Giriş
20
Kasım
2008
YABANCILARIN DERS KİTAPLARINDA TÜRKLER İÇİN YAZILANLAR(2) Yazdır E-posta
Harun GÖKYİĞİT   
Salı, 10 Haziran 2008

Harun GÖKYİĞİTMakedonya: İlköğretim Tarih Kitaplarında;

-    Kitapta; ‘ Yeniçeri ordusu 15. yüzyılda kurulmuştur. Başlangıçta bu ordu esir alınmış genç ve sağlam kişilerden oluşuyordu. Daha geç dönemlerde bu ordunun safları ‘ kan vergisi ’ olarak alınan Hıristiyan çocuklarıyla dolduruldu. 

Reaya adıyla anılan esaret altına alınmış Hıristiyan kitleler esas iş gücünü teşkil etmektedir. Bütün köylüler bağımlıdır ve reaya hiçbir imtiyaz hakkına sahip değildir. Sadece ağır yükümlülükleri vardır. Devlete karşı ana vergiler, kan vergisi, hayvan vergisi, askerlik vergisi vs. şeklindeydi. En ağır vergi kan vergisi yani devşirmedir. Hıristiyanlar yeniçeri askeri birliklerinin doldurulması için küçük ve sağlam çocuklarını vermeye mecbur tutuluyorlardı. Kan vergisine karşı direniş çok büyüktür. Hıristiyan halk bu şekilde çocuklarını Müslümanlaştırılıp Türkleştirilmelerinden kurtarmak için değişik yöntemler kullanmışlardır. Osmanlı İmparatorluğundaki Hıristiyan ahalinin durumu dayanılmazdı. Zulüm ve terör sıkça görülen vakalardır. İnsanların namusuna ve onuruna el uzatılıyor, kadınlar ve bakire kızlar kaçırılıyordu. Doğu krizi döneminde Bosna Hersek ve Makedonya’da ayaklanmalar meydana geldiğinde ve Sırbistan-Osmanlı savaşı başladığında 1876 yılında Bulgaristan’da Türklere karşı güçlü bir ayaklanma başladı. Bu ayaklanma Nisan Ayaklanması olarak bilinmektedir. Türkler ayaklanmayı bastırmış ve 15 bin masum insanı öldürmüştür. ’ ifadeleri yazılmaktadır.

-    Kitapta; Yunan kaynaklı olarak alınan bir karikatürde Ejderha olarak çizilen Türklerin öldürülmesini Balkan ittifakı olarak gösterilen Sırp, Yunan, Karadağlı ve Bulgar başında kavuğu olan bir ejderhayı yani Türk’ü öldürürken çizilmiştir.

-     Kitapta; ‘ Neguş ayaklanması sonunda Neguş kasabası Osmanlı askeri ve başıbozuklar tarafından soygunculuk yapılarak ele geçirildi ve beş gün acımasız teröre, işkencelere ve yağmalara maruz kaldı. Bu esnada 1300 erkek öldürüldü ve çok sayıda köy yakıldı, viran bırakıldı. 15 yaşından 65 yaşına kadar 1300 erkek katledildi. 30 genç Neguşlu gelin çocuklarıyla birlikte Osmanlının eline düşmemek için kentten geçen Arapiça Irmağının şelalesine atlayarak intihar etti. Meriç savaşından sonra Osmanlılar Makedonya topraklarına kuzeydoğudan ve güneyden saldırmaya başladılar. Makedonya  toprakları birçok derebey, küçük devletlere, ve knezliklere bölündü. Hükümdarlar arasındaki geçimsizliklerden yararlanan Sultan 1. Murat büyük bir direnme görmeden birçok Makedon kentini işgal etti. Çok sayıda Makedon askeri esir edildi ve köle pazarlarında satıldı. Osmanlılar işgal ettikleri topraklarda genç ve sağlıklı çocukları topluyor, bunlara İslam dinini kabul ettirdikten sonra özel askeri eğitimden geçiriyorlar ve yeniçeri adlı piyade olarak savaşa katılıyorlardı. Yeniçeri askeri kan vergisi yoluyla ele geçirilen ve sonradan Müslümanlaştırılıp Türkleştirilen Hıristiyan çocuklarından oluşan askerlerdir. Osmanlı işkencecilerine karşı en etkili silahlı halk direnmesi olarak Haydutluk Hareketi 19.yüzyılda gelişme göstermiştir. ’ ifadeleri yazılmıştır.

