduğu gibi.

Bu köşede hep yazmaya çalıştım. Türkiye'de oligarşinin ve emperyalizmin egemenliğine son verebilmek için önce "antiemperyalist ve ulusalcı" olmak gerekir.

Bu ikisi yoksa kişi de, parti de oligarşinin ve emperyalizmin bir parçası olmaya mahkûmdur.

İşte bu nedenle sevgili okurlar, 12 Mart, 12 Eylül, 3 Kasım ve 22 Temmuz aynı yöndeki istasyonlardır.
İçimizdeki oligarşinin emperyalizmle birlikte sürükledikleri, kara trenin içinde taşınan 73 milyon insan... Bazen askeri, bazen de sivil darbelerle yaptırılan zorunlu bir yolculuk...

Ama kırılması gereken bir kısırdöngü bu... Öyle ya da böyle... Başka bir çıkış yolu yok, zincirleri kırmaktan öte...

 


feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 

  :: Bahtiyar Ol Nazım   :: Deniz Baykal'dan Aklımda Kalan...   :: Müttefik Aklı   :: 2009 Başına Kim Hazır?   :: Devlet Bahçeli:AKP hükümeti Türklüğün her özelliğinden rahatsız   :: 1 Mayıs, örnek biçimde kutlandı.!   :: Yurttaşına savaş açan hükümet   :: Eczacıbaşı, Koç, Sanayi ve AB...   :: Uyarı Çeşitleri   :: Taksim Duvarı!   :: Üç Adam   :: Disk'alifiye!   :: ODTÜ ve Mimar Sinan üniversiteleri   :: DTP, "AKP KAPATILMAMALI" DİYOR, AMA...   :: 1 Mayıs Mesajı   :: HAVA OPERASYONLARINDAN KAÇAN pkkYA NE OLDU !!!   :: Avea- Teknosa işbirliği   :: Fiat en çevreci otomobil markası   :: Kanser yüzde 80 önlenebilir   :: Klavyede klozetteki kadar bakteri var   :: Yaşananlar devlet terörüdür   :: Tüketici güveni en düşük düzeyde   :: Dünya'da İşçi Bayramı böyle kutlanıyor   :: Dolapdere karıştı !   :: İran'da 4,7 büyüklüğünde deprem   :: İstanbul'da kapalı yollar   :: Taksim   :: İşçileri vurmalı...   :: Üniversite ve Tüm Türk Gençliği Dikkat!   :: YA TÜRBANINIZI ÇIKARACAKSINIZ YA DA İRAN'A HİZMET EDECEKSİNİZ

           

Dengeli.net - Kalemini Kullan Sessiz Kalma...

 

E-mail ile haberdar ol:

Sistem FeedBurner

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk

SİZ'CE

AKP davasında Savcılarımız Cumhuriyetin ve Demokrasinin kendilerine verdiği yetkiyi kullanmıyor mu?
 
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

ÖNCEKİLER
SONRAKİLER