|
Galiba Bacon'undur akılda kalan şu söz: "Sanat, doğaya eklenen insandır."
Başbakan'ın "Öfke bir hitabet sanatıdır" dediğini duyunca bu sözü anımsamadan durabilir misiniz? Demek ki, Meclis kürsüsüne ya da kalabalıkların karşısına çıkarken, iyi hatip olabilmek, yani sanatını "icra" edebilmek için önce öfkelenmesi, daha doğrusu kendi kendisini öfkelendirmesi gerekiyor. Belki, iyi bir Stanislavski oyuncusu olarak daha önceki duygularını, kızgınlıklarını, yaşadığı olayları, hınçlarını anımsayarak.
Aslında yaşananlar, yalnız bizim toplumda değil, bütün toplumlarda yaşanmaktadır: Toplumu ileriye, daha iyiye çekmek isteyenler ile yerinde tutmak, hatta geriye itmek isteyenler arasındaki çelişki, çekişme, mücadele, yani savaşım; duruma göre hangi sözcük uygun düşüyorsa o.
Örneğin, Üçüncü Selim'e karşı Kabakçı Mustafa tayfası, Mithat Paşa'nın çırpınışlarına karşı İkinci Abdülhamid' in istibdadı, Jön Türkçü "mektepli zabitan" a karşı 31 Mart'ın alaylı "Avcı Taburları", Mustafa Kemal' e karşı Babıâli ve Mütareke "matbuat" ı, Kubilay' a karşı Menemen olayının yobazları ve nihayet Kemalist Cumhuriyet ile karşısındakilerin bitmeyen diyalektiği.
Sayın Başbakan'ın, sanatını "icra ederken", Tevfik Fikret'in değil de Mehmed Akif'in üslubunu ve neredeyse sözcüklerini kullanması boşuna değildir.
Yalnız, şimdi yaşanmakta olanlar daha öncekilerden çok farklı.
Örneğin, dış destek açısından, Milli Mücadele sırasında Kemalistlerin karşısına dikilenlerin arkasında bu kadar büyük bir kalabalık toplanmamıştı. Şimdi, yalnız İngilizlerle Yunanlılar, yahut sadece "yedi düvel" değil, ABD'yle AB'li topluluklar ve bugünün dengelerinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş olan bütün Batı dünyası, insan hakları ve özgürlük kavramlarını ancak kendi işlerine geldiği zamanda ve ölçüde kullananlar, bu ülkenin kendine özgün devrimini bir türlü anlamak istemeyen sözde "müttefik"ler.
İçte, doğal olarak her zamanki karşı-devrimciler değil, ilericilik, çağdaşlık adına, hatta ulusalcılık niyetine karşı-devrimcilerle işbirliğine soyunmuş olanlar.
Kısacası, her dönemde olduğu gibi bir bölünme; ama göz gözün görünmediği, safların belirlenmediği, karmakarışık türden bir ayrışma; "cepheleşme" demeye "bin şahit ister".
Ama, mademki kritik bir dönemece gelinmiştir ve Cumhuriyet'in geleceği söz konusudur, onu geriye çevirmek isteyenlerin çeşitliliğine, karmaşıklığına, içli dışlı yapısına karşı verilecek mücadelenin tutarlı, dayanışmalı ve geleceğe ilişkin olarak özellikle de bilinçli bir eşgüdüm içinde yürütülmesi gerekir. Karşının sayıca üstünlüğü ancak akılcılıkla yenilebilir.
|