İlk bakışta hükümet, telekulak olaylarını açığa çıkarmak gibi bir görev üstlendiği izlenimini veriyor.
Fakat telekulak olaylarıyla ilgili resmi açıklamalar kafaların daha fazla karışmasına neden oluyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığı açıklamada, telekulak olaylarında dinleme değil izlenme olduğunu öne sürüyor. Bir telefonu veya çeşitli iletişim araçlarını izlemeye aldığını söylemek, dinlemeye kılıf hazırlamak değilse nedir?
Üstelik Tek Merkezden Dinleme Yasası’na imza atan Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı AKP’li Ziyaeddin Akbulut, yasaya göre “izleme diye bir prosedürün olmadığını” açıklıyor ve “İzleme olursa yasanın amacının dışına çıkarız. Biz (yasayla) suçluların takibi konusunda yetki verdik. TCY’nin ilgili bütün maddelerini tek tek saydık. Kimse karnından yetki uydurmasın” diyor.
***
Emniyet’te bir anda 50 bin kişiyi dinleme olanağı veren gereçler olduğu söyleniyor.
Üstelik bir mahkeme kararı genelleştirilerek anayasadan kaynaklanan “Herkes özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz ve herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır” hükümleri ayaklar altına alınıyor.
AKP iktidarı sadece anayasayı değil, yasadışı dinlemeleri (telekulak olaylarını) ortadan kaldırmak, engellemek için çıkardığı yasanın hükümlerini de çiğniyor.
Yıllardır süregelen, giderek derinleşen telekulak olaylarında sorumlu sadece Emniyet (veya Emniyet’te varlığından söz edilen bir tarikata bağlı bir grup) değildir.
Telekulağı gerçekleştiren bütün kurumları yöneten Başbakan ve İçişleri Bakanı (veya bakanlar) başlıca sorumludur.
Bu nedenle geniş yetkili bir denetim mekanizmasıyla sorumluları saptamak gerekiyor.
Zira bir değil bin gerekçe, araştırma komisyonu ile telekulak olaylarını geçiştirmenin olanaksızlığını ortaya koyuyor.
***
Bir başka olay dikkat çekiyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT’e Türkiye genelinde iletişim araçlarıyla yapılan görüşmeleri izleme yetkisi tanıyan mahkeme kararlarına olumlu bakan Adalet Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı’nın sadece kendi görev sahasındaki iletişimin takibi için mahkemeden çıkardığı karara itiraz ediyor. Acaba neden?
Kuşkusuz şu soru akla geliyor:
Yetkili iktidar çevreleri acaba, telekulağın saptadığı, dışarıya yansımamasını istedikleri konuşmalar Emniyet’te nasılsa hasır altı edilir, ancak askerden bu olanağı sağlamak olanaksızdır, diye mi düşünüyorlar? Bu nedenle Emniyet’e ve MİT’e tanınan dinleme (izleme) yetkisini jandarmadan esirgemeye mi çalışıyorlar?
Telekulak öyle bir olay, bir sorun ki; bir araştırma komisyonu ile dört başı mamur bir çözüme ulaşılamayacağı gün gibi aşikâr. Rejimsel açıdan o denli önemli ki, araştırma komisyonu yetersiz kalıyor.
Geniş yetkileriyle bir soruşturma komisyonu sorunu ele almalı ve.. anayasanın, yasanın çiğnenmesine göz yuman kim ise, kimler ise, başbakan mı, gelmiş geçmiş içişleri bakanları mı, yasayla kurulan kimi kurumların yöneticileri mi, her biri saptanarak yargıya gönderilmeli.
Başbakan’la İçişleri Bakanı, diğer sorumlular telekulak olaylarında sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz olduklarını günlerdir ilan etmiyorlar mı?
Öyleyse? İktidarın ve yönetimindeki sorumlu kurumları yönetenlerin öncelikle ve muhalefetten önce soruşturma komisyonu kurulmasını istemeleri gerekmez mi?
Tabii iktidarın soruşturma ve sonuçlarına yüreği sıkıyorsa?..