|
Böyle şey görülmemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin önündeki iki dosya dolayısıyla öylesine müthiş bir seferberlik ilan edildi ki, dıştan katılmayan yok.
On bir yüksek yargıcı etkileyip AKP’nin türbana ilişkin anayasa değişikliğini sürdürme ve ayrıca aynı partinin kapanmasını önleme kampanyasına katılanları saymaya sütunlar yetmez: Avrupa Konseyi’nin Parlamenterler Meclisi’nden ve AB’nin Avrupa Parlamentosu’nda kalkıp gelen üyelere ek olarak, bu konuda kendiliklerinden görev üstlenip gelen Konsey ya da AB yetkilileri, Türkiye’nin başka konuları konuşmak için resmen çağırdığı bakanlar, hatta hükümdarına refakat etmek üzere gelmiş bir dışişleri bakanı. İçteki siyasileri, hukukçuları, yazarları saymak gereksiz. Ağzı olan konuşuyor, sütunu olan yazıyor. Hatta, şimdiki Anayasa Mahkemesi’ni etkilemek için önceki anayasa döneminde o anayasaya göre verilmiş hükümlere ilişkin yazılardan alıntı yapıp bugünkü üyeleri etkilemeye kalkanlar bile var. nyargıyla ve bir iktidarı kollamak amacıyla apar topar seferber olma yüzünden yazılıp söylenenlerle düşülen yanlışların da haddi hesabı yok. Örneğin, anayasada son yapılan 10. ve 42. madde değişiklikleri konusunda Anayasa Mahkemesi’nin yapabileceği yorumu etkilemek için ta 1979’da yayımlanmış bir kitaptan alınan şu satırlara bakın: “Anayasa Mahkemesi… bir değişikliğin anayasadaki temel ilkelerden birine aykırı düştüğünü savunarak anayasa değişikliklerini iptal yetkisine sahip olursa devlet sistemi içinde kendisine tanınan yeri aşıyor demektir.” Bu yola gidildiği zaman, 1961 ve 1982 anayasaları arasındaki önemli bir başkalık yok sayılmış olmuyor mu? Ayrıca, temel ilkelerden biri olan “laik”lik ilkesinin, öbür ilkelerden farklı olarak, şimdiki anayasanın uygulanışı boyunca çeşitli yargı kararlarıyla perçinlenip hem ulusal yargı hem de Avrupa yargısı eliyle kendine özgü uluslar-üstü bir yere oturtulmuş değil midir? Daha önce, “önerilemeyecek” olan, birinci maddedeki “cumhuriyet” ilkesiydi ve laikliğin o ilke içine yerleştirilmesi yorum konusuydu; şimdi ise bunu doğrudan doğruya 2. madde sağlamakta. Ayrıca, davanın özünde, “teklif edilemeyecek” bir anayasa değişikliği önerisini gündeme almak gibi aslında “şekil aykırılığı”nı aşarcasına yapılmış bir “içtüzük ihlali” iddiası yatıyor. İnsanlık tarihinde, ileri gitmek ve çağdaşlaşmak isteyen toplumları başka devletlerin ve devletlerarası kuruluşların desteklemesi, cesaretlendirmesi çok görülmüştür ama, bir toplumu geriye çekmek, çağdaşlaşmak yolunda başardıklarından vazgeçirmek için böylesine bir seferberlik ilan edildiği pek görülmemiştir. İçteki çırpınışı anlamak kolaydır da, sözde uygar “Batı”nın tutumundaki şu utanmazlık ancak sinsi bir ittifakla izah edilebilir.
|