|
Din Faşizminin Özgürlüğü mü? |
|
|
|
Erol MANİSALI
|
|
Salı, 25 Aralık 2007 |
|
 Baskıcı rejimler genellikle "ayrımcılık üzerine oturtulmuşlardır" .
- Din ve inanç baskısı, "dindarlar ve diğerleri" ayrımcılığı üzerine kurulur. Hatta "Dindar bir cumhurbaşkanı istiyoruz" diyerek ötekilerle, "dinli-dinsiz" ayrımını aralarında yapay olarak üretirler.
- Vatandaşlığın (ve yurttaşlığın) bütünleştirici kimliği yerine örneğin Kürt ve Laz kimliklerini öne çıkararak "ırk ayrımcılığına dayalı bir baskı yaratırlar".
İşin ilginç yanı bu baskıcı (ve faşistçe) ayrımcılık, "özgürlükler ve demokrasi" söylevleri ile pazarlanır. İşin özünde, "ayrımcılığın özgürlüğü dayatılarak bu yolla baskı yaratılıyor".
Türkiye'deki ayrımcılık (ve baskının) tarihsel seyrine bakalım;
1) 1940'lı yıllarda, "bürokrasinin ayrımcılığı yoluyla" baskı yaratılmıştır.
2) 1950'li yıllar "bürokratik baskıcılığın'' yanına "dinci ve feodal baskıların" eklenmesiyle sürdü.
3) 1980'li yıllardan başlayarak sermaye ve din baskıcılığı öne çıktı.
Ancak 1940'lı yıllardan ve özellikle de Marshall Yardımı'ndan sonra "ABD (va Batı) emperyalizminin bürokratik, feodal, dinci ve sermayeci ayrımcılıkla" işbirliği yaptığını görüyoruz.
2000'li yıllara gelindiğinde ABD ve AB emperyalizmi dinci, bölücü ve sermayeci odaklarla mutlak bir işbirliği içine girmiştir. Dinci baskı, emperyalizmin denetiminde sermayeyi ve etnik ayrımcılığı peşine takıp sürüklemeye başladı.
" Ilımlı İslam" baskının yeni adı... Batı emperyalizminin ve İslamcıların penceresinden "görülen Türkiye manzarası özünde aynıdır" . Bulunan ortak payanda "İslamcı yapılanmadır". Kibarca, " Ilımlı İslam" adı takılmıştır. Devşirilmiş ya da işbirlikçi sıfatlarını içeren bir tanımlamadır bu.
1) ABD ve AB'nin penceresinden görülen resim; Batı, Atatürk Cumhuriyeti'nin olmadığı, Lozan'ın kazanımlarının ortadan kaldırıldığı, Türkiye pazarının Batı tekellerinin ve kurumlarının eline terk edildiği bir ülke peşindedir.
Türkiye Avrupa'da olduğu gibi halkçı ve demokratik örgütlenmelerin bulunduğu bir ülke olmamalıdır. Böyle olursa, "ulusal iktisadi, siyasi ve kültürel çıkarlarını korumaya ve savunmaya başlar".
Bunun yerine tarikatların, cemaatlerin ve dinci siyasilerin sisteme hâkim olduğu bir duruma gelmeli. Bu yapılanma, sonunda "İslamcı baskıları da beraber getirecekse bize ne!.." Bizim gereksinimlerimizi karşıladıkları sürece türbanlısı, takkelisi, çarşaflısı biraz göz zevkimizi bozmaktan öteye gitmez.
Yeter ki ulusalcı, Atatürkçü, halkçı ve antiemperyalist kesimler geri planda kalsınlar. Bir de dincilerle birlikte TSK'nin zamanla siyasetle olan bağları tamamen koparılırsa Batı için ideal bir sonuç doğar.
İşte ABD ve AB penceresinden görülen Türkiye manzarası budur.
Ya Türkiye'nin içinden bakanlar? 2) İslamcı işbirlikçilerin bakışına gelince...
ABD ve AB'nin bu talepleri karşısında içimizdeki "işbirlikçi İslamcılar" şöyle düşünüyorlar:
- Biz de Cumhuriyet'in değerlerine, Atatürkçü rejime karşıyız. Bu konuda Batı ile örtüşüyoruz.
- TSK bizim için de büyük engel. Orduyu biz de siyasetin tamamen dışına itip önümüzdeki yolu açmak istiyoruz. ABD ve AB'nin yardımı ile bu işi de hallederiz.(x)
- Zaten bu nedenle dincilerin ideologları, " Batı ile isteklerimiz hiç bu kadar örtüşmedi" diyerek tezlerini gözler önüne seriyorlar.
Tabii ki ABD ve AB bu desteğe karşılık bir fatura çıkarıyor; "Büyük Ortadoğu Projesi'nde taleplerimizi yerine getir" diyor.
- Türkiye biraz küçülecekmiş.. varsın küçülsün...
- Ekonomi, Batı'nın arka bahçesi olacakmış; zaten öyle değil mi!..
- Ama karşılığında şeriatçı bir düzen kurulacak, bizim için önemli olan bu nihai hedefe ulaşmaktır. İçimizdeki işbirlikçi dincilerin penceresinden görülen manzara da böyle. Tabii bölücüler ve kimi sermaye çevrelerini de "Batı'nın, bu koalisyonun içine kattığını unutmayalım".
İşte giderek artmaya başlayan "dinci baskının" arkasındaki nedenler bunlar: "Mahalle baskıları" , "Fazıl Say "lar", " Harembüs'ler" , sömürgecilerle işbirliği yapan Nobel'ciler, Hıristiyanlarla ortaklık kuran İslamcılar.. artan baskıcı rejimin sinyalleri.
Dinin (ve emperyalizmin) baskı kurması için özgürlük istiyorlar. Aynen Şarlo Diktatör filminde Şarlo "nun dediği gibi: " Diktatörler özgürlükleri yalnız kendileri için isterler."
Amerika'nın Irak'a, "özgürlük götürüyoruz" diyerek girmesi gibi; Türkiye'de özgürlük istiyoruz diyenlerin dinci bir baskı rejimi yaratmaları gibi...
(*) AKP, Ordu ve Amerika Üçgenindeki Türkiye,Truva, 2007.
|