       Romanya: İlköğretim Tarih Kitaplarında;

-    Kitapta; ‘ Çok ciddi şekilde geri kalan Güneydoğu Avrupa acımasız bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu değişik hakimiyet şekilleriyle birçok halkın hakimi idi. Romenler, Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar bunlardan birkaçıdır. Bağımsızlık için Osmanlıya ayaklanan Yunanlılar elde ettikleri başarıları acılar ödeyerek elde etti. Yunanlılar Türkler tarafından köle olarak satıldılar, patrik ve papazları öldürüldü. Bu zulümler Avrupa kamuoyu tarafından eleştirildi  ve Osmanlıya karşı savaşın başlamasına neden oldu. Türkler, Hunlar’dan Tatarlar’a kadar yaptıkları yıkıcı baskılarla Roma ve Hıristiyan Avrupa için günahlarına karşı tanrının gönderdiği cezanın bir sembolüdür. Yüksek Kapı  Valahia’ya iyi niyetle gitmeyen hiçbir Türk’ü affetmeyecektir. Ve hiçbir Osmanlı cinsiyeti ne olursa olsun, Valahia’da doğmuş olan hiç kimseyi köle almayacak ve Rumen topraklarına Müslüman camisini yapılmayacaktır. ’ ifadeleri yazılmıştır.

Sırbistan: İlköğretim Tarih Kitaplarında;


-    Kitapta; Osmanlıların Sırbistan’ı işgalinden bahsedilmekte, Türklerin Hıristiyanlardan kafir olarak bahsettikleri ve Hıristiyanlara karşı eşit muamele yapmadıkları, Sırpları sömürdükleri, baskı altında tuttukları, mallarına el koydukları, birçok vergiler uyguladıkları, başlangıçta Osmanlıların çok güçlü olmasından dolayı Sırp halkının karşı koyamadığı, Osmanlının Sırbistan’ı işgal ettiği ve yağmaladığı, 16.yüzyılın sonunda Osmanlının ekonomik yapısının bozulmasından sonra, şiddet ve yağmacılığın daha da arttığı, idari yapıda bozukluklar meydana geldiği, işgal altındaki Sırp halkının zar zor hayatını devam ettirdiği, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmenin durduğu, bazı Hıristiyanların Müslümanlığı kabul ettiği, bunların çoğunlukla göçebe olan Güney Slavlar olduğu ve Bosna Hersek’te bulundukları, Müslüman olduktan sonra bazı adetlerini ve dillerini korudukları fakat dini bağlarla sıkı sıkıya bağlandıkları Osmanlıları destekleyerek kendi ırklarına karşı düşman oldukları ifade edilmektedir.

-    Kitapta; ‘ Türkler, paralı piyadeler olan yeniçerileri oluşturmuşlardır. Yeniçeriler, Osmanlılara yenilen milletlerden alınan çocukların, askerlik sanatını öğretmeleri ve Müslüman yapılmalarıyla oluşan bir yapılanmaya sahiptir. Yeniçerilik, sultanlar tarafından Hıristiyanlara yüklenmiş olan Kan Vergisiydi. İlija Kolarac Türklerin iki Sırp’ın başını nasıl kestiklerini şöyle anlatır: Cellat, Prens Sima’yı keserken boynunu bir vuruşta kesemedi, birkaç defa vurdu. Prens yiğitçe bağırdı ‘ Kes Allah aşkına ’ kılıcı bekleyen ve bağlanmış olan Yüzbaşı Dragiç bağırdı, o anda başka bir Türk koşup geldi ve Dragiç’in kafasını uçurdu.
O dönemde vergiler iki katına çıkarılmıştır, Dayılar yükselttikleri bütün sultan gelirlerine el atmışlardır. Kan vergisi iki üç katına çıkarılmış, diğer vergiler 15’ten 25-30 grosa yükseltilmiştir. Bundan başka dayılar, subaşıları kendi isteklerine göre yargılamış, halkı dövmüş, öldürmüş,  aşırı vergi almış, atları, silah ve hoşlandıkları genç kızları almış ve mallarını yağmalamışlardır. Kanunsuzluk ve acımasızlıklarla dolu bu yönetim, Belgrat paşalığında halk ve yöneticileri arasında çarpışmalara sebep olmuştur. Halkta telaş ve ayaklanma hisseden Dayılar, ayaklanmayı bütün milli önderleri öldürmekle önlemeye karar vermişlerdir. İlk ayaklanan arasında Prens Aleksa, İlija Bircanin ve Milovan Grboviç’dir. Foçalı Mehmet Ağa’nın emriyle Prens Aleksa ve İlija Bircanin 23 Ocak 1804’te Valjevo şehrinde halkın gözleri önünde kafaları kesilmiştir. ’ ifadeleri yazılıdır.

