Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Türk askerinin Kuzey Irak'a yönelik kara harekâtını bitirip bölgeden çekilmesinden sonra kamuoyunda oluşan kimi soru işaretlerine açıklık getirdi. Çekilme kararının perde arkasını Milliyet gazetesinden Sedat Ergin'in sorularını yanıtlayarak açıklayan Org. Büyükanıt, özellikle kararın kim tarafından alındığı ve bu kararın alınmasında Türkiye'yi ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Gates'in bir etkisinin olup olmadığı konularında şunları söyledi: "Hiç kimsenin çekil mekil dediği yok. Ne siyasi kanat ne de yabancılardan bir ima bile gelmedi. Çekilme kararını asker olarak verdik. Bunun askeri gerekçelerini de askerler bilir. Bir kusuru varsa, o kusur bizim. "Erken çekildi" diyorlarsa orada bir 24 saat kalsınlar. 300 kişinin 242'si tesirsiz hale getirildi. Kararı ABD Savunma Bakanı Gates'in Ankara'ya gelmesinden çok önce verdik. Gates geliyor, gelmiyor, biz onlara bakmayız. Ya da Sayın ABD Başkanı söyledi diye… Ben kısa sürenin "izafi bir kavram olduğunu" söyledim. Yoksa harekâta ilişkin bir ipucu veremem ki… Bir harekâtın en hassas dönemi çekilmedir, girmek değil. Çekiliyor dediğinizde, bu oradaki teröristlere "pusunu kur, tuzağı kur" demektir. Muazzam bir hata olur." (Milliyet, 1.3.2008)
Öncelikle Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın "Hiç kimsenin çekil mekil dediği yok. Ne siyasi kanat ne de yabancılardan bir ima bile gelmedi" şeklindeki sözleri doğrusu çok düşündürücüdür! Çünkü yabancıların (özellikle de ABD'li yetkililerin), hem de en üst düzeyden, Türk askerinin Kuzey Irak'tan en kısa zamanda çekilmesi gerektiğini - ima etmenin de ötesinde - alenen söylemeleri bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşmiştir! Gerek ABD Savunma Bakanı Gates gerekse ABD Başkanı Bush, bu isteği açıkça ifade etmişlerdir. Daha en başından itibaren harekâtın en kısa zamanda sonlandırılması gerektiği çeşitli düzeydeki yabancı devlet yetkilileri tarafından da dile getirilmiştir. Üstelik ABD Savunma Bakanı'nın Türkiye'den ayrılırken uçakta söylediği "Türkiye'nin en kısa zamanda çekilmesi gerektiğini Türk yetkililerine dört kez söyledim, umarım anlamışlardır" şeklindeki sözleri de ima etmenin ötesinde bir anlama sahiptir.
Buna rağmen Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, "Kararı ABD Savunma Bakanı Gates'in Ankara'ya gelmesinden çok önce verdik. Gates geliyor, gelmiyor, biz onlara bakmayız" demektedir. Oysa Milliyet'te bu haberin yayınlandığı gün, hem de bu açıklamaların yer aldığı sayfada, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey'in harekât konusundaki değerlendirmesi de yer almaktadır. ABD yönetiminin harekâtın tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirten Tom Casey şunları söylemektedir:
"Türkiye, bu operasyonun süresi ve derinliğinin kısıtlı olacağı konusunda bize ve Irak'a verdiği sözü tutmuştur."
Görülüyor ki Türk askerinin Kuzey Irak'tan ne zaman çekileceği önceden kararlaştırılmıştır ve "bu operasyonun süresi ve derinliğinin kısıtlı olacağı konusunda" ABD'ye (dahası Irak'a da!) önceden haber ve söz verilmiştir! Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Saygun'un Şubat ayının başında ABD'ye yaptığı on günlük gezide neler konuşulduğu şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Zaten bu operasyon ABD'nin haberi ve onayı dâhilinde yapıldığı içindir ki, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, 27 Şubat 2008 tarihinde şunları söylemekteydi:
"Türkiye ile büyük bir yakınlığımız var. pkkyı tasfiye çabalarında son 3-4 aydır çok yakın işbirliğine girdik. Irak'ta yuvalanan terör örgütü pkknın etkinliklerinin sınırlandırılması yönünde Kürt liderlerinin sorumluluk aldığı bir süreci görmek istiyoruz." (Milliyet, 27.2.2008)
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın sözlerindeki iki nokta özellikle dikkat çekicidir:
1. Türkiye ile büyük bir yakınlığımız var. Yakın işbirliği içindeyiz.
2. pkknın etkinliklerinin sınırlandırılması...
Görüldüğü gibi ABD'nin Dışişleri Bakan Yardımcısı gibi üst düzey bir yetkilisi pkknın yok edilmesinden değil de "etkinliklerinin sınırlandırılması"ndan bahsetmektedir!
