|
Kuşku yok; Avrupa Birliği AKP iktidarını destekliyor.
Barroso 'nun konuşmalarında, örneğin türban konusuna RTE, Gül ve Arınç mantığı ile yaklaşması ve son olarak "her zaman istediğimizi elde edemeyeceğimizi ve sonuç alabilmek ve uzlaşı için 'bazen taviz' gerektiğini" söylemesi AKP iktidarı ile uyum sağladıklarına kanıt. Barroso'nun sözlerinden yola çıkarak Türkiyemizin kimi ulusal sorunlarını AB gözü ve mantığıyla çözümlemek kolay. Örneğin Güneydoğu ve Kürt sorunu. AB mantığına göre üniter devlet ve ulus devlet ilkesinde direnmenin ne gereği var? İstenilen nedir? Şimdilik kültürel ve azıcık siyasal haklar mı? Kürtlere azınlık statüsü ve Türk devleti içinde ayrıcalık tanımak mı? Anayasaya devletin Türk ve Kürt halklarından oluştuğunu yazmak mı? Daha sonra Türk-Kürt konfederasyonu kurulmasına olanak sağlayan açılımlara olanak sağlamak mı? Madem ki AB'ye üyelik uğruna, AB ilkelerini yerine getirmek zorundayız. Ver gitsin, ver kurtul! **** Peki, ne yapmalıyız? Barroso açıkladı: "Her zaman istediğimizi elde etmek" olanak dışı olduğuna göre üniter, ulus devlet ilkesinden vazgeçmeli ve AB'nin "Bazen taviz gerekir" ilkesine sarılarak Güneydoğu'da Kürt devletinin temellerini atacak uygulamalar için Kürt milliyetçiliğinin isteklerine şapka çıkarmalıyız. Örneğin Kıbrıs konusunu çözümlemek istiyorsak, Barroso'nun önerdiği ilke doğrultusunda davranmamız gerekiyor. Kıbrıslı Türklerin, AB üyesi güneydeki Kıbