|
Akdeniz Üniversitesi'ndeki yerleşke çatışmasında bir kışkırtma olduğu gün gibi açık. Ama gerisinde hangi hesapların bulunduğu pek açık değil.
Güney Anadolu'nun göç almış büyük kentlerinden biri olan Antalya'da etnik kökenli nedenlerin de devreye girebileceği bir kargaşa yaratma niyeti mi? Üniversite ortamlarını karıştırarak, büyük özverilerle oğullarına ve kızlarına yükseköğrenim olanağı sağlayabilmiş anababaları da huzursuz edip sosyal huzursuzluğu daha da arttırma hesabı mı? Aynı zamanda Üniversitelerarası Kurul Başkanı da olan bir rektörü asıl görevini yapmamakla suçlayarak yıpratmaya çalışmak mı? Bu küçük oyunların kime yarar sağlayacağı kolay kestirilemez. İçten biraz daha zayıflatılmış olacak olan Türkiye Cumhuriyeti'ne mi? Kamu düzenini korumaktan en başta sorumlu olan AKP iktidarına mı? Kapatma davasının açılışından hemen sonra Ceza Yasası'nın 301. maddesini değiştirmeye el atış da bir başka oyuna benziyor. Aslında bağımsız yargıçların iyi niyetli yorumlarıyla çok da kötü sonuçlar vermeyecek bir maddeyi bunca büyütüp değiştirmeye kalkışmak pek anlamlı gözükmüyor. Tanzimat dönemini anımsatan bu çeşit küçük diplomasi oyunu neye yarayabilir? Gerçekten daha titiz bir yasama işi yapmış olmaya mı? İşin içine Gül 'ü de katıp Türkiye'deki ulusalcılığın ateşini almaya mı? İçteki halkı kızdırmak pahasına ülkenin dış saygınlığını yüceltmeye mi? Yoksa, Avrupa Birliği'nin bitmez tükenmez isteklerinden birini daha yerine getirip şu yargılanma süreci boyunca oranın desteğini canlı tutmak mı? Şimdiki iktidar 22 Temmuz sonuçlarının verdiği baş dönmesiyle Türkiye konusundaki "İslamcı büyük değişim" programını bir an önce gerçekleştirmenin telaşı içinde, telaşlı insanların da hep yaptığı gibi, hata üstüne hata yapmakta. Bir hatayı düzeltme niyetiyle küçük oyunlara kalkışarak yanlış adımlar atıp daha büyük başka hataların içine düşerek. Yeni bir anayasayla cumhuriyet düzenini toptan değiştirmenin ilk adımını atma niyeti sezilince hedefi küçültüp türban yasağını kaldırmaya indirgemek, aslında parti açısından daha büyük bir hataya düşmek değil miydi? Türban kavgasının özde bir "simge" ağırlığı taşıdığını itiraf etmenin bundan daha belirgin bir örneği bulunamazdı. Yargıtay Başsavcılığı iddianamesi sonrasında AB'nin can simidine sarılmak da dışla iç arasındaki sinsi işbirliğini bir kez daha açığa çıkarmış oldu. Bu küçük oyunların AKP'nin saygınlığına hiçbir ağırlık eklemediği açıktır. Ama ne yazık ki, devletin saygınlığını ve vatandaşların özgüvenini büyük ölçüde eksilttiği daha da açık. Bir partinin bu küçültüşe hakkı olmalı mıydı?
|