|
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’la ilgili üretilen kimi haberler, akla ister istemez, önümüzdeki ağustos ayında gerçekleşecek Genelkurmay Başkanlığı değişimini getiriyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneksel yapısı çerçevesinde ağustosta, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın emekliye ayrılması, yerine Başbuğ’un gelmesi bekleniyor. Bu değişime iki ay kala Ankara’da puslu ve pusulu bir hava var. Önce başlığı açalım... 2002-2006 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı’nı yürüten Orgeneral Hilmi Özkök’ten görevi Büyükanıt’ın devralması doğal süreçti... Ancak 2005 yılı Kasım’ından itibaren Büyükanıt’a yönelik her türlü yöntemin kullanıldığı sistemli bir saldırı başlatıldı. Şemdinli iddianamesinin ana konusu yapıldı, sağlık durumu tartışmaya açıldı, kimliği sorgulandı... Büyükanıt için ikili plan yapılmıştı: 1- Genelkurmay Başkanı yapılmamasını sağlayalım. 2- Bunu engelleyemezsek yıpratalım ve göreve geldiğinde gücünü kırmış olalım. Bu tartışmaları, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer noktalandırdı. Başından beri izlediği sürece kritik bir anda müdahale etti, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararlarını öne çekti. *** Şimdi de Başbuğ için benzer bir sürecin başlatıldığını görüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki yine iki temel hedef kondu: 1- Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturmaması. 2- Bu başarılamazsa her türlü yöntem kullanılarak yıpratılması. Başbuğ’un ağlama duvarında fotoğrafının çekilmesine olmadık anlamlar yükleyenlere şunları sormak gerekir: 1- Eğer İsrail’le bu tür ilişkiler çok yanlış ise ABD’de İsrail lobisinden ödül alan başbakan kim? 2- İsrail’le ilişkileri giderek en yüksek düzeye çıkaran başbakan kim? Başbuğ’un Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’le görüşmesi de yine aynı şekilde, büyük ve affedilmez bir suçmuş gibi sunulmaya çalışıldı. Eğer bu tür temaslar suçsa Ankara’da suçsuz kimseyi bulamazsınız. AKP katlarında hiç bulamazsınız! AKP’nin medya birliklerini kullanarak sürdürülen bu kampanyanın düzenleyicileri 1 taşla 4 kuş vurmayı hedefliyor olmalı: 1- Orduyu yıpratmak. 2- Anayasa Mahkemesi’ni karar alamaz hale getirmek. 3- AKP’ye yönelik eleştirileri ikincilleştirmek. 4- AKP’nin kapsama alanı dışında kurum bırakmamak. *** Yukarıdaki hedeflere ulaşma yönünde AKP yelpazesinin sürdürdüğü her türlü saldırı, aynı zamanda AKP’yi de olumsuz etkiliyor. Çünkü hükümet etmesini sağlayan zemini çürütmüş oluyor. Bugün 2006’dan daha ciddi gerilim konuları var. Salt asker-siyaset ilişkileri açısından durumu ele aldığımızda süreci normalleştirme gücüne sahip başlıca makam Köşk! Ancak uzun süredir vurguladığımız gibi, Çankaya Köşkü, koordinasyon ve denetleme makamı olarak çöktü. En ağır hakaretleri dahi elinin tersiyle itip Türkiye için doğru olan kararı verebilecek bir Çankaya, şu günlerin en önemli arayışı... Ne yazık ki Gül, Hırvatistan’da verdiği şu demeçle, bir kez daha Türkiye’nin değil, AKP’nin cumhurbaşkanı olduğunu ortaya koydu: “14 Mart Türkiye’nin çalkantıya girdiği gündür. Herkesin bunun maliyetini iyi hesaplaması gerekir.” Gül, topu kendi sahasının dışına atmak istiyor, ama boşuna... Türkiye’nin çalkantıya girdiği gün, Gül’ün türbanı onayladığı 22 Şubat’tır!
|