|
Ne güzel söylemişler: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”
İki görüş var ki, bu ülkeyi yönetenler çoğu zaman yüzlerine açıkça söylendiği halde bunları anlamamakta ısrarlılar. Bir mesajı anlamaz görünüp karşı tarafı bezdirerek yola getirmek de belki etkili bir taktiktir ama, onur ve gurur denen bir şey var. Çağ, genellikle sanılanın ve söylenenin aksine, dış politikanın devletleri yönetenlere bırakılmış olmaktan çıktığı bir çağdır; toplumlar kendi yaşamlarının dış ilişkilerden etkilendiğini biliyorlar artık. Böyle olduğu için, devlet adamları dış politikayı yürütürken sosyal psikolojiyi, yani toplumun ruh halini düşünmek zorundalar. Yöneticiler, siyasal taktik gereği bazen onur kırıcı davranışları anlamazdan gelmeyi tercih edebilirler ama, bu yüzden toplumların gururu incinmekteyse dışa boyun büküşlerin bedeli iktidardan tepetaklak yuvarlanmaya kadar varabilir. Şu günlerde duymazdan gelinen mesajlardan biri, Avrupa Birliği’nin en etkili çevrelerince verilen “tam üyelik beklemeyin” mesajıdır. Öbürü de, Kıbrıs’taki Hristofias-Talat ikilisinin “Ankara ne derse desin, biz ikimiz şöyle ya da böyle uzlaşıp AB’ye gireriz” diye özetlenebilecek olan ortak tutumlarıdır. Bu tutumların üstünde önemle durup artık mutlaka Türkiye halkının psikolojisini rahatsız etmeyecek bir ulusal tavrın belirlenmesi gerekir. Bu hafta Türk Dışişleri Bakanı’nın AB yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Slovenya’nın dönem başkanlığı haziran sonunda biterken, “katılım” sürecinde, yani Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerinde nasıl bir tablo çizileceği, yayımlanacak belgelerde ne gibi ifadelerin kullanılacağı görüşülecek. Ama şimdiden belli ki, yeni dönemin başkanlığını devralacak olan Fransa’nın diplomatları, “accession”u, yani “bir kuruluşa tam üye olarak girme” anlamına gelen sözcüğü metinlerden çıkarmayı başarmış durumdadırlar. Şimdi, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın, bunu bile bile, tıpış tıpış Brüksel’e gitmesi doğru mudur? “Yapılan düzeltilmedikçe gelmiyoruz” denemez mi? Masadan kalkmak gibi masaya gitmemek de bir müzakere yöntemidir. Lefkoşa’daki son buluşmanın ardından AKEL ve CTP liderleri yine kardeşlik mesajı veren iyimser sözler ettiler. Neymiş, 1977 ve 1979 doruk toplantılarında belirtildiği gibi “iki toplumlu, iki kesimli federasyon” ilkesinde anlaşılarak bir “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” kurmaya karar vermişler. Birleşmenin “egemen” iki devlet arasında yetki devri yoluyla gerçekleşeceğine ilişkin hiçbir belirti yok. “Görüşme süreci başlasın da gerisini biz çözeriz” anlamına gelen bir açıklama söz konusu. Ankara, güneyindeki ikili kapkaççılığın bu açık mesajını anlamazdan gelip KKTC’nin yıkılışına ve kendi müdahale hakkının yok edilmesine göz yumacak mıdır?
|