“Anayasayı tümden değiştirip ilk 4’ü tutmak takıyyedir. Değiştirilemez hükümleri havada bırakmak demektir. Yapmayın.”
Yalçınkaya’ya AKP’liler “Sen işine bak” dediler.
O da işine baktı. İşi, partileri denetlemekti.
14 Ocak 2008’de Başbakan’ın Madrid’de yaptığı “Türban serbest olacak. Velev ki siyasi simge, ne fark eder” açıklamasına MHP, “Haydi o zaman” karşılığını verince, Yalçınkaya bu kez 3 sayfalık ve daha ağır bir açıklama yaptı:
“Bu yaptığınız toplumu böler, gerer. Vazgeçin, türbanla oynarsanız görevimi yaparım.”
Açıklama gazetelere “AKP’ye kapatma uyarısı” başlığıyla girdi!
***
İlk iki açıklaması dikkate alınmayan Yalçınkaya, türban değişikliğinin ardından 14 Mart günü AKP’nin kapatılması istemiyle dava açtı. Davanın önemli dayanakları arasında, anayasanın 10. ve 42. maddelerinin değiştirilmesi de bulunuyordu.
O nedenle, türban kararı kapatma davası için de önemliydi.
5 Haziran günü saat 17.30 sıralarında karar açıklandı:
Anayasa değişikliği iptal edilmiştir. Yürütmesi durdurulmuştur.
AKP iki gündür kıyameti koparıyor. Dürbünü ters çevirdiğimizde demek ki, mahkeme “iptal” yerine “bu benim işim değil” kararı verseydi, yine kıyamet kopacaktı. Ama şu yönde:
“İşte, gördünüz, Anayasa Mahkemesi milli irade önünde eğildi. Herkes bundan sonra adımını ona göre atsın...”
AKP’liler mahkemeye saldırırken şunu söylüyorlar:
“Yaptığımız değişikliklerin içinde türban sözü geçmiyor ki...”
Âlem sersem millet kör, al anayasayı eline, istediğin gibi ör!
Değişiklik metninde türban denmiyor ama, bu değişikliklerin gerekçesinde şu tümce var:
“...Bazı kız öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve öğrenim hakkını kullanamadıkları bilinmektedir...”
Burada türbanı mı tarif ediyorlar yoksa şimendiferi mi?
***
Kafalarda şu soru var:
AKP bundan sonra ne yapacak?
Bize göre yanıt basit:
Sürecin ipini elinde tutmak için akla ne gelirse yapacak.
Zira ip elinden kaçarsa hızla eriyeceğini çok iyi biliyor. Şu anda AKP, yine her yöntemi kullanarak “benden başka seçenek yok” dayatmasıyla gücünü yüksek gösteriyor.
İki gündür siyasetin bütün tarafları sesini yükseltiyor ama, şu yönde güçlü bir mesaj duyamadık:
“Ey Türkiye, kaygılanma... AKP’nin devre dışı kalması, dünyanın sonu değil... Türkiye bu bunalımı da aşar. Siyasette seçeneksizlik diye bir şey olmaz. AKP Türkiye’yi yeterince yordu. O dinlenmeye çekilecek, daha güçlü kadrolar ülkeyi yönetecek...”
Siyaset dayatma değil...
Umut üretme sanatıdır...
Sözümüz herkese...