       Ermenistan: İlköğretim Tarih Kitaplarında;

-    Kitapta; ‘ 1.Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, başlangıçta Türkler büyük başarılar elde ettiler. Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları, Asurluları katlettiler. İlk olarak Osmanlı ordusundaki Ermenilerin ellerindeki silahlarını aldılar ve onları yok ettiler. Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı. Sonrada askerler yada polis onları ellişerli- yüzlü gruplar halinde götürüp boş arazilerde öldürüp katlediyorlardı. Türkler daha sonra önde gelen doktor, öğretmen, din adamı, parti üyeleri gibi Ermenileri hapsedip yok ediyorlardı. Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı. Daha çok 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri sürgüne gönderiyorlar ve yok ediyorlardı. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama maruz kalıyordu. Ermeni halkının göç ettirilmesi ve Ermeni katliamı 1914 sonu ile 1915 ilkbaharı ile başlar. Türk devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu’nun çöllerine sürgüne gönderiyor. Sürgün süresince Ermenilerin nesi varsa talan ediliyordu. Güzel kadınlar ve bakire genç kızlar Müslümanların haremine götürülüyordu. Ermeniler sürgünde Kürt çetelerin, askerlerin ve polislerin saldırılarına maruz kalıyor ve yola devam edemeyenler öldürülüyordu. Sürgün yerine, sürgün edilenlerin ancak %10’u ulaşabiliyordu. Örneğin Trabzon’dan kovulmuş 3000 Ermeni’den  Halep’e sadece 35 kişi ulaşabilmiştir. Kalanı yollarda öldürülmüş, yada açlıktan, susuzluktan ve çeşitli hastalıklardan ölmüştür. Güney şehirleri köle pazarlarına dönüştürülmüş ve buralarda Ermeniler çok ucuza satılmışlardır. Katliamlardan kurtulmak için çok sayıda Ermeni yurtlarını terk etmiş, Kasım 1914’ten 1916’ya dek çoğunluğu kadın ve çocuk yüz binlerce Ermeni Rusya’ya, Doğu Ermenistan’a göçmüşlerdir. Katliamlar ve sürgün nedeniyle Batı Ermenistan, asıl sahibinden yani Ermenilerden mahrum kalmıştır. 1915 ve 1918 yılları arasında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak adlandırılmalıdır. Çünkü onların amacı Ermeni milletinin kökünü kazımaktı. Osmanlı Türkiyesi’nde 2.5 milyon Ermeni’den 1.5 milyonu öldürüldü. 200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi. Birer vahşi barbar olan Türkler 66 Ermeni şehrini ve 2500 köyünü yok edip ortadan kaldırdı. 2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı. Türkler Ermenilerin bankalardaki paralarına, Ermenilere ait topraklara, çiftliklere, menkul ve gayri menkullere el koyup gasp ettiler. Ermeni sorununun çözümlenmesi amacıyla 1915-1923 yıllarında yapılan Ermeni soykırımının bugünkü Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler tarafından tanınması ve bu konuda Türklerin prensip anlaşması yapması gerekmektedir. Bu soykırım olayının tanınmasıyla Ermeni milletinin toprak taleplerinin ve uğratılan maddi ve manevi zararlarının tazminatının tanınması konuları da bu soykırımın tanınması dahilinde olmalıdır. ‘ ifadeleri yazılıdır.
 
Gürcüstan: İlköğretim Tarih Kitaplarında;

-    Kitapta; ‘ TransKafkas sınırında Türklerin egemenliği olduğu sürece Gürcüstan’da barış garanti değildi. David Ağmaşenebeli komşu kardeş ülkeler olan Ermenistan ve Şarvan’ı Türklerden kurtarma mücadelesinde teşvik etti. Şarvan için uzun süren savaş 1124 yılında Gürcülerin zaferiyle sonuçlanmıştır. 1124 yılında Ermenilerin başkenti Anisi’nin ileri gelenleri Kral David’ten şehirlerini Türklerden kurtarmak için yardım istediler. Üç gün süren savaşta Gürcü ve Ermeniler birlikte Anisi’nin Müslümanlarını yendiler. 15.yüzyılın sonunda parçalanmış Gürcüstan zor durumdaydı. Batıda Gürcüstan’ın komşusu çok güçlü ve agresif Osmanlı Devleti oldu. Osmanlılar uzun savaşlar sonrası Gürcüstan’ın eski komşusu Bizans’ı feth ettiler. 1453 yılında Konstantinepol’u ele geçirdiler.  Kuzey ve güney Karadeniz sahillerini de feth ederek Gürcüstan sınırına dayandılar. Böylece Gürcüstan’ın batı ile olan bağları tamamıyla kopmuş, Barbar Osmanlı Devleti ile komşu olunmuştur. Osmanlıların teşviki ile Batı Gürcüstan’da esir ticareti gelişmekteydi. ’ ifadeleri yazılmıştır.
 
Suriye: İlköğretim Coğrafya Kitabından;


-    Toroslar’ın güneyinde yer alan Türkiye toprakları Mersin ve Hatay Suriye toprakları olarak gösterilmektedir. Kitapta; ‘ Osmanlı işgali yaklaşık 400 yıl sürmüştür. Araplar ülkelerinin hürriyetini çok sayıda şehit vererek sağlamışlardır. İngiliz ve Fransız işgalleri ise Suriye’nin kuzey bölgelerinin ve İskenderun sancağının zorla koparılmasına yardım etmiştir. Suriye ovalarının en geniş olanı bu ova, Toros dağları eteklerinde başlar ve Fırat vadisine kadar uzanır. ’ ifadesi yazılmıştır.

-    Kitabın 105. sayfasında ‘ Suriye Nehirleri Haritasında ’ Hatay Suriye’ye dahil olarak gösterilmekte, Toros dağlarının güneyinde kalan bölge zorla koparılmış bölge olarak belirtilmektedir.

-    Kitabın 107. sayfasında ‘ Asi Nehri ’ iç sular arasında sayılmaktadır. Fırat ve Dicle nehirleri içinde ‘ Ermeni yükseltilerinden doğmaktadır ’ açıklaması yer almaktadır.

-    Kitabın  137. sayfasındaki ‘ Tabiat Özellikleri ’ bölümünde ‘ Başlıca Orta Seviyede Yükseltiler ’ notuyla doğuda Ermeni yükseltileri, batıda Anadolu yükseltileri bulunmaktadır. Ayrıca ülkede başlıca iki sıra dağ uzanmaktadır bunlar kuzeyde Pontus dağları güneyde Toros dağlarıdır. Açıklamaları yer almaktadır.
     
