23 Mayıs günü bu köşenin başlığı şuydu: Türkiye yönetilmiyor!
Anayasa Mahkemesi’nin türban kararının ardından bu gözlemimizin daha derin bir sorun haline geldiğini görüyoruz. AKP Türkiye’yi yönetmiyor; hükmediyor! İsteklerinin yerine getirilmemesi halinde de rehin aldığı devlet değerlerini bir bir ortadan kaldırma tehdidini savuruyor. Bu savurma, biraz ne yapacağını bilememekten, biraz korkudan, daha çok da iktidar gücünü yitirmeme telaşı ve densizliğinden... AKP’nin 6 yıllık icraatına baktığımızda şu ikilemde olduğunu görüyoruz: Devletin bütün olanaklarını sonuna kadar kendine yontan ve devlete şiddetle muhalefet eden bir iktidar... Bir dönem YÖK’ten istediği kararı çıkaramayınca tümüyle yok saymaya girişmişti; şimdi de Anayasa Mahkemesi’nden istediği kararı çıkaramayınca, mahkemeyi sulandırma ve işlevsizleştirme arayışı içine girdi. *** AKP Meclis Kolları Başkanı Köksal Toptan’ın senato önerisine daha çok bu gözle bakmak gerekiyor. Önerinin şu aşamada geçerlilik kazanması çok zor. Öyle anlaşılıyor ki, cuma gece yarısı Toptan’a konuk giden Erdoğan şunu söyledi: “Ne yap et, Anayasa Mahkemesi’ne cephe aç. Önde sen görün. Biz birkaç gün daha olup bitenlere bakalım, ondan sonra ne yapacağımıza karar verelim.” Toptan da kendisinden istenen işlevi yerine getirirken bir de “öneri” üretti, “senato” dedi. Toptan şöyle düşünmüş olmalı: “Meclis çoğunluğu bizde... Senato kurulursa o da bizden olur. Meclis, Başbakanın istediği yasayı yapar. Senato denetliyormuş gibi yapar. İşler yürür. Anayasa Mahkemesi’ne de gerek kalmaz.” Mahkeme, türban kararını AKP’nin işine gelen şekilde verseydi ne olacaktı? Arkadaşlar yine çılgınlar gibi demeçler vereceklerdi, ama şu yönde: “Kimse önümüzde duramaz. Yetki bizde, mühür bizde. Mahkeme de kabul etti. Türk milleti adına karar veren mahkeme, Türk milletinden en çok oy alan partinin icraatını onayladı...” *** AKP Türkiye’yi yönetmiyor, hükmediyor derken bunu anlatmak istiyoruz... Kapatma davası dahil, artık ne tür karar çıkarsa çıksın, AKP’nin takınacağı radikal bir tutum var... AKP iktidarı Türkiye’yi susturabilir, bataklığa sürükleyebilir ama, normalleştiremez. Korkarız devlete hükmetme gücünü de “kan davası”na benzer bir intikam duygusuyla kullanmak isteyecektir. Siyasi iklimi normalleştirebilecek makamlar da krizin tarafı oldu. Örneğin, tarafsız bir Meclis Başkanı parti liderlerini bir araya getirip yeni bir ufuk çizebilirdi. Toptan “üçüncü yol” tartışmasıyla bu şansını azaltmıştı, cumartesi açıklamasıyla, bitirdi. Örneğin, tüm siyasi yelpazenin saygı duyduğu bir cumhurbaşkanı gidişi yönlendirebilirdi. Gül, içinde bulunduğumuz krizlerin nedenleri arasında. Krizin parçası olanlar, krizi çözebilir mi? Bu durumda ne olacak? Çok sıcak bir yaz geçireceğiz. AKP hem mazlum, hem saldırgan rolünü sürdürecek. Erken seçim kararı alması zor. Bunun en önemli nedeni; milletvekillerinin iki yıl bu görevi yapmadan özlük haklarına kavuşamamış olması! Bütün bunlara karşın AKP’nin sahte kıyamet gürültüsüne de pabuç bırakmamak gerekiyor. Bunu da aşarız... Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun, bir yanı yoldur!
|