Kanunun bir maddesi şöyle:
“Oda sekreteri olmak için hırsızlık, rüşvet gibi suçlardan mahkûm olmak gerekir.”
Buna göre, meslek odasına sekreter olmak isteyen kişinin savcılıktan temiz kâğıdı yerine mahkûmiyet belgesi getirmesi gerekecek!
“Olmamak” yerine “olmak” sözcüğü kullanılmış ve böyle olmuş!
Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde AKP’liler dahil, vekiller yasaların Türkçesine fazla bakmaz, şöyle derlerdi:
“Nasıl olsa Sezer bütün ayrıntıları okur, hata varsa bulur...”
Gerçekten öyleydi... Gül, denetleme makamı yerine onay makamı olunca, bu hatayı da yadırgamamak gerekiyor!
***
Sezer’le ilgili öteki haber, katıldığı bir akşam yemeğine ilişkin. Eski Washington Büyükelçimiz Faruk Loğoğlu evinde bir yemek vermiş. Davete, Sezer ailesinin yanı sıra Sabih Kanadoğlu, Hikmet Çetin, Prof. Nusret Aras, Özden Toker ve Prof. Tunçalp Özgen de katılmış.
Vayy sen misin, yemek yiyen... AKP’nin tam resmi yayın organı unvanını yeni çıkma birkaç gazeteyle paylaşan Yeni Şafak 8 sütuna manşet yapmış. Başlık şu:
Kutlama Yemeği.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı böyle bir yemekle kutlanmış. Haberi de öyle bir havada vermişler ki; Sezer hâlâ her konuda etkin ve istediği kararın alınmasını sağlıyor. Anlaşılan Sezer, Afyon’a memleket ziyaretine gitse, “Anadolu turunun anlamı ne” diye soracaklar.
Yemekte ne konuşulduğunu yazan Yeni Şafak ya ortam dinlemesi yaptı, ya attı!
AKP’lilerin zamanında çok kızdığı Sezer, halen Köşk’te olsaydı ne olurdu?
Bir senaryo yazalım:
Sezer, 14 Ocak’ta Madrid’de konuşan Erdoğan’ı, haftalık kabulünde uyarırdı. “Yapma” derdi... Sonuçlarını anlatırdı...
Velev ki Erdoğan dinlemedi, anayasa değişikliği yapıldı... Sezer dikkatle inceler, ağır bir gerekçeyle geri yollardı. MHP’yi de sorumluluğu ve diyaloğu çerçevesinde uyarırdı.
AKP’liler Sezer’e ağır sözler söyleyip rahatlar, değişiklik rafta beklerdi!
Büyük olasılıkla kapatma davası da açılmazdı...
***
Sezer’in Çankaya Köşkü’ndeki en büyük gücü şuydu:
Siyasi bir bağlantısının olmaması ve kişisel gelecek hesabı yapmaması...
Gül’de ikisi de yok!
O nedenle, anayasa değişikliği önüne geldiğinde imzalamaya mecburdu...
Gül’le birlikte Köşk, yüksek denetim ve devlet kurumları arası koordinasyon makamı olmaktan çıktı. Gelen yasa ve kararnamelerin ne Türkçesine bakılıyor, ne ülkeyi nereye sürükleyeceğine!
Köşk gibi makamlar, oraya oturan kişinin ağırlığıyla da anlam kazanır. Ne demişler:
İnsan ne kadar yüksek makama çıkarsa çıksın, kendi vücudunun üstüne oturur!
AKP’liler bir zamanlar Sezer’e yönelttikleri, ağır, densiz ve hesapsız eleştirilerin benzerini Anayasa Mahkemesi’ne karşı yapıyorlar.
Bizler ne kadar, bir hükümetin devlet kurumlarını yıkmaya kalkması kendi ayağına kurşun sıkmaya benzer desek de AKP anlamayacak...
Ne zaman anlar?
Anayasa Mahkemesi’ni kaybedince!