|
Madenciler bilir: Özellikle yerin yüzlerce metre derinliğine, hatta bazen denizin de altına uzanan kömür damarlarında tavanın düzgün ve güvenli biçimde kazılmasını sağlamak için “domuz damı” denen bir tertipten yararlanılır.
Özel yontulmuş direklerden, demiryolu traversleri ve profillerden oluşan, iyi tutsun diye gerektikçe takoz kamalarla sıkıştırılan bir düzenektir bu. Meclis Başkanı Sayın Köksal Toptan Zonguldaklı; değerli bir hukukçu olarak, hukukta ileri sürülecek kanıtların bir domuz damı gibi sağlam olması gerektiğini herhalde kabul edecektir. Keşke, bir dış gezi öncesine sıkıştırdığı şu son konuşmayı yapmamış olsaydı. Zira, görkemli makamına gölge düşüren bazı noktalar uç vermiş oldu o sözlerinde. Birincisi, mahkeme kararından sonra, parti toplantısının ve Başbakan’la görüşmenin ardından konuşması, ister istemez, Meclis Başkanı’ndan beklenenin aksine, onun partice kotarılmış görüşleri yansıttığı izlenimini vermiştir. İkincisi, karar konusundaki yorumu, mahkeme ile Meclis’i karşı karşıya getirmekteydi. Çünkü, mahkemenin haddini aştığı ve “usul” denetimini aşıp “esas”a taştığı, yasamanın yerine geçerek “yetki gaspı” alanına girdiği görüşü, iktidar çevrelerince ve onlara hizmet eden bazı hukukçularca ileri sürülen yanlış bir düşüncedir. Mahkeme, büyük olasılıkla “usul”den hareket ederek, anayasada yapılmak istenen iki madde değişikliğini de, gerekçelerinde açıkça itiraf edildiği gibi “sıkmabaş yasağı”nı kaldırıcı bir yasaya zemin hazırlama girişimi saymaktaydı. Yine mahkemeye göre böyle bir girişim, daha önce Türkiye’deki yönetimsel ve anayasal, hatta devletler üstü yargı organlarınca da laiklik ilkesini örseleyici niteliktedir. Mahkeme bu gerekçeyle sonuca varmıştır herhalde. Dolayısıyla, sonuca bakıp hemen “yetki gaspı” ya da “yargı darbesi” gibi bir hükme sıçramak, hukuken yanlış olduğu gibi, siyaseten de devletin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik bir “siyasal darbe” niyetinin belirtisi sayılacağı için partinin aleyhine de dönebilir. çüncüsü, ki burası Sayın Başkan açısından daha da önemli, böyle bir anayasa değişikliğine kalkışmak, aslında “önerilmesi dahi caiz olmayan” bir girişim sayılacağından başkanlıkça gündeme bile alınmamalıydı. Oturumların başlangıcında böyle bir tartışma yaşandığı da anlaşılıyor. Sayın Başkan’ın sözleri, bu açıdan, biraz “müdafaa-i nefs” kategorisine girmiş olmuyor mu? “Senatolu yeni anayasa” önerisine gelince; onda da Anayasa Mahkemesi gibi “ıkmaz” yollar yerine “bilgeler”den oluşmuş bir organ kurup hukuka ve topluma egemen inançlara uygunluğu öyle sağlamak yönünde partice tartışılmış bir niyet sezileceği için, yine parti için hiç hoş olmayan suçlamalara varanlar çıkacaktır. Domuz damı ölçüsünde sağlam temellere oturtulmayan düşüncelerle oynamak, hele şu sırada, o düşüncelerin sahiplerine yarar değil zarar getirir.
|