Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
08
Haziran
2008
Anasayfa arrow İzlediğimiz Yazarlar arrow Eski hikâye yeni durum
Eski hikâye yeni durum Yazdır E-posta
Behiç KILIÇ   
Pazartesi, 24 Mart 2008

Behiç KILIÇBir okuyucumuz hatırlatıyor... “Demokrat Parti’nin son dönemlerinde 15 DP milletvekilinden oluşan Tahkikat Komisyonu kuruldu.

Komisyon hükümete yönelik eleştirilerde bulunan gazetecilerin gözaltına alınmasına aracılık yapıyordu. Komisyon olağanüstü yetkilerle donatılmıştı. Kararlarına karşı çıkanları 3 yıla kadar tutuklama hakkı bile vardı. Bu tahkikat komisyonu ana muhalefet partisi lideri İsmet İnönü’ye DP’yi eleştirmesi nedeniyle TBMM’de 12 oturum men cezası verdi. DP Hükümeti’ne muhalif olan 79 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın tutuklanıp cezaevine konan ilk duayen gazetecilerden biriydi. İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker, akrabası Şinasi Nahit Berker de operasyonlar dahilinde gözaltına alındılar. Şinasi Nahit Berker tutuklandı. Mümtaz Faik Fenik gibi duayen gazeteciler yaşlarına bakılmadan cezaevine konuldu.
CHP yanlısı Ulus Gazetesi en ağır saldırılara uğrayan basın organıydı. Ulus Gazetesi sık sık kapatıldı: Mallarına bile el konuldu. Ulus Gazetesi Genel Yayın Müdürü Nihat Subaşı, yazıişleri müdürleri Erdoğan Tamer, Cenap Çetiner, Muzaffer Erdost, Cemal Yıldırım Akis Dergisi’nden Metin Toker, Kurtul Aktuğ sorguya çekildiler. Cemal Yıldırım ve Kurtul Aktuğ tutuklandılar.
1950-1960 yılları arasında 824 gazete ve dergi hakkında dava açıldı.
Cezaevine konan gazeteci sayısı o kadar çoktu ki, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nin bir koğuşuna gazeticiler “Hilton” adını vermişti...”
O günlere artık dönülmez diyenler ne kadar haklıdır!!?
Genç kalemlerden Çiğdem Bayraktar “Haberciler” adlı internet sitesindeki köşesinde iktidara sesleniyor... Bir cumhuriyet kadını olarak endişelerini aktarıyor... Diyor ki; “Sanki türban düne kadar sosyal düzende yasaktı da; Sayın Başbakan kadınlara türban özgürlüğü verme mücadelesi yürütürken partisi kapatma davalarına düştü. Sanki okullardaki gençlerin; “Kızların başörtüsü” dışında demokrasinin çifte standardını simgeleyen başka “Hiçbir şeyi yoktu ve olmayacaktı.” Sanki bir kadının kapatılması onun özgürleştirilmesi anlamını taşıyordu ve bu sanki Amerika’nın Irak halkını özgürleştirmesini andırmıyordu.
Sanki “Çocukların” başları üstünde on kiloluk simit sepetlerini hala taşıdığı güzel yurdumda “Tesettür dışında” konu kalmadıydı... Sanki... O Recep Tayyip Bey’in çocukları ülkedeki “Türban yasağı yüzünden” Amerika”da okuyorlardı. Sanki de sanki...
Demokrasi kötüye alet edilebilen ama en iyi yönetim biçimidir. Hitler’in de 1930’da demokrasiyle başa gelip yaptığı ilk şeyin demokrasiyi kaldırmak olduğunu anımsamayanlar var mı?
Ya da; daha dün öldürülen, yüzyılların Ortadoğulu Nazi yüzü Saddam’ın iktidara nasıl geldiğini hiç okumamış kaldı mı?
Demokrasi, özünden gelen bir bıçağı da yanında taşır bazen. Russo’nun dediği gibi herkesin özgürlüğünün bir sınırı vardır. İşte o nokta Hitler’in insanları katlettiği yerden başlamaz; daha gerilerden başlar; iktidara geldikten sonra olayları ve olguları aslında kendi biçimlendirmediği ama çıkarına hizmet eden dünya görüşü için harekete geçirdiği yerden başlar. Herkesi; yanıbaşımızdaki İran’da olduğu gibi önce hipnoz altına alır ve sonra bir gece ansızın demokrasi denen güç ortadan kalkar. Bu nedenle tehlike, demokrasinin sınırlandırılmasını zorunlu kılar ve işte bu yüzden hala rejim düşmanlarının olduğu canım memleketimde “türbanın” politika cephesi yapılmasına karşı çıkılır ve cephanesini ‘Sahteleştirilmiş ve içi boşaltılmış’ özgürleştirmeden alması inandırıcı olmaz...”
Özetle “Tablo” yansımalarıdır bunlar diyebiliriz...


feed1 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
Yurtsever Yurttaş
25 Mart 2008 13:40 01
Başarı Göstergesi: +0

Son günlerde televizyonlardan birisi, neler söylüyor millete bir bakalım;

Temel hak ve özgürlükleri esas alan demokrasimiz gelişmiştir; herkesin kendini ifade etme imkanı vardır;Türkiye'de, hepimiz için, hepimize yetecek kadar hukuk ve demokrasi var.

Bizim insanımız, en zor şartlarda bile milletine, devletine, ülkesine, cumhuriyet değerlerine sadakatini ortaya koymuştur.

Herkes kendini özgürce, anayasal düzen içinde, meşru yollarla, demokratik zeminlerde ifade edebilmelidir, edebilmektedir de.

Demokrasimiz her türlü farklılığı, hukuki zeminde kalmak kaydıyla her türlü siyasi görüşü içinde tutabilecek olgunluğa erişmiştir.

Bunları PKK ya söylüyor...
Saygılarımla



Rapor Et
Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 


  :: BÜYÜKANIT'TAN ILIMLI İSLAM AÇIKLAMASI   :: BÜYÜKANIT: 'IRAK'IN GELECEĞİ UMUT VERİCİ DEĞİL'   :: TÜRKİYE KİMSEYE BİAT ETMEYECEKTİR!   :: Şer Odağı: "Kahrolsun Laiklik"   :: Arşidük   :: Badem   :: Medvedev: 'Enerji Sorununu Bilim Çözecek'   :: 'Mahkemenin Kararı, Beklenen Bir Karar'   :: AK Parti için 'İdam' Sloganı   :: 'Şeriatın Kestiği Parmak Acımaz'   :: Amerika ile Avrupa'nın Türkiye politikası farklılaştı   :: Darbe mi?   :: Görünen Karar   :: 'Velev ki...'   :: Vicdanı kalmış doktorun yazısı   :: 9'a 2   :: Bu karar yeni değil   :: ABD'den destek istemenin ne anlama geldiğini biri anlatsın bana!   :: Hollandalı saldırgana ağzının payı!   :: Japon atasözü: Ne tarafa dönersen dön, kıçın arkadadır!   :: Abdullah Gül'ün 'bulunmaz' yanı   :: 'Ve Türban Kadını Yarattı' mı?   :: İki Yanlış   :: Ortadoğu Bataklığı ve Türkiye'nin Yeri   :: İtiraf   :: AKP kapatılır ve erken seçim olursa   :: Genel sekreter   :: 10 KASIM 2007'de ATATÜRK OLMAK...   :: Touareg'in küçük kardeşi Tiguan geliyor   :: Mecliste "Alevilere Karşı Ayrımcılık" Tartışması

           
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: