|
Sn.Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı eylem planında en çok etkilendiğim yan tarımda uygulanan politikalardaki değişiklik oldu. Tarımda teknolojik gelişmeye hiçbir katkısı olmayan, üretim artışını özendirmeyen doğrudan gelir desteğinin kaldırılması ve teşviklerin üretime yönlendirilmesi isabetli bir karar oldu.
Her bina temelleri üzerine oturur ve binanın dış görünümü, sağladığı konfor ancak bu temellerin sağlamlığıyla güvence altındadır. Bir ekonomide temel tarım ve enerjideki yeterliliktir. Bunun ülke içinde sağlanması tercih edilse bile eğer siyasal açıdan bunların temin edilmesi garanti altına alınmışsa sorun çözülmüş sayılır. Türkiye enerjide ne üretim ne de tedarik açısından güvence altında değildir. Dışa bağımlılığa sadece ekonomik açıdan bakılmakta, bunun siyasi sonuçları göz ardı edilmektedir. Tarımda ise giderek sahip olduğu iç güvenliği kaybetmektedir. Dünya üzerindeki egemenlik mücadelesinde enerji ön plana çıkarılmakta, tarım ürünlerinin belirleyici rolü ihmal edilmektedir. Oysa ABD bir yandan enerjiyi kontrol ederken diğer yandan, dünya ölçeğinde, tarımı kontrol etmektedir. Yani ABD’nin etkin olduğu alan aynı zamanda dünyadaki tarım ürünlerinin çoğunu üretirken, alternatif güç odakları ithalatçı konumundadır. Türkiye’nin GAP projesini tamamlayamaması, kredi bulmakta karşılaştığı zorluklar, bölgede ortaya çıkarılan terör eylemleri, bu projenin kapsadığı alanın dünyadaki tarım, özellikle tahıl üretiminde dengeleri etkileyecek boyutta olmasından kaynaklanmaktadır Başkaları bu projeyi siyasal sınırlarımız içinde değil bölgenin genelinde değerlendirmekte Irak ve Suriye’nin de bu projeden yaralanacağını düşünmekte ve bu alanın siyasi kontrolünün kimde olacağı sorgulanmaktadır. GAP projesinin bitirilmesi hedefi sadece ekonomik açıdan değil, siyasi sonuçlarıyla da düşünülmelidir. Dış borç sorunu da dünya ölçeğinde analiz edilerek değerlendirilmelidir. Dünyada borç verilecek fonlar bazı ülkelerin dış ticaret fazlası vermesinden kaynaklanmaktadır. Japonya, Çin, petrol üreten ülkeler dış ticaret fazlası vermek zorundadır. Bu durum onlar açısından bir tercih değil bir mecburiyettir. Mesela Japonya dış ticaret fazlası vermezse üretimde ciddi kayıplar yaşar ve ekonomisi katlanılmayacak ölçüde daralır. Dünya ölçeğinde borçlanılacak kaynaklar, görünür gelecekte bulunacaktır. Sorun bu kaynakların nereye yöneleceğidir. Türkiye bu fonların ekonomik kriterlere göre davrandığını ve uygulanan ekonomi politikasının etkisiyle kolayca borç bulduğunu düşünmektedir. Bu görüşe ve ekonominin siyaseti belirlediği düşüncesine katılmıyorum. Temel belirleyici siyasettir ve ekonomik gelişmeler siyasetin yörüngesinde şekillenir. Ekonominin belirleyiciliği siyasi hedeflere ulaşmakta sağlayacağı kolaylıktır. Bugün ekonomi egemenlik mücadelesinde bir araç olarak kullanılmakta ve iki ana konuda, enerji ve tarımda, kontrol sağlamanın bu amaca ulaşmak için vazgeçilmek şartlar olduğu düşünülmektedir.
|