Farkına varmadan doğruyu söyledi. Zira gerçekten Yargıtay Başkanlar Kurulu “…durumdan vazife çıkardı…” ve tarihsel nitelikteki bir bildiri açıkladı.
***
Yargıtay’ın vazife çıkardığı durum nedir?
Dinci bir parti türbanı ulusal bir kıyafete dönüş-türmek için yasaları zorluyor. TBMM’deki çoğunluğuna ve bu uğurda AKP kadar dine ödün vermeye hazır MHP’nin desteğiyle anayasanın iki maddesini değiştiriyor.
Hemen her alanda, laikliğin içini boşaltmaya girişiyor. AKP’li belediyelerin laiklik ilkesini hiçe sayan uygulamalarına ses çıkarmıyor, el altından destekliyor.
Laikliğe yönelik icraatına karşı yargının uyarı niteliğindeki açıklamalarına sert karşılıklar veriyor.
Yüzde 47 oyu; ülkede her istediğini yapmak, laikliğin içini boşaltmaya olanak sağlamak diye algılayan RTE: Örneğin, “Yargı milletin iradesini yok sayamaz” diyor.
Türban konusunda işine gelmeyen bir karar alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne saldırırken, “…Mahkemenin bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır” diye konuşuyor. Böylece yargının dinle uğraşan bilim adamlarından görüş alması gibi laik hukuk devletine yakışmayan bir anlayış sergiliyor.
Türban konusunda, laikliği ön plana alan Yargıtay’a, “...Bu vatandaşın bireysel hakkıdır. Sen ne karışıyorsun?” diye yükleniyor.
Öteden beri yazarlar, çizerler hakkında açtığı tazminat davalarından birçoğunun reddedilmesini içine sindiremeyen RTE; Danıştay’dan da şikâyetçi: “Danıştay’da birçok engelle karşı karşıyayız” diye konuşuyor.
***
Bunlar RTE’nin yargıya saldırılarından birkaç örnek.
Bu saldırıları yasallaştırmak, yargıyı kendine benzetmek veya bağlamak için yasal önlemlere girişiyor.
Türban yargı ile çatışmasında birinci etken. Türbanı üniversitelerde serbest bırakan anayasa değişikliğini yaparken, henüz yasa Meclis’ten geçmemiş, Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak karar belli değil… Ama türban kamu kurumlarında serbest. Bu uygulamalara göz yumuyor.
Yargıtay ve Danıştay’da isteyeceği gibi oynayacağı yapısal değişikliklere girişiyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu çalışamaz hale getiriyor.
Saldırılarla yetinmedi. AKP’li akademisyenlere hiçbir hukuk ve ilim kurumunun ya da partilerin görüşüne başvurmadan kendi yoluna yürüyüşünü kolaylaştıracak bir anayasa hazırlattı.
Kapatma davası açan iddianame AKP’yi çılgına çevirdi. Yargıtay Başsavcısı’na aklına gelen her türlü saldırıyı reva gördü… ve:
Pazar günü yumurta biçiminde kafalara konuşurken Yargıtay’a saldırmasının gerekçesini şöyle açıkladı:
“…Bizler 16.5 milyon seçmenin oy verdiği AKP olarak burada suskun kalırsak o zaman sessiz yığınların sesi olarak değil, biz de sessiz yığın olarak kalırız…”
RTE böyle dedi mi, dedi. Adalet Bakanı M. A. Şahin de patronundan bir adım öne geçerek ve bizimle ne diye uğraşırlar, daha ne isterler dercesine “…Yargı mensuplarının maaşlarına yüzde 40 zam yaptık…” demez mi?
TOBB de RTE ile aynı ağzı kullanıyor. “Herkes işini yapsın” diyen bir açıklama ile yargının laiklikmiş, cumhuriyetin temel kurallarını bu iktidar örseliyormuş… Boş ver, al maaşını görevini yap gibi bir hava estiriyor.
TBMM Başkanı Köksal Toptan da, iktidarın yargıya saldırılarına ek olarak Yargıtay bildirisinin kendisini “incittiğini” söylüyor!
“…Herkes milli iradeye ram olmak (boyun eğmek) durumundadır...” diyen Bay DMM Fırat’ı da unutmamak gerek.
Koro tamam. Gerçeklere, iktidar cephesinden kaynaklanan laik rejimin önündeki tehlikelere bir bildiri ile parmak bastı Yargıtay ve Danıştay...
Her iki yüksek yargı kurumundan yayımlanan bildirilerden sonra iktidardan aykırı feryatlar yükseliyor.
Suçluların telaşı içinde...