Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
14
Haziran
2008
Anasayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Erol MANİSALI arrow Batı'nın "Ya Kürdistan Ya Terör" Şantajı
Batı'nın "Ya Kürdistan Ya Terör" Şantajı Yazdır E-posta
Erol MANİSALI   
Cuma, 13 Haziran 2008

Erol MANİSALIABD ve AB’nin Ya Kürdistan ya pkk politikası 1980’lerin ikinci yarısında şekillenmeye başladı. ABD ve İngiltere’nin yeni Türkiye politikası karşısında Turgut Özal, Türk-Kürt federasyonuna geçişin bazı sinyallerini verdi.

Birinci Körfez krizi öncesinde Özal kamuoyunda bu düşüncesini, “Iraktan pay almak” biçiminde paketledi. “Bir koyup beş almak” sloganı, ABD’nin yeni politikasını kamuoyunda pazarlamak için kullanılan bir havuçtu.

Kısacası Özal, Batı’nın “ya Kürdistan ya terör” şantajına boyun eğiyordu. TSK’nin Özal’a tepki göstermesinin arkasındaki esas neden buydu.

ABD ve İngiltere, TSK’nin bu tepkisi karşısında “işi yumuşak geçişle halletmeyolunu seçtiler.

Özal, Demirel, Çiller hattında iş yavaş yavaş yürütülebilirdi.1991’de Çekiç Güç ilk adımı oluşturdu. Bu yolla Türkiye, “Irakın kuzeyinde kukla bir Kürt devletinin kurulmasına” kısmen farkında olarak razı ediliyordu.

- Türkiye içindeki oligarşi, “yeni Batı politikasına, gönülsüz de olsa evet diyordu.”

- İşin farkında olan kimi aydın çevreler, uzmanlar ve bürokrasi karşı çıktılar.

- Kamuoyunun çok büyük bir kısmı ise ne olup bittiğinin farkında bile değildi. Barolar, üniversiteler, işçi sendikaları ilgisizdiler. Çünkü Türkiye’de katılımcı demokrasi çalışmıyordu. 12 Eylül zaten bunun için tezgâhlanmıştı.

Kamuoyunun güdülmesi yanında Türkiye’nin kurumsal olarak da Washington-Londra-Brüksel eksenine bağlanması gerekiyordu. Piyasa, medya, Çevik Güç ve “AB ile ikili anlaşmalarla” Türkiye bu şantaja kurban edilecekti. Birkaç köşe taşına bakalım;

1) Çekiç Güç kabul edildi. Kendi elimizle “Irakın kuzeyini Bağdattan (Saddamdan) kopartıyor, ABD, İngiltere ve İsrailin emrine sunuyorduk”.

2) Cem Duna Özal tarafından Brüksel’e, “Türkiyeyi Gümrük Birliği yolu ile AB güdümüne tek yanlı olarak sokacak bir belgeyi hazırlamak üzere gönderiliyordu”.

Özal bunu açıkça itiraf etmiştir; “AB bizi almasa da Gümrük Birliğine gireceğiz” demiş ve bu ifadesi medyada geniş olarak yer almıştır (*).

Cem Duna 1992-1995 yılları arasında yoğun bir çalışma yapmış ve Özal’ın öngördüğü sonucu başarıyla yerine getirmiştir.

Washington ve Londra, “Türkiyenin Gümrük Birliği yükümlülüğü altına alınmasını” özellikle istiyorlardı. Bu sadece ticari bir anlaşma değildi; Ankara’yı AB güdümüne sokarak Kıbrıs’ta, Güneydoğu’da ve daha birçok konuda Batı taleplerini karşılayacaktı. Kısacası Ankara’yı Brüksel’e tek yanlı bağlamak, ABD ve AB’nin Ortadoğu’da işini kolaylaştırıyordu.

3) Serbest piyasa ve medya üzerinden yürütülen psikolojik savaş da önemliydi. Gümrük Birliği’ne bağlı olarak Türkiye piyasasının dolaylı yollarla AB’ye bağlanması sağlanıyordu. Öte yandan “medya operasyonları” başladı.

Özal, “daha kanunu çıkmadan, özel televizyonları başlattı.” Batı’nın yeni bölge politikaları özel medya üzerinden pazarlanıyordu. Eşref Bitlis ve Muavenet Zırhlısı olayları yeni Batı politikalarının, “şehitler ve kurbanlarla” açığa çıkan somut göstergeleridir.

AKP faktörünün devreye girişi

ABD, AB ve İsrail, istediklerini yavaş yavaş alsalar da rahat değillerdi. Türkiye’de oldukça sağlam bir zemin vardı. Yarım da olsa demokrasi çalışıyordu. NATO’ya rağmen Atatürk geleneğiyle güçlü bir TSK vardı. Ulusalcı ve antiemperyalist potansiyel kuvvetliydi. Batı’nın taleplerine karşı içten içe direnç vardı. Üniversitelerden kimi iş ve işçi çevrelerine ve bürokrasiye kadar geniş bir zeminde istediklerini tam olarak alamıyorlar, zorlanıyorlardı.

