|
"Bu ne biçim bir başlık?" diyorsunuz, duyar gibiyim. Lütfen okurken düşününüz.
Öyle kör ve karanlık bir noktadayız ki, tercih etmeye zorlanıyoruz, seçime zorlanıyoruz! Bölünebilmemiz için ne kolay bir sebeptir bu! Elbette ki bu iki kavram arasında tercih söz konusu bile olamaz. Böyle bir durumda tercih edeceğimiz tabi ki yüce yaradanımızdır. Karşımıza konulan ne yazık ki budur! Öngörüsü çok güçlü olan Mustafa Kemal Atatürk, başımıza geleceği bildiğindendir, laiklik ilkesini Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri arasına almıştır. Bilindiği gibi, tüm devrimler kısa sürede yaşama geçirilmesine ve başarıya ulaşmasına rağmen, Ulu Önderimiz laiklik ilkesini en geç yaşama geçirmiştir. Toplumun inançlarına saygıyla yaklaşıp, toplum değerlerinin zedelenmemesi için, laiklik ilkesi çok dikkatli bir şekilde yaşama geçirilmiştir. Şeyh Sait isyanı ve Kubilay’ımızın yobazlar tarafından hunharca katledilip şehit edilmesi, çok hassas bir denge yaratılması gereğini ortaya koymuş ve ancak 5 Şubat 1937'de laiklik ilkesi anayasamıza alınabilmiştir. 10 Kasım 1938 den sonra, yobazlar yeniden iştahlarını kabartmış ve eski kinlerinin, kuyruk acılarının intikamlarını alabilmek adına türlü oyunları sahnelemişlerdir ve hala sahnelemektedirler! Yıllardan bu yana iktidara gelebilmek adına kullanılan en büyük koz "din" olmuştur. Ulu önderimizin ölümüyle, tüm yönetim kadrolarındaki aydınlamayı gerçekleştirecek önemli şahsiyetlerin devre dışı bırakılmasıyla, aydınlanma özellikle yarım bıraktırılmıştır. Aydınlanamamış toplumların baskı altına alınması için cahil olmaları gerekmektedir. Cahil ve örgütlenme yapıları yok edilmiş olan toplumların ise din baskısı altında kontrolleri çok kolaydır. Bize yıllardır yapılan, basit ama çok etkili ayak oyunları ile din baskısı kurulmuştur. Bu dünden bugüne yapılmamıştır. Adım adım… Yavaş yavaş… Artık bu oyunların sonundayız! Emperyalistlerle içerde ki işbirlikçiler her yaptıklarını ‘’DİN’’ adına yaptıklarını söyleyerek bizleri bölme gayretlerini hızlandırmışlardır! Dışarıdaki ve içerdeki işbirlikçilerin, tam anlamıyla bir linçine maruz kalmaktayız. Milli Nizam Partisinden başlayarak, amip gibi bölünüp, çoğalma göstererek bugünkü uzantıya kadar gelenler, geçmişin kinleriyle büyütülmüş torunları değil midir? Kubilay’ı, devrim şehidimizi katleden ’’derviş mehmetin’’ torunları,’’şeyh saitin’’ torunları bugün neredeler acep? ‘’Laikliğin yeniden tanımlanması gerekmektedir ‘’ diyen kişiler, neyin kiniyle bunları demişlerdir sizce? Türban ya da sıkma başın mazisi ne kadardır sorarım sizlere? Biz kadınlar, ne zamandan beri başlarını örttüklerinde Müslüman, örtmediklerinde kâfir ya da cariye gözüyle görülmüştür? Ne zamandan beri laiklik ilkesini benimseyenlerin ateist, benimsemeyenlerin Müslüman olduklarını gördünüz? Satılmış, ruhunu satmış, ‘’aydın‘’ sanılan kişilerin, Allah adına karar aldıklarını gördüğünüzde canınız yanmıyor mu? Sizler, yakın zamana kadar ATATÜRK’ÜMÜZE, milli değerlerimize alenen, bu kadar sık ve şiddetli saldırılar gördünüz mü? Hıristiyan- İslam karışımı tuhaf, sahte bir din oluşturulmasıyla ‘’Dinler Arası Diyalog’’ martavalları adı altında haçlı seferlerinin tekrarının yaşandığını, vatanımızın uydurma ‘’Ilımlı İslam’ın’’ da altında bir değerle tutulduğunun farkında değil miyiz? Nedir bu dinler arası diyalog? Dinler arası diyalogla, Vatikan—F.Gülen ve emperyalistler yeni bir sohbet türü mü buldular sizce? Müthiş bir oyun, din ve Allah adına oynanıyor! Yüce dinimiz ve inandığımız değerler ayaklar altına alınıyor kötü emeller uğruna. Allah’la aramıza giriliyor, çirkin emeller uğruna ve adına da ‘’din’’ diyorlar. Müthiş oyunlara o güzel dinimizin alet edilerek, saf, tertemiz yüreklerle inanan bizlere yepyeni bir din kurgusu ile baş başa bırakıyorlar! ILIMLI İSLAM! İslam’ın derecelendirilmesi olmaz! Olsa olsa birincil önceliğimizden vatanımızı, ölümüne sevdiğimiz vatanımızı, önceliğimizden çirkin oyunlarla çıkarmaktır! Vatan mı, yüce yaradan mı diye bir tercihte bırakılıyoruz. Bu ne ahlaka sığar, ne dinimize! Bu tür mahlûkatlar ne Allah katında makbuldür ne de kul nazarında! Oyuna gelmeyelim. Vatansız yaşamak, zulümlerin en büyüğüdür! Öncelik sırasından vatanımızı düşürmek isteyen, bunu yaparken de uyduruk bir din yaratarak korku ve baskı uyduranların, adice vatan gaspıdır! Kalleşçe oynanan oyunlarda, ne yazık ki dini değerlerimizle alay edilip Allah’la aldatılıyoruz! ‘’Sonuca giden her yolun mubah sayıldığı’’ bu keşmekeş ve iğrenç durumlardan kurtarmalıyız kendimizi. Allah’la aramıza hiçbir faniyi sokmamalıyız! Vatanımızın yok olmasıyla, Allah’ımıza sessizce yürekten ibadet edecek, bir özgürce ortamı asla bulamayacağız! Vatan sevgisini ve önceliğini yüreğinde duymayan kişi: Vatan için savunma yapar mı? Vatan sevgisini ve önceliğini yüreğinde duymayan kişi: İngiliz, Fransız, İran, ya da ABD, AB gibi ulusların daha çok özgürlükler vereceğini savunmaz mı? Vatan sevgisini ve önceliğini yüreğinde duymayan kişi: Yüreğinde Allah sevgisini taşıyabilir mi? Sorarım! Vatan sevgisini yüreğinde hissetmeyen, yüce Allah’ın huzuruna ne yüzle çıkacaktır? İşte o inanmayanlar ki, Allah katında makbul sayılan, mertebelerin en yücesine Allah kelamında hak görülenlere, şehitlerimize kelle diyebilecek kadar cahil ve inanç dışı cesarette olanlardır! Biz tercihimizi Allah’ın bize vermiş olduğu ‘’akıl’’ ile yaptık! Özgür olmayan ve vatansız ulusların, bireylerin Allah ile aralarında daima yabancı kişiler, aracı kurum vazifesinde olacaklardır! Ne uğruna? Güç ve zorbalık! O zaman bu tercih ettirilme mecburiyetinden derhal kurtulmalıyız. Nasıl? Yine akıl yoluyla. Allah'ım hiçbir kulunu vatansız bırakma! Saygılar.
|