|
"Cumhuriyet Kemal-i İstiklal ile Kuruldu, Yıllar Sonra Kelam-ı İstiklale Dönüştü." Bu sözler bana ait değil.
Üç dönem Sivas milletvekilliği yapan, Millet Meclisi eski Başkan vekillerinden, ödünsüz Atatürk'çü, Dr. Mustafa Kemal Palaoğlu söyledi: “ Türkiye Cumhuriyeti kolay kurulmadı. Bin bir yoksulluk ve savaş yorgunluğu içinde, yoktan var edildi. İlkelerden asla sapmadan adım, adım ilerlendi. 19 Mayıs 1919 tarihinde yol haritasında ne varsa, 29 Ekim 1923 tarihinde o kilometre taşlarından geçip asıl hedefe; devletin temeli olan Laik Cumhuriyet’e ulaşıldı. İlk adımda İstiklal-i Tam, yani Kemal-i İstiklal vardı, yıllar içinde Kelam-ı İstiklal’e dönüştü. Başka hangi ülkenin bir bakanı, temsil ettiği Devleti yabancılara şikayet etmiştir? Olur mu bu?” Söz konusu ettiği, Dışişleri Bakanı Ali Babacan idi. Avrupa Parlamentosu, Dış İlişkiler Komisyonu’nda yaptığı konuşmada diyor ki: “Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilili sorunlar yaşıyor.” Aklıselim bir Devlet yöneticisi bunu nasıl söyleyebilir? Adama sormazlar mı? “Beyefendi, hangi Müslüman dini ibadetini yapamıyor?” “Hangi vatandaşın abdest alması ,namaz kılması,hacca gitmesi, zekat vermesi ve Kelime-i Şahadet getirmesi kısıtlanıyor veya yasaklanıyor?” Eğer bahsetmek istediğiniz, her tarikat ve cemaat kendi hukuklarına göre yaşamak ise, o zaman AB önünde savunduğunuz Hukuk Devleti nereye gidecek? Zaten ABD ve AB ne derse onlar yapılıyor. Anayasa Taslağı bile Türk Yargı organlarına veya örgütlerine değil de AB denetçisi olarak ülkemize gelen “müstemlekeci zihniyette” bazı adamlara veriliyor. Bir de bu yersiz şikayet! Değiştik, yenileştik, gençleştik falan derkenDevlet Sokumluluğunu bir kenara ittik ve acemileştik. Bunun başka bir izahı var mı? Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Yargıtay Başkanlarının Anayasal haklarını bir bildiri ile açıklamaları karşısında, “Dam üstünde saksağan” demişti. Asıl kendi bakan arkadaşına sormalı ki, “Kazmayı saksağanın beline mi vurdun?” Kuşkularım iyice arttı. Türkiye aleyhine AB raporlarına veya AP içinde yapılan konuşmalarında geçen diğer suçlamaları da sanki bunlar buradan onlara veriyor! Dünyada inançlarını en özgür biçimde yaşayabilen, ibadete en çok saygı gösterilen bir ülke varsa o da Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ama kendi bakanımız bizi şikayet ediyor. Biz, Türkiye’yi Avrupa’ya şikayet eden bir bakan daha hatırlıyoruz. Eşi kanalıyla, AİHM nezdinde Türkiye’yi mahkemeye vermişti. O dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, şimdi Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyor. Zaten, o davayı da geriye çekmişlerdi. Yeni şikayetçi Ali Babacan da zaten, Başbakan Erdoğan’ın ekibinden değil de, Gül ekibinden bir parlamenter. Dahası var; Gül’ün oğlunu küçük yaşta sigortalı yapan şirket de Babacan’a ait. AKP yetkililerinin çocuklarına da (!) bayılıyorum yani. Her biri müthiş zengin oldular. 1980, 1987, hattı 1993 doğumlu çocukların bir anda trilyonlarca para kazanan ticaret erbabı olduklarını duyuyorum. Geçen gün genç gazeteci kardeşim Ali Taşçı ile karşılaştım: “Babaların çocuklarını yazacakmışsın, doğru mu?” “Doğru abi, kitap baskıdan çıktı çıkacak..” Belgeleriyle bilgileri ile bir görüp okuyalım bakalım şu şahane (!) çocukları.. Abdullah’ı ile Bilal’i ile, Güler’i ve Pepe’si ile neleri başarmışlar, anlayalım. Ali Taşçı’nın kitabını mutlaka okuyun, tavsiye ederim. Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Işık Kansu ise dertliydi: “İsmet abi mesleki anlamda çok duyarsız hale geldik vallahi. Bak, fikri zikri ne, bilmem ama, Ergün Poyraz adlı bir gazeteci 9 aydan beri içerde yatıyor. Suçu nedir, ne için orada tutuluyor belli değil. Basın örgütlerinden tık yok. Bir de Fetullah Gülen için ‘FETO’ diyen Hasan Boğatekin adlı bir kardeşimiz içeri tıkılmış, sahip çıkanı yok. Biz kendi meslektaşlarımıza sahip çıkmazsak, bu ülkeye nasıl sahip çıkacağız.” Bahsedilen iki gazeteciyi de tanımam. Ama ikisi için de içim sızladı. Bu arada İlhan Selçuk ağabeyimizin tam sağlığına kavuştuğunu ve iki gün önce evine taşındığını da öğrendim ki, sevinçten havalara uçtum. Ama ortam, bulanık ve tedirginlik tüm yurttaşlarda artıyor. MHP lideri Devlet Bahçeli çok güzel tanımladı: “Korku İmparatorluğu yaratılıyor. Bunun sorumlusu AKP iktidarıdır.” Herkes tedirgin; dinlenmekten korkuyoruz. Ankara’da içmek zorunda bırakıldığımız sudan ürküyoruz. Vatanını ve milletini sevenler, sırf bu yüzden Ergenekoncu sayılmaktan korkuyorlar. Fetullah Gülen’in özel bir uçakla ABD’den Konya Havaalanı’na getirileceği yolunda kulaktan kulağa yayılan söylentilerden çekiniyoruz. (Humeyni de böyle gelmişti!) Cumhuriyet değerlerinin tümüyle yok edilmesinden ürküyoruz. Say sayabildiğin kadar! Çünkü toplum karamsar ve korkuyor. Şu Ali Babacan’ın davranışı ise bu korkuların üstüne adeta tüy dikmiş oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, AKP ile ilgili kapatma davasında son mütalaasını dün Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Ali Babacan’ın son konuşmasını da dosyaya koyduysa şaşmam. Asıl belge işte budur!
|
04 Haziran 2008 21:53 31
Başarı Göstergesi: +1