Bunun yanında “Ortadoğulu bir ülke olarak” görev alması gereken bir Türkiye gerekiyordu. Hem Türkiye içindeki “negatif olasılıkları” karşılayacak hem de Ortadoğulu bir ülke kimliğine bürünecek bir ülke ancak, “İslamcı siyasilerle” sağlanabilirdi.(**)

Onların, “Ya Kürdistan ya terör” şantajına boyun eğmeleri için “Batıya muhtaç hale getirilmeleri gerekiyordu”. Batı 1990’lı yıllarda bu tercihini yaptı ve “işbirlikçi (ılımlı) İslamcıları” sahneye çıkardı.

İki Türkiye var…

- Ya Kürdistan ya terör şantajına boyun eğip Batı’nın yeni projesine evet diyen oligarşi (ve dinciler) cephenin birini oluşturuyor.

- Şantaja direnenler ise diğer cephede. İkinci cephe, “emperyalizmin dayatmasına karşı çıkmasına karşın, onunla açık açık yüzleşmiyor”. Bürokrasi bu konuda çekingen.

Güney Amerika ülkeleri, ABD ile yüzleşerek savaşı kazandılar. Karşımızda “Ya Kürdistan ya PKK” diyen cephenin esas unsurları ile yüzleşebilecek miyiz? Onlarla yüzleşmeden sorunu çözemeyiz.

Türkiye’nin terör sorunu “bir dış politika sorunudur”. Çözümü de birinci derecede, dış politikanın yeniden değerlendirilmesinden geçer. Ancak AKP hükümeti ne böyle bir isteğe sahip, ne de gücü var...

Batı şantajına, ancak, ulusal politikaya sahip bir Meclis ve hükümet karşı durabilir.

 

(*) Askeri Darbeden Sivil Darbeye, Truva, 2007

(**) Rand Corporation, 1996 ve 2007 Türkiye Raporu, internet kaynaklı.

Ayrıca, 20 Ekim 1996 Aydınlık Dergisi (AKP, Ordu ve Amerika Üçgeninde Türkiye)


feed1 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
ŞABAN KAYACI
13 Haziran 2008 12:38 56
Başarı Göstergesi: +1

Evet sayın hocam aynen ifade ettiğiniz gibi. Olan biten bu...Ama ben bir şeyi anlamıyorum. Bu kadar açık bir şekilde üzerimize oynanan oyunların farkında olabiliyoruzda, nasıl oluyorda büyün bu ihanetleri harfi harfine uyguluyoruz. Nasıl olur şimdi, yazınızda isimleri geçen başbakanlar bu ihaneti bile bile mi yaptılar. Ve bu ihanet bu kadar açıkken bilebile mi bunu devam ettiriyorlar. Nasıl bir körlük ve hainliktirki; bu yüce milleti sömürge ülkesi haline getirmekte hiç tereddüt etmiyorlar. Sizin yazdıklarınızı "benim gibi" az bir tahsili olan biri yıllardan beri görebiliyorda...Onca siyaset adamı politikacılar göremiyormu? Ben bu insanların bu ihaneti bielrek yaptığına hala inanasım gelmiyor. Bende çok safım değilmi...? Adım adım gelen bu ihaneti nasıl olurda her gelen hükümet yıllardan beri devam ettiriyor. Hayır inanamıyorum bu olan bitene...

Rapor Et
Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 

  :: SON REPLİKLERİ BİZ SÖYLEYECEĞİZ!   :: DTP'Lİ BİRİ ÇIKIP DA DESE Kİ   :: ÖNCELİKLİ OLARAK ÇOCUKLARINIZI DAĞA GÖNDERMESENİZ   :: İnişler ve Çıkışlar   :: Olaylar ve Olasılıklar   :: Futbolun iyi yanı   :: Tren gelir hoş gelir   :: GASP ve AGSP! 2   :: GASP ve AGSP! 1   :: 20 saniyede film indiren hızlı internet 169 YTL'ye geliyor   :: ÖSS yasakları   :: Motorine rekor zam   :: Memur maaşları artıyor   :: 'Hacı bir tur versene'   :: Güle güle Cengiz Aga   :: AKP'de B-ölünme Korkusu!   :: Bellek   :: "Kürtçe" Yayın Yasalaştı!   :: İkili   :: TÜRK BAYRAĞINI YASAKLADILAR!   :: ÖSS için son uyarılar   :: Zor günler   :: Domates   :: Anayasa   :: 'Tam'ın Tamamlanması   :: Türban Sorunu Yok Yasama Sorunu Yaşanıyor(muş)...   :: Çüş artık yani!.   :: 3.DÜNYA SAVAŞI VE TEOLOJİSİ   :: YALAN ,DÜZMECE , İFTİRA   :: Petrol 135 dolar, Türkiye'de neden hâlâ çıkmıyor!

Batı'nın "Ya Kürdistan Ya Terör" Şantajı

ABD ve AB’nin “Ya Kürdistan ya pkk” politikası 1980’lerin ikinci yarısında şekillenmeye başladı. ABD ve İngiltere’nin yeni Türkiye politikası karşısında Turgut...

Diğer Yazıları
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: