|
İşlevsel olarak “anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek” için değil mi? Anayasa böyle diyor.
Gözetmek demek, önce görmek, gözlemlemek, sonra da doğru olanı sağlamaya çalışmak demektir, değil mi? Kaç aydır, ülkenin yüksek yargı organlarına ve görevlilerine söylenmedik söz, edilmedik hakaret kalmadı. Yargıtay’ın bütünü ve Cumhuriyet Başsavcısı tam bir kuşatma ve saldırı altında; başkanının korumasından da yoksun kalmış bir Anayasa Mahkemesi, vereceği kararlarla neredeyse ülkeyi batıracakmış gibi töhmet ve tehditle karşı karşıya. ıkardıkları yasalara ve Cumhuriyeti örseleyici siyasal davranışlarına karşı dava açılanların yargı konusundaki duygusal tutumları bir ölçüde “mazur” görülse bile, hükümetçe ve parlamento çoğunluğunca yargıya karşı sergilenen davranışlara ne demeli? Yürütme ve yasama, devletin organları değil mi? Devletin bir başka organı olan ve görevini yapan yargı kanadıyla böyle uğraşırlarsa ortada düzen ve uyum mu kalır? Devletin başı, onların içinden gelmiş olsa da, artık başka türlü çalışmak ve eski arkadaşlarını sadede çağırmak zorunda değil midir? Yargıtay gibi bir yüksek mahkeme bildiri yayımlayıp kendini savunma zorunda bırakılmalı mıydı? Haydi devletin başı içteki dalgalanmalar karşısında böyle bir uyarı yapmakta güçlük çekiyor diyelim. Ya yabancılar, dıştakiler, başka devletlerin ve uluslararası kuruluşların başları, parlamentoların ve ünlü komisyonların başkanları, üyeleri, Haçlı Seferleri sürülerine katılan aç keşişler gibi akın akın Türkiye’ye gelen, utanmadan, sıkılmadan, konuk oldukları ülkenin yüksek yargı organlarını eleştiren, onları sanki bu ülkeye büyük bir felaket getirmek üzerelermiş gibi tereddüde düşürmeye çalışan o terbiyesiz insanlar?.. Vatandaşlarımız, yalnız muhalifler, Cumhuriyetçiler, evlatlarının geleceği ve kendi yaşam tarzları bakımından endişeye kapılanlar, yazıp çizenler olarak değil, büyük olasılıkla iktidar partisinin tabanındaki milyonlar olarak da yabancıların bu çullanışından son derece rahatsızdırlar. Kısacası, bu ülkedeki “cumhur”un gururu kırılmakta, onuru çiğnenmektedir. Cumhurbaşkanı, işlevsel olarak, “milletin birliğini temsil” etmiyor mu? Halkının, daha doğrusu geçmişi ve geleceğiyle, ecdadı ve ahfadıyla bu “ulus”un birliğini temsil eden kişi olarak, en kesin, başka türlü anlaşılmaya asla yer vermeyen en açık anlatımla, bütün bu dış dünyaya seslenerek “Kesin sesinizi, ülkemin yargısı üzerinden ellerinizi çekin!” diyemez mi? Mustafa Kemal Atatürk derdi; hem de nasıl. İnönü, Korutürk, Sezer de derdi. Sayın Gül, önündeki bu büyük fırsatı değerlendirmek için ne bekliyor?
|