     İlköğretim Tarih Kitabından;

-    Kitapta; ‘ Türkiye, nüfus çoğunluğunun Türklerden oluştuğu bahanesiyle İskenderun sancağını istiyordu. Fransa 2. Dünya Savaşında Türkiye’nin itilaf devletleri safında yer almasını sağlamak için bu konuda Türkiye’yi cesaretlendiriyordu. Sorun Milletler Cemiyetine götürüldü. Cemiyet nüfusun bu konudaki arzusunu belirlemek maksadıyla uluslararası bir komisyon gönderdi ve İskenderun sancağının Suriye’den ayrılarak, kendi egemenliğine sahip bir devlet olmasına, ancak dış ilişkilerde Suriye’ye bağlı kalmasına, Arapça ve Türkçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesine karar verdi. Bu karar sancakta bulunan Arapların karşı koyması ve protestosu ile karşılandı ve her türlü takdire layık bir Arap mukavemeti oluştu. Fransa’nın sorunun Arapların lehine çözülmesine yardımı gerekirken 23 Haziran 1939’da birliklerini İskenderun sancağından çekti ve Fransız birliklerinin yerini Türkler aldı. Vilayeti Türk devletinin bir parçası haline getiren bu harekete muhalefete rağmen İskenderun sancağı Türk devleti tarafından işgal edildi. ’ ifadeleri yazılmıştır.

-    Kitapta; ‘ Osmanlı devleti ilim ve irfan devleti değil, bir savaşlar devleti olmuştur. Aynı zamanda yenilikçi ve planlı bir devlet olmamış, hareketsiz ve karışık bir devlet olmuştur. Bu ve benzeri birçok sebeple Araplar, Osmanlı işgali döneminde iktisadi olarak gerilemiştir. ’ ifadeleri yazılmıştır.

Ürdün: İlköğretim Coğrafya Kitabından;

-    Şematik olarak Arap dünyasının yağmur dağılımının gösterildiği bir haritada: Hatay’dan İskenderun ili olarak bahsedilmekte ve Suriye sınırları içersinde gösterilmektedir.

-    Kitapta; ‘ Türkiye’nin Fırat nehri üzerine dünyanın en pahalı barajını yapması, Suriye ve Irak’a Fırat nehrinden giden suyun miktarını azaltmıştır. Türkiye bununda ötesine giderek suyun ileride petrolden daha pahalı olacağını açıklamıştır. ’ ifadeleri yazılmıştır.

İlköğretim Tarih Kitabından;

-    Kitapta; ‘ İttihatçılar Şam’da bulunan Türk ordu komutanı olan Zeki Halepi Paşa’yı görevden aldılar, bunun nedeni Zeki Paşanın Arap asıllı olmasıydı. Onun yerine ittihatçı olan Cemal Paşayı göreve koydular. Cemal Paşa, Araplara karşı çok yanlış politikalar uyguladı. Cemal Paşa bütün bunları Osmanlı ordularının takviyesi için yaptı. Çok sayıda Arap ailesini Anadolu’ya sürgün olarak gönderdi. Osmanlı ordusunda hizmet veren Arap birliklerini tenha cephelere yolladı, bununla da yetinmeyip Ağustos 1915 ve Mayıs 1916 tarihlerinde çok sayıda milliyetçi Arap’ı Şam ve Beyrut’ta astı. ’ ifadeleri yazılmıştır.
 
-    Kitapta; bölgede çıkarılan Arap isyanlarının nedenlerinin Osmanlı askerlerinin ve yönetiminin halka kötü davranması ve özellikle kadınları çalıştırması, onlara kötü muamele yapması, aşiret şeyhlerine verilen paraların halka dağıtılmaması ve vergilerin artırılması ifadeleri yer almaktadır.

Ukrayna: İlköğretim Tarih Kitaplarında;

