|
AKDENİZ Üniversitesi öğrenci yurtlarındaki kışkırtmalı ve tabancalı olay, yükseköğrenim kesiminin sorunlarını yeniden gündeme getirdi.
Türban konusunu bile gölgede bırakan en dramatik biçimde. O halde, tam şu sırada, böyle bir olayın hemen ardından, ama ortalık hazır yatışmışken, yükseköğretimin yönetim yapısına eğilmek doğru olabilir. Ayrıca, aralarında en önemlilerinin de bulunduğu 22 devlet üniversitesine yeni rektör atama tarihi de yaklaşmakta. Öyle anlaşılıyor ki, özerk üniversite yönetimlerinin sorumluluğuna giren yerleşkeler içindeki öğrenci yurtlarını yönetmeyi yine o üniversitelere bırakmak belki daha doğru olacak. Antalya'da yurtlar üniversitenin yerleşkesi içindeydi; ama yönetimleri Kredi ve Yurtlar Kurumu'na aitti. Böyle olduğu halde, ihmalle sürekli suçlanan, üniversitenin rektörü oldu. Daha önceki gün, iktidara yakın bir gazete, "Atın bu adamı!" diye terbiye sınırlarını aşan bir başlık atabilmekteydi. Gerçi böyle bir sorumluluk devri birtakım sorunlar getirecektir ama, bunlar aşılmayacak güçlükler değil. Kaldı ki, üniversiteleri, bulundukları kentten "kale duvarları" yla büsbütün soyutlamak pek de doğru bir düşünce sayılamaz. Önemli olan, anayasanın bilimsel özerklik tanıdığı üniversitelerin siyasal çekişmeler dışında tutulmasıdır. Anayasa üniversitelerin "devlet denetimi ve gözetimi altında" olduğunu ve rektörlerin cumhurbaşkanınca seçilip atanacağını belirtiyor. Ama, Yüksek Öğretim Kurulu'nun oluşturulma tarzı bilimsel özerkliği siyasal müdahaleler dışında tutmaya pek elverişli değil. Devletin denetim ve gözetimi demek, aslında özerkçe yapılması gereken organ seçimlerini iktidarca belirlenmiş tercih kanallarına sokmak demek değildir. Rektör seçimleri şöyle olmakta: Her üniversitenin kendi içinden seçtiği altı rektör adayı YÖK'te üçe indirilip cumhurbaşkanının tercihine sunuluyor. Konunun püf noktası, YÖK üyelerinin atanmasında ve rektör seçiminin son aşamasında cumhurbaşkanına tanınan yetkidir. Meclis dışından ve yargı mesleğinden gelmiş bir cumhurbaşkanınca bile bu yetkinin kullanılışı tartışma konusu olmuştu. Şimdi, yeni YÖK Başkanı'nın kişiliği ve cumhurbaşkanının, makama gelirken partisinden ayrılmış olsa da, bugüne kadarki tutumu yüzünden tartışmalar herhalde çok daha ateşli olacak. "Bir ihtimal daha var." O da, devlet başkanının, eleştirilen tutumundan hiç değilse rektör atamaları dolayısıyla uzaklaşması ve önce YÖK'teki elemenin hakça sayılmasını sağlayıp sonra da kendi tercihini bilim çevrelerine danışarak yapması. Bu olmayacaksa gençliğin doğru yetişmesinde ortak sorumluluk taşıyan parlamentodaki partiler bir araya gelerek rektör seçimlerini erteleyen ve bu işi çok daha sağlam temellere oturtan yeni bir yasa yapmalıdırlar.
|