|
DOMINIQUE WOLTON , Fransa'daki ünlü "Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi" nin müdürlerinden biri. Daha çok, bilişim teknolojisiyle bilimin çağdaş sorunları arasındaki ilişki üzerinde çalışıyor.
Geçenlerde Hacettepe Üniversitesi'nin Edebiyat Fakültesi'nde "küreselleşme ve kültürel çeşitlilik" konusunu ele aldığı konferansında özetle şunu söylemekteydi: "İnsanlığın tarihini doğru dürüst bilmeden bilişimdeki teknolojinin nimetlerinden tam olarak yararlanamazsınız. Evet, öğretilen bu teknikler ve öğrenmek zorunda olduğunuz birkaç yabancı dil, dünyanın her köşesindeki insanlar ve kurumlarla hemen temasa geçmenizi kolaylaştırır ama, karşınızdakilerin kültürel tarihine ilişkin hiç bilginiz yoksa, yeterince yakın ilişki kurup doğru sonuç alamazsınız." Haksız mı? Örneğin, Osmanlı'nın çağdaşlaşma girişimlerini ve Cumhuriyetin kuruluş tarihini pek bilmeyen bir Avrupalı politikacı "asker-sivil" ilişkileri konusunda bize ders vermeye kalkışıp evrensel ilkelerden söz edince, tarihimiz konusundaki bilgisizliği, görüşlerinin ağırlığını hayli azaltmış olmuyor mu? Ama aynı durum, içimizdeki iletişimde de karşımıza çıkıyor. İngilizce öğretim yapan birtakım üniversitelerimizdeki bazı sosyal bilimciler, o dildeki kitapların üslubuyla Mustafa Kemal yerine "Kemal" diye söze başlayıp demokrasinin güya evrensel ölçütlerinden bahsettikleri zaman şaşkın şaşkın bakmıyor muyuz yüzlerine? Tarihimizin dil kültürüne yabancılıkları, söylediklerinin değerini büyük ölçüde düşürmüyor mu? Asıl önemli olan şu: Dünyanın en kritik coğrafyasında ve kültürlerin düğüm noktasında yer alan bir Türkiye'yi yönetmeye soyunanların kendi tarihimize ilişkin bilgilerindeki sığlık, politikadaki her yanlış vesilesiyle hemen sırıtıyor. Üstelik, uzak tarihle değil, çok yakın bir geçmişle ilgili bilgi eksikliğidir şimdiki hatalara yol açan. Örneğin, Meclis salonundaki ezici çoğunluğuna bakarak onu ulusal iradeyle bir sayıp "Siz hilafeti bile getirmeye kadirsiniz" diyen bir Menderes 'in başına gelenler iyi bilinse, şimdiki türden anayasa değişikliklerine girişilir miydi? Bir iktidar partisi, kendisinin kapatılmasına yönelik bir dava kapıya gelmişken buna ilişkin anayasa hükümlerini değiştirmeye kalkınca ateşle oynadığını ve meşruluk dışına düşmek üzere olduğunu görmeyecek kadar tarih bilincinden yoksun olabilir mi? Tarihteki büyük kültürlere beşiklik etmiş topraklar üzerinde yaşayıp kültürlerin tarihine sırt çevirmek, Türkiye'yi hem bugünün dünyasında oynayabileceği dış rollerden hem de kendi sorunlarına akılcı çözüm bulmak için kullanabileceği derslerden uzak tutmakta. Çağdaş iletişimin donanımlarına sahip olmak, geçmişe doğru bakmayı sağlamıyorsa, geleceğe doğru bakmaya da yetmeyecektir.
|