-    Kitapta; ‘ Sırbistan ve Bulgaristan ile savaşan Bizans İmparatorluğu, bazen Osmanlılardan yardım istemekteydi. Türkler, boğazdan geçerek Balkan yarımadasına yağmacı akınları düzenlemeye başlamışlardı. Tarihçiler akınları şöyle değerlendirmektedir: Hıristiyanlardan bazıları katledilmiş, bazıları da esarete alınmış, kalanlar ise açlık nedeniyle kitlesel olarak ölmekteydi. Türk askeri kuvvetleri, Avrupa ülkeleri ordularından sayısal olarak fazlaydı. Sultan ordusunun ana unsuru olan müteaddit süvari birlikleri, sultandan hizmetleri karşılığında toprak alan askerlerden oluşmaktaydı.  Sultanın emrinde daimi piyade gücüde vardı bunlar yeniçerilerdi. Türkler feth ettikleri ülkelerde en güçlü küçük ve sağlıklı erkek çocuklarını esarete alıp kendilerine Müslümanlığı kabul ettirmekte ve Hıristiyanlığa karşı kinle yetiştirmekteydi. Bu çocuklar, sultandan cömert maaş almakta ve hükümdarlarına sadakat göstermekteydi. 1453 yılında Bizans İmparatorluğunun varlığına son verilmiştir. Sultan yağmalanmak üzere şehri üç günlük süre için askerlerine devretmiştir. Bizans muhafızların büyük bir kısmı katledilmiş, yaklaşık 60 bin insan köle olarak satılmıştır. Sultan büyük bir törenle şehre girmiştir. Kendisi Ayasofya Kilisesini ziyaret ederek bunun cami haline getirilmesini emretmiştir. Türkler tarafından İstanbul olarak adlandırılan Constantinopol, Osmanlı devletinin başkenti olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun halkları, sultanların sert zulmüne maruz kalmıştır. Müslüman olmayan her erkek, yaşından bağımsız olarak hazineye kişi başına belirli bir vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. Bunun dışında Müslüman olmayanlar ise kale, yol, köprü ve camilerin inşaatında ücretsiz olarak çalışmak zorunda bırakılmıştır. Kendilerine at sürmek, silah taşımak ve Türklerden daha iyi, güzel ve yüksek evlerde oturmaları  yasaklanmıştır. Vergi ödemekle yükümlü nüfus, Osmanlı derebeyleri tarafından aşağılatıcı bir şekilde raya yani sürü olarak adlandırılmıştır. Sultan tarafından askerlerine hizmet karşılığında verilen topraklarda, yerel köylülerin toprak sahibi lehine de bazı çalışma yükümlülükleri mevcuttu. Sultanların sert zulmüne rağmen Slav halkları, kültürünü, adetlerini ve dillerini muhafaza edebilmiştir. 1535 yılında 1.inci Fransisk; Hıristiyanların en korkunç düşmanı olan 1.Süleyman ile anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma ile Fransa için elverişli ticaret anlaşmaları imzalanmış, Fransızlar, Osmanlı İmparatorluğu ile ticaret alanında yapılan bu anlaşmalarla bazı kolaylıklar elde etmiş, tüccar mülkiyetinin dokunulmazlığı vaat edilmiş, Fransız gemilerinin tutuklanmaları ve denizcilerinin köle olarak satılması yasaklanmıştır. Aynı yıl Fransa, Gabsburglar’a karşı müşterek hareketler konusunda Osmanlı İmparatorluğu ile anlaşmıştır. V.inci Çar’ın 1.inci Fransisk’i dinsiz köpek Osmanlı ile ittifak kurmakla suçladığı zaman 1.Fransisk tarihe geçen şu cevabı vermiştir: ‘ Sürümün kurt dişlerine geçmesini önlemek üzere köpeğin yardımından yararlandım, tüm yaptığım buydu, bunun için anlaştım sadece bunun için. ’ ifadeleri yazılmıştır.


Değerli okurlar; bugün sizlere bazı yabancı ülkelerin ve milletlerin biz Türkler hakkında kendi çocuklarını ve gençlerini nasıl yetiştirdiklerini, nasıl yalan ve iftira ve hakaretlerle dolu sözlerle çocuklarını ve gençlerini okullarında yetiştirdiklerini gösteren ve anlatan bilgileri paylaştım.

Bizler Türkiye içersinde ne kadar yırtınırsak yırtınalım yurt dışında bu ülkelerde anneler ve babalar çocuklarını okullarda bu bilgilerle yetiştirtiyorlar.

Türkiye’de biz kendi çocuklarımızı ve gençlerimizi bunlar gibi kin ve nefretle yetiştirmiyoruz, ama gelin görün ki; medeniyeti temsil ettiklerini söyleyenlerin ve görünenlerin daha doğrusu medeni diye öyle gösterilenlerin, çocuklarını ve gençlerini bize karşı nasıl yetiştirdiklerini görüyorsunuz.

 Bu kitaplarda hakkımızda yazılı olanların hiçbirinin doğru olmadığını, her şeyin çarpıtılarak kasıtlı ve bilinçli olarak yalan ve iftira olarak yazıldığını gayet iyi biliyoruz.

Ancak ne var ki; daha ilkokulda kafasına Türkler hakkında yalan yanlış çarpıtmalarla ve utanmadan da biz Türklere barbar diyen bir zihniyetin bugünün dünyasında günümüzde de güya insanlık adına, demokrasi adına, adalet adına, hak hukuk adına, özgürlük adına, medeniyetler uzlaşması adına, barış adına, insanlık adına Afganistan’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Lübnan’da, Sudan’da, Bosna’da, Kafkasya’da, Afrika’nın birçok yerinde yaptıklarını görüyoruz.

Çekirge sürüsü gibi dünyayı yağmalayıp, yakıp yıkanların kimler olduğunu gerçekte insanlıkta biliyor, insanoğlu da gayet iyi biliyor da bazıları bilmemezlikten geliyor.

Hadi insanoğlunun bilmesi o kadar önemli değil diyelim, gerçekleri o tarihlerde yaşayan herkeste biliyor, bu evreni kuran Allah’ta biliyor.

Elbette birgün tek tek kainatın yaratıldığından beri herkes birbiriyle yüzleşecek, yüzleştirilecek, mahşer günü herkes hesabını tek tek verecek, o zaman acaba bugünlerde çocuklarını ve gençleri biz Türkler hakkında kışkırtarak, kin ve düşmanlıkla yetiştirenler bizim karşımıza hangi yüzle ve nasıl çıkacaklarını çok merak ediyorum ve inanır mısınız şu hayatta en çok arzuladığım ve istediğim şeylerden biride bir an önce şu ahiretteki hesaplaşmayı görebilmek ve yaşayabilmeyi çok istiyorum.

 O gün içimizdeki bazılarımız bile hadi adını da açıkça koyayım; bugün anayasadan çıkartılmış olsa da vatana ihanet edenlerin en başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile, ondan ötesinde İstanbul’u feth ettikten sonra zindanları gezerken İstanbul birgün Türklerin eline geçecek, bir Türk komutan İstanbul’u feth edecek diye kehanette bulunan ve bundan dolayı da hapse mahkum olmuş olan Kahini zindandan çıkarttıktan sonra:

 ‘ Ey kahin dediğin çıktı, İstanbul feth edildi, peyki söyler misin bana İstanbul benden sonra ne olacak? İstanbul’u benden sonra nasıl bire gelecek bekliyor? Sorusunu soran Fatih Sultan Mehmet Han’a cevap veren Kahin:

 ‘ İstanbul bir daha tarihinde böyle şiddetli ve kanlı bir fetih yaşamayacaktır. Ancak birgün senin soyundan, senin ırkından, gelen bir Türk İstanbul’un bütün topraklarını ve devletin bütün  mülklerini parsel parsel yabancılara maddi olarak altın, para karşılığında satacaktır. Ve İstanbul kan dökülmeden yeniden Türklerin elinden böylelikle yabancıların eline geçecektir. ’
diye cevap verince Fatih Sultan Mehmet Han:

 ‘ Benim soyumdan, benim ırkımdan, benim kanımdan bir Türk bunu yaparsa Allah onun ve bütün sülalesinin belasını versin ve Allah onu birgün benimle yüzleştirip karşılaştırsın. ’ diye bedduasını yapan Fatih Sultan Mehmet’in karşısına nasıl ve hangi yüzle çıkacaklardır acaba?

Hele hele sevgili dedem; Tanrının Kılıcı adıyla ün salan ismi bende yüreğimde saklı kalsın, bilenler biliyor, anlayanlar anlıyor nasıl olsa, sevgili dedemin karşısına nasıl çıkacaklar hemde ayakları ve bedenleri titremeden açıkçası bilmiyorum.

O anı ahirette ne kadar çok yaşamayı inanın tahmin bile edemezsiniz.

Tek dileğim o ahirette yüce Allah tanrının kılıcı unvanlı sevgili dedemle beni kucaklaştırsın.

Ve o dedemi ve beni cennetine alırsa onun torunu olmakla nasıl övündüğümü ve nasıl gurur duyduğumu ve onu nasıl çok sevdiğimi ona da gösterme fırsatını bana nasip etsin, beni tanrının kılıcı unvanlı dedemin yanından hiç ayırmasın, bana da en az tanrının kılıcına sahip olabilecek kadar bir gücü orada vermeyi nasip etsin inşallah.

Onun tırnağı bile olamam ama onun ruhuma ve iliklerime kattığı güç ve inanç bile bana yeterde artar bile, nede olsa ben günümüzde onun yaşayan gerçek ve tek torunuyum. Bunu bilerek ve hissederek yaşıyor olmam bile şu hayatta tadabileceğin en güzel muhteşem bir duygu ve bu duyguyu hayatta hiçbir başka duyguyla yerini değiştirmem, değiştiremem, günümüzde bunu yaşamak, yaşıyor olmak bile harika bir şey.

Yaşadığım bu duyguyu hayatta ki hiçbirşeye değişmem, değişemem çünkü bu duyguyu yaşamayı çok seviyorum, bu duyguyu yaşıyor olmak beni hayata, yaşama bağlıyor.

Sağlıcakla kalın. 

3 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
ahmet albayrak
17 Kasım 2008 17:35 26
Başarı Göstergesi: +1

Harun Bey araştırmalarını yazmıştır.Başkalarının bizi övmesi beklenemez.sonunda güzel yorumunu da katmıştır.Kendisini tebrik eder başarılarının devamını dileriz.Kahin'in söylediği gibi bırakın İstanbul'u, satılmadık neresi varki dolayısı ile Fatih Sultan Mehmet'in Bedduasına mazhar olan beklenendende daha fazla insan vardır.''Hemde aslanlar gibi satarız'' diyorlar.Bakarsınız birgün pişman olur sattıkları gibi geri almasınıda bilebilirler..Bedduadan da kurtulurlar taktir kazanırlar.Ümit bu ya neden olmasın,kimbilir.Hiçkimsenin yaptığı yanına kalmaz. Karamsar olmayalım.Yarınlara daima ümitle bakalım.Sonumuz iyi olur İnşallah.

Başarısız
Başarılı
ELA
10 Kasım 2008 21:01 23
Başarı Göstergesi: +1

ÇOK GÜZEL BİR YAZIYDI EMEĞİNE SAĞLIK .ŞİMDİ KENDİ KENDİME DÜŞÜNÜYORUM ULAN DİYORUM BİZ ZAMANINDA BUNLARIN ÇOĞUNA YARDIM ETMİŞİZ AMA ONLAR BİZE NE DİYOLAR .BİZDE DAHA BİZDEN NEDENSİZ NEFRET EDEN BİZİ AŞŞAĞILAYAN BİZİ ÇOCUKLARINA BARBAR OLARAK GÖSTEREN BU ŞERFSİZLERİN SÖZDE MEDENİYETİ SAVUNAN AVRUPA BİRLİĞİNE GİRMEYE ÇALIŞIYORUZ.PEKİ BİZ
(DEVLETİN BAŞINDAKİ ÇAPANOĞULLARI)SALAKMIYIZ.CEVAP:EVET SALAĞIZ

Başarısız
Başarılı
gökhan erdoğan
27 Haziran 2008 12:30 04
Başarı Göstergesi: +3

gerçekten çok etkileyici müthiş bir çalışma, belli ki bu araştırmaya çok büyük emekler sarf edilmiş tebrikler

Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

busy
 
   
Zafer YÜCEL
Zafer YÜCEL Hasta hakları koca bir palavradır... Türkiye de senelerdir hemofili sorunu yaşanmaktadır. Birçok il’e yayılan mevcut hasta sayısının 3.500 ...
     
Gül KÜLCÜ
Gül KÜLCÜ KLAVYE KOMUTANLARI... Bugünlerde moda; Klavye başına geçen herkes komutan..! Hem de öyle böyle değil Genelkurmay Başka...