Bugüne kadar ABD Başkanı da ABD Dışişleri Bakanı da ve diğer birçok ABD devlet yetkilisi de "pkknın, Türkiye ile ABD'nin ortak düşmanı" olduğunu vurgulayan sayısız açıklamalar yapmışlardır. Ayrıca ABD ile Türkiye'nin "müttefik" olduğu bilinmektedir! Ama bu "müttefiklik" ve "ortaklık" o kadar ilginç bir mahiyettedir ki, ABD ne kendi egemenlik alanı içinde olduğunu ilan ettiği Kuzey Irak'ta yuvalanmış olan terör örgütü pkkyı ortadan kaldırmakta ne de Türkiye'nin Kuzey Irak'a girip oradaki pkk varlığına nihai olarak son vermesine izin vermektedir. Örneğin bugüne kadar pkk ile savaşan bir tek ABD askeri görülmemiştir! Aksine ABD, pkkya karşı mücadelesinde Türkiye'ye sürekli engel olmakta, güçlük çıkarmakta, sınırlamalar koymaktadır. Kısacası ABD, pkkya kol kanat germekte, destek vermektedir. Durum bu olmasına rağmen, TSK komuta kademesinin ABD'ye karşı tutumu ise hep anlayışlı ve müşfiktir! Bir gariplik yok mu?
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, çekilme kararının ABD Savunma Bakanı'nın Ankara'ya gelmesinden çok önce verildiğini söylemektedir. Bu konuda ABD'nin harekâtın süresi ve derinliği konusunda diplomatik kanallardan bilgilendirildiğini de bizzat ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri açıklamaktadır. ABD'nin kamuoyuna yönelik diplomatik söylemi ne olursa olsun, fiili olarak, gerçekte pkkyı nasıl koruyup kolladığı ortadayken bu şekilde bir bilgilendirme ve işbirliği acaba kime hizmet etmektedir?
Üstelik ABD Savunma Bakanı'nın Türkiye yaptığı ziyaret de planlı bir ziyaret idi. Yani ABD'li Bakanı'nın ne zaman Türkiye'ye geleceği ve yetkililerle ne zaman görüşeceği önceden belliydi. O zaman Genelkurmay Başkanı, ABD Savunma Bakanı'nın Türkiye'nin sanki kendi istekleri ile Kuzey Irak'tan çekildiği izlenimine yol açacak sözlerine görüşme sırasında neden gereken yanıtı vermemiştir de "kısa süre izafi bir kavram, bazen bir gün, bazen bir senedir" diyerek Türk askerinin sanki uzun bir süre daha Kuzey Irak'ta kalacağı izlenimini uyandırmıştır?
Eğer niyet bu idiyse, hemen ertesi gün çekilmemek gerekirdi. Bu durumda tabii ki "erken çekildi" diye düşünülür ve tabii ki akıllara çekilmenin bir baskı sonucu gerçekleştiği gelir. Bu çerçevede Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın "orada bir 24 saat kalsınlar" diyerek koşulların sertliğini gerekçe olarak sunması da inandırıcı olamaz. Zira koşulların varlığı harekâtın en başından beri zaten bilinmektedir.
Eğer Türk askerinin Kuzey Irak'ta uzun bir süre kalması planlanmamış idiyse, ABD Savunma Bakanı, Türkiye'nin en kısa zamanda Kuzey Irak'tan çekilmesi gerektiğini söylediğinde, Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, en azından, "Sayın Bakan, bu operasyonun süresi ve derinliği konusunda sizlere gerekli bilgiler zaten verilmiştir. Türkiye verdiği sözlere sadık kalacaktır" diyebilirdi! Eğer Org. Büyükanıt bunu diyebilseydi, bu çıkış ne diplomatik teamüllere aykırı olurdu, ne de sanki ABD'nin isteği ile Kuzey Irak'tan çekilmek zorunda kalındığı gibi bir manzara ortaya çıkardı.
Şimdi ortada bir kusur yok mudur?
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt ne derse desin, Türkiye'nin ABD'nin isteği ile Kuzey Irak'tan çekildiği gibi bir görüntü ortaya çıkmıştır. Genelkurmay Başkanı, "çekilme kararını asker olarak verdik. Bunun askeri gerekçelerini de askerler bilir" diyor. O zaman askerler, sadece askeri gerekçeler konusunda konuşmalı, siyasiler ve diplomatlar da siyasi konularda… Ve her konuşan da konuştuğunun arkasında eğer durabilecekse konuşmalıdır!
Son yaşananlar çerçevesinde Türkiye'nin Kuzey Irak'tan çekilip çekilmediği konusundaki açıklamanın bile hükümet sözcüsü ya da Dışişleri Bakanı tarafında değil de Genelkurmay'ın web sitesinden yapıldığı, ABD'ye bu derece bağımlı bir ülkede bu ne derece yapılabilir, işte asıl sorun da budur!
02 Mart 2008 09:58 13
Başarı Göstergesi: +0