Pek çok çevre türban serbestisine karşı çıkan hukuk darbesinin daha başka siyasal sonuçlara yol açacağının bilincinde.
Nitekim gelişmeleri dikkatle izleyen hemen herkes, türban kararını partinin kapatılacağına işaret sayıyor.
***
Karar sadece AKP ve AKP’ye hayran olan yalakalarda değil, ABD ve AB’de de şaşkınlık yarattı.
ABD Dışişleri Sözcüsü kararı, “Türkiye’nin iç sorunu” diye algıladıklarını söylemesine karşın, Washington türbanı dini giysi diye algılıyor, RTE ve kadrosu gibi “kadınlar için şahsi tercih” kabul ediyor.
AB yetkilisi milli enişte Joost Lagendijk susar mı? Konuştu hemen; değişmez dayatmalardan birini öne sürüyor. Kararın hükümete (RTE’ye) “temel özgürlüklerin yer aldığı yeni bir anayasa hazırlama olanağı verdiğini” söylüyor.
Milli enişte hâlâ Türkiye’de olup bitenlerin veya Türkiye’nin kendine özgü koşullarının farkında değil.
O da çoğunluğu ele geçiren bir partinin demokratik rejimde her istediğini yapabileceğini sanıyor. Oysa RTE, 22 Temmuz seçimlerinden sonra yeni bir anayasa, üstelik AKP anlayışına göre bir anayasa yapmayı denedi ve.. başaramadı.
Türbanı serbest bırakmayı yeni anayasada öngörüyordu. Ne ki, başaramayınca 82 Anayasası’nın iki maddesini değiştirerek bu amaca ulaşmaya girişti ve.. kafasını laiklik duvarına çarptı.
Şimdi darbenin etkisinden kurtulmaya çabalıyor.
***
Karara tepkileri irdelemeye devam edelim.
Çankaya’daki AKP’li, Tokyo’dan yorumluyor: “Hukuki bir süreç. Başka bir şey ilave etmek istemiyorum” diyor.
Türbanlı eşli Çankaya’daki AKP’li türban yasağının sürmesine ne diyebilir ki?.. Lütfen fotoğraflardaki Japon İmparatoriçesi’nin Batılı, sade, fakat şık giysilerine bakınız, bir de Hayrünnisa’nın çağdaş TC’yi temsil eden türbanlı kıyafetine…
Burada bir not yazmak zorunluluğu doğdu. Dünkü Güncel’de “kimi duyumların Pembe Köşk’teki değişikliklerde.. Atatürk’ün çalışma odasının tuvalete dönüştürüldüğünü bildirdiği” yazıldı ve “...bu son girişim doğru mu değil mi..” diye soruldu.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi dün gerçeği araştıran bu soruyu “doğru değil” diye yanıtlayacağı yerde; saldırgan üslupla bir açıklama yaptı. Üstelik basın ahlakını ve Atatürk’e saygıyı anımsatan bir üslup ile...
Basın ahlakını ve Atatürk’e saygıyı bana anımsatma cüretini gösteren çirkin ifadeler ve üsluptaki karalamalar aynen sahibine iade...
***
Hemen herkesin (4’e karşı 7) beklentisinin aksine karar 2’ye karşı 9 oyla kabul edildi. İki oy, şaşırtıcı değil. Resmen açıklanmadı ama karşıoy düşünce biçimleri medyada konu edilen iki kişiye ait; Başkan Haşim Kılı’la, üye Sacit Adalı’ya!
Haşim Kılıç mahkemeden ayrılırken gazetecilere, “Aman” demiş, “birlik ve beraberliğimiz kırılmasın!”
Bay Başkan, bu öğüdü önce kendisine vermeliydi. Ülkeyi laikler, laiklik karşıtları diye ikiye bölenlerle, türban dayatması ile ülkeyi aylardır rejim tartışmaları içine atanlarla aynı düzeyde olduğunu gösteren hareketlerden kaçınmalıydı.
***
Ya Genel Başkan Yardımcısı, 2 numaralı RTE diye tanınan, AKP dışında herkese ve her kuruma karşı olan DMM Fırat Bey’in, çevresindekilerin kararı “cüppeli” ya da “siyasi” veya “anayasa aykırı” diye yorumladıkları sırada; “Hayır, karar siyasi değil, Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş hukuki bir karardır” demesine ne demeli?
Dünya ile birlikte insanlar da değişiyor derler ya; DMM Fırat, galiba hem değişiyor hem de gelişiyor!
RTE mi? Karar çıktığı sırada Yedi Kocalı Hürmüz rolünü en iyi oynayacak ses, sanat ve fikir kadınlarımızdan Hülya Avşar’la bir buçuk saat süren bir konuşma yapıyor.
Kararı öğrenmeden konuşurken malum konuya değindiyse; acaba yine türbanın “velev ki… bir siyasi simge olarak takıldığını” savundu mu?
Kararı öğrenince, ne çektim ne çekiyorsam dilimin belasıdır diyebildi mi acaba?