|
ZONGULDAK, yüzölçümü olarak, Cumhuriyet döneminin en küçük illerinden biri olduğu halde sonradan iki il daha doğurdu: Karabük ve Bartın.
Ama tuhaftır, bölündükçe büyüyor. İsa Peygamber’in mucizelerinden birinde bölerek yoksullara dağıttığı ekmeğin küçülmeyip sürekli büyümesi gibi. Doğa ve tarih, bu minik illerden tekrar güçlenip varsıllaşmaya elverişli bereketi hiç esirgememiş. Karabük’ün gür ormanlı Yenice’si, mimarlık anıtı Safranbolu’su, Cumhuriyetle gelen demir-çelik fabrikası var; Bartın’ın da ünlü ırmağı, gönlü zengin güleryüzlü insanları ve güzeller güzeli Amasra’sı. Ereğli prensi Dionysos’un eşi Amastris’in küçük kentine Bartın yolundan gelirken Asker Suyu denen yerde durup tepeden denize bakınca inanılmaz kıyı güzelliği karşısında şaşırıp kalırsınız. Diliniz tutulur. Şu günlerde “termik santral” haberiyle Amasralıların da dili tutulmuş, ama çok şükür, orayı sevip korumak isteyen suskunların dilleri çözülmüştür. Enerji üretimine, sınaileşmeye, istihdamın artışına karşı oldukları için mi? Hayır, eski Zonguldaklılar olarak Cumhuriyete inandıkları, onun çalışkanlık, ilericilik, akılcılık, plancılık demek olduğunu bildikleri için. Çünkü kömürü bol eski Zonguldak’la birlikte bu iki küçük ili tam bir kalkınma seferberliğine sokarak akıllıca bütünleştirmeye gerekli her şey var. Bir buçuk milyar ton kadar neredeyse antrasit kalitesinde taşkömürü rezervi, daha fazla da nüfusu beslemeye yeterli tarım, sık ağaçlı ormanlar, demiryolu, deniz, karayolu ulaşımı ve en önemlisi, iyi yetişmiş teknik işgücü. Doğal kaynakları özenli kullanmak koşuluyla. Kimse Amasra’nın Tarlaağzı’ndan kömür çıkarılmasın diyemez. Başka yerlerdeki damarların yeraltında 800 metrelere kadar indiği bir havzada sadece 30 metre derinlikteki maden işlenmeden bırakılmamalı. Kömürü doğal güzelliğe az zarar verecek bir uzaklığa denizyoluyla taşıyıp santralda kullanmak elbet bir “fikir”dir. Ama acaba doğru mu? Zira Amasra’nınki yarım-koklaşmaya bile elverişsiz, kömür tozu biçiminde çıkar. Kolay bir fabrika işlemiyle soba kömürü olarak brikete dönüştürülemez mi? Zaten 1930’ların Cumhuriyet Türkiyesi’nde sanayi atılımını müjdeleyen kitapların kapak süsü, Zonguldak yakınlarında Üzülmez’deki “sömi-kok” fabrikasının resmiydi. Kimyasal değeri yüksek taşkömüründen, petrol ürünlerine çok yakın başka ürünler elde edilir, artanıyla da briket yapılırdı. Şimdi o fabrikanın yerinde yeller esiyor; yalnızca bacası kalmış. 1930’ların alay konusu edildiği günümüzde o dönemden zihinlerde kalan da, sadece o dönemdeki ulusalcı kalkınma coşkusunun tatlı anısıdır. Ha, bir de enerji sıkıntısı çeken, borç batağında yüzen, sırtlanlara yem olarak sunulan, mecalsiz bir Türkiye var elde kalan. Onu da mı sattıracağız?
|