|
M. Ali Birand 'ın Posta'da 21-12-2007'de çıkan yazısını görmüştüm. M. Ali'nin olağan çizgisini yansıtan bir yazıydı. Özdemir İnce Hürriyet'te 5-1-2008'de onun bu yazısını ele alıp eleştirince konuya açıklık getirmek istedim.
M. Ali ne demiş: "Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki baş düşmanları laik ulusalcılardır. Türkiye'nin AB'ye girişini (sanki) bunlar engelliyormuş. AB'ye bu laik ulusalcılar yüzünden giremiyormuşuz; onlar yarın İslamcıların (AKP) Türkiye'yi sokacakları feci durum karşısında, AB'yi mumla arayacaklarmış."
Özetle bu anlama gelen bir yazı. Bu değerlendirmeyi fakültede ikinci sınıf öğrenci yazsa yalnız benden değil "ulusalcı ve laik olmayan" öğretim üyelerinden de zayıf not alırdı, her neyse.
Sevgili Özdemir İnce M. Ali'nin "bu olağan çizgisini yansıtan yazısını" fazla ciddiye almış olmalı ki ona okkalı bir eleştiri getirmiş. Ama eleştiriyi yaparken M. Ali'yi dolaylı olarak, istemeden biraz desteklemiş.
Özdemir İnce, "Birand mantık hatası yapmış, AB'ye girecek lokomotifin makinisti laik ulusalcılar değil İslamcılar, Nakşibendilerdir (AKP), adres yanlış, tavsiyeyi laik ulusalcılara değil bunlara yapsın" diyor.
22-4-2002'deki beyanatım Newsweek'te, " Manisalı , AB tartışmaları, Ay'da domates mi biber mi yetiştirelim tartışmasına benziyor dedi" olarak çıkmıştı...
Bu da biraz onun gibi.
Özdemir İnce'nin tespiti Türkiye'nin makinisti açısından doğru. Peki, lokomotifte (Ankara'da) laik ve ulusalcılar olsa, M. Ali eleştirisinde haklı mı olacaktı? Adres doğru mu sayılacaktı?
Yanıt aranması gereken sorular Türkiye-AB ilişkilerinde ve AKP konusunda şu sorulara yanıt aramamız gerekiyor:
- AB'nin bugün yürüttüğü Türkiye politikası nedir?
- AKP ile AB arasındaki ilişkiler (ve özel bağlar) nelerdir?
- Şu anda AB ile Türkiye arasında kurulan tek yanlı bağlar ülkeyi hangi noktaya götürüyor?
Bu soruların yanıtları verildiği zaman M. Ali Birand'ın değerlendirmesi ve Özdemir İnce'nin eleştirilerinin eksik kalan ve yanlış anlamalara yol açan yanları giderilmiş olur. Sırasıyla ele alalım:
1) AB Türkiye'ye karşı nasıl bir politika izliyor?
- Brüksel'de bugün Türkiye'nin üyeliğine yönelik hiçbir projeksiyon yoktur. 1995, 2004 ve 2005'te imzalanan belgeler üye yapılmayacak olan Türkiye'nin, AB'nin arka bahçesi haline getirilmesini öngörmektedir. Bu bilimsel bir gerçektir. Yalnız M. Ali Birand değil, Abdullah Gül de bunu en az benim kadar bilirler.
- AB, Türkiye'nin "Almanya, Fransa, İtalya, İspanya" gibi olmasını istemez. Yapılan ikili anlaşmalara, "bunu madde madde koydular." Anlamazlıktan gelenler sınıfına yalnız siyasiler değil, gazeteciler de giriyor. Çünkü oligarşinin çıkarları ve bazı özel hesaplar bunu gerektiriyor.
Sevgili Özdemir İnce'nin M. Ali'yi "samimi olarak, meseleyi anlamamışlar sınıfına dahil etmesini" , onu tanıyan bir insan olarak kabul etmem imkânsızdır!
Lokomotifin makinisti İslamcılar da olsa, laik ulusalcılar da olsa "AB'nin Türkiye'yi almayacağı çoktan kesinleşmiştir" , tekrar Verheugen'i referans göstermek istemiyorum!
Bugünkü makinistler AB'yi arkalarına alarak, Türkiye'yi istedikleri yöne götürmek istiyorlar.
Tartışmayı, "bu makinistler Türkiye'yi AB'ye sokar ya da sokmaz çizgisine çekmek" M. Ali'nin işine geliyor. AB'nin izlemekte olduğu Türkiye politikasının üstü örtülmüş oluyor...
Emperyalizmin Türkiye üzerindeki hesapları yerine lokomotifteki makinistler tartışılmaya başlanıyor. İçimizdeki oligarşinin bilinen taktiğidir bu. Ancak bir noktaya açıklık getirelim; laik ulusalcılar makinist olsaydı AB, Türkiye üzerindeki sömürgeci politikalarını yürütemezdi, burada Özdemir İnce'yle birleşiyoruz.
2) AKP ile AB arasındaki ilişkilerin iyi anlaşılması gerekir. AB kararlarında AKP'yi överken Türkiye'yi sürekli eleştiriyor. AKP ile Türkiye'yi ayrı ayrı düşünüyor.
Burada bir noktayı hatırlayalım; Ankara-Brüksel ilişkileri ve anlaşmaları, hep Washington tarafından yönlendirilmiştir. Bunu M. Ali Birand en az benim kadar bilir.(*)
AKP'nin ABD ile olan özel bağları, "AKP-Brüksel ilişkilerine de yansıdı. Önce ABD tarafından ortaya atılan, "Türkiye için ılımlı İslam yapılanması" , AB tarafından da desteklendi. Son iki üç yıldır çıkarılan kanunlar ve nihayet AKP'nin anayasa taslağı AB tarafından destek gördü. Bugün AKP ile AB arasında çok özel bağlar vardır.(**)
3) Şu anda AB ile aramızdaki tek yanlı bağlar Türkiye'yi nereye götürüyor?
- Türkiye, "AB dışında iken onun tarafından yönetilen bir ülke konumuna geliyor".
- AB Güneydoğu Anadolu, Ermeni tasarıları, Patrikhane ve Dicle-Fırat konularında Lozan'ı ortadan kaldıran bir altyapıyı yavaş yavaş hazırlıyor.
- Türkiye içinde "kendi yanına çektiği güç odakları kanalı ile" , sıfır maliyetle Türkiye'yi ele geçiriyor. Bölücüler AB tarafından destekleniyorlar. Şeriatçılar Cumhuriyetin değerlerine karşı AB'yi arkalarına almışlar.
M. Ali'nin değerlendirmesini ve Özdemir İnce'nin eleştirilerine bu gerçekler ışığında baktığım zaman Özdemir İnce'nin M. Ali'nin yazısını fazla ciddiye aldığını düşünmekten kendimi alamıyorum. AB için önemli olan Türkiye'yi Brüksel'in istediği yöne götürecek makinistlerdir, bugün onu bulmuş durumdalar.
(*) Türkiye'nin Askersiz İşgali'nde, Richard Holbrooke'un Çiller "e yazdığı mektubu Birand'ın kitabından aldım.
(**) Avrupa'yla Derin Bağlar, Truva, 2007
|