|
Önce neden "beraber olduklarını" görelim. Daha sonra da bu "birlikteliklerini" ortadan kaldıracak biçimde, "nelerin değiştiğini" araştıralım.
Bekir Coşkun'un 20 Şubat'ta öne sürdüğü "Ahmaklıktan mı, yoksa kaypaklıktan mı" olasılıklarına ek olarak başka faktörlerin bulunup bulunmadığına bakmakta yarar var.
AKP ile liberallerin büyük çoğunluğunu bir araya getiren faktörler nelerdi? Farklı dokularına karşın hangi noktalarda işbirliği yaptılar? 1) AKP de liberaller de Amerika'nın BOP'una sıcak bakıyorlar, onun yanında yer alıyorlardı.
2) Türkiye'de sosyal devletin tasfiyesi ve bütün işlerin piyasaya bırakılması üzerinde liberaller ve AKP tam bir ittifak içindeydiler.
3) TSK'ye, birlikte karşı çıktılar.
4) Cumhuriyetin değerleri; Atatürkçülük ve ulus-devlet kimliğinin kaldırılması konusunda "dinciler de liberaller de, tek başlarına söylemekten çekindikleri şeyleri", el ele vererek daha rahat ortaya koydular. Burada, işbirliğine gittiler.
5) Her ikisi de, Türkiye'deki "Büyük sermaye çevreleri üzerinden", aralarında ortaklık kurdular. 2002-2007 döneminde TÜSİAD bu konuda çok önemli bir misyon üstlendi. Liberallere ve AKP'ye kucağını açtı, aralarında eşgüdüm sağladı.
6) Medya, dinciler ile liberaller arasında birleştirici bir görev yaptı. ABD'nin ve TÜSİAD'ın, AKP'ye verdikleri destek, bunda büyük rol oynadı.
7) Gardırop Atatürkçülerinin "sisteme ve Batı'ya verdikleri örtülü destek de" liberal-dinci işbirliğinin, rahatlıkla yürümesini sağladı. Sıralanan bu öğeler, "soğuk savaş" sonrasında ABD ve AB'nin,Türkiye ve Ortadoğu üzerindeki taleplerinin karşılanmasına yönelik konulardır. AKP ile liberaller arasında bu konularda işbirliği sağlandı.
Erbakanlaşma tehlikesi mi? 2002'den 2007'ye kadar ABD ve AB şemsiyesi altında yürütülen bu ortaklığı kim ve neden bozdu? Dincilerle liberaller arasındaki bu ortaklık yapay ve zorlamaydı. ABD'nin her iki kesim üzerindeki patronluğu, bu "zoraki evliliği" yaratmıştı.
Ancak liberallerin Batı ile olan stratejik ortaklığına karşılık "Dincilerin beraberliği taktik (ve kerhen) bir beraberlikti ve hülle niteliğindeydi". Dinciler ABD (ve İngiltere) ile bir anlaşma yapmışlardı. (*) Henüz ilan edilmemiş anlaşmanın koşulları neydi? 1) Türkiye içinde dincilerin önündeki engeller, "ABD ve AB tarafından ortadan kaldırılacaktı."
2) Buna karşılık dinciler, Batı'nın istediği siyasi ve iktisadi ödünleri vereceklerdi. En başta da BOP'a destek geliyordu. Dinciler ve ABD (ve Batı) ile yapılan bu yazılmamış anlaşma, "stratejik olmaktan çok taktik bir nitelik taşıyor" . Dincilerin ABD (ve Batı) ile ortaklıkları "Kısa ve orta vadeli ortaklıklar olarak düşünülüyor". Nihai amaçta, "Din devletine ulaştıktan sonra artık ABD'ye gereksinmeleri kalmayacaktı."
En azından, ABD ile ilişkileri gevşetmek zorundaydılar. Eğer tarikatların ve cemaatlerin tamamen egemen olacakları bir düzen geliyorsa, "Bu düzen kendi içinde, antiliberal ve antiamerikan filizlenmeyi de beraberinde getirecektir".
Bu sonuç, "Gerçek dinci yapılanmanın, İslamda getireceği doğal bir gelişmedir". Bugün bu tehdidi, "Dinler arası diyalog ile örtmeye çalışan" Batı, uzun dönemde bu kontrolü kaybetmeye mahkûmdur (**).
- Buna karşılık "liberallerin Batı kapitalizmi ile ilişkileri uzun vadeli ve stratejiktir".
ABD'nin (ve AB'nin) bölge ve Türkiye üzerindeki planlarını ve egemenliğini en baştan kabullenmişlerdir. Soğuk savaş sonrasında Batı'nın Türkiye için biçtiği elbiseyi giymeye hazırdırlar.
- Liberaller,Türkiye'ye tamamen Batı'nın gözü ile bakmaktadırlar.
Üniter devlet yapısının ortadan kaldırılmasından Türkiye'nin iktisadi, siyasi ve kültürel olarak Batı'nın himayesi altına sokulmasına kadar her alanda destek veriyorlar. Buna, Lozan'ın yavaş yavaş tasfiyesi de dahildir.
"Hülle'nin itirafı"... Dincilerle liberallerin "Batı çatısı altındaki ortaklıklarında" kendi talep listelerini alt alta yazdığımız zaman, arada çatışan öğelerin oldukça fazla olduğu görülür.
Dinciler en başta, "Liberallere açık çek verdiler". Askere, ulus devlete, Atatürk" e karşı kendilerinin söyleyemediklerini liberallere söylettiler, işlerini gördürdüler.
ABD dincileri kullanırken, dinciler de liberalleri kullandılar ve 22 Temmuz seçimlerinden başarıyla çıktılar. Köprüyü geçtikten sonra, "Artık üzerlerindeki safraları atmaya başladılar". Doku uyumsuzluğuna rağmen ABD sayesinde sağlanan zoraki evliliğin "bir hülle olduğunu", artık iki taraf da ilan etmek zorundaydı.
Bu arada Aydın Doğan medyasına karşı, tarikatçıların, "yeni ve daha büyük açılımlara girmeleri" belki de işin tetiklenmesine yol açtı.
Geçenlerde bu köşede yazdım; ABD uzun vadede Türkiye'de kaybetmeye mahkûm; ulusalcılar da gelse dinciler de gelse ABD kaybedecek.
Ama Türk halkının çıkarları açısından, olasılıklardan sadece bir tanesi geçerli.. diğeri ortaçağın kapısı...
Esas konumuza gelince; liberallerin her şeyden önce, Batı emperyalizmi ile kavga etmeleri gerekir; ancak bu da, eşyanın tabiatına aykırıdır, kimlikleri buna izin vermez... Emperyalizmle çatışmaya girdikleri anda ya dinci ya da ulusalcı olmak zorundadırlar...
Bir not; Sultan Galiyev Moskova tarafından Bakû'ye gönderildiğinde çok şaşırmış; duvarlarda Lenin'in resimlerini beklerken karşısında Mustafa Kemal'i bulmuş... (*) AKP, Ordu ve Amerika Üçgenindeki Türkiye,Truva, 2008
(**) H. Çetinkaya, "Şeriat Pazarı", Günizi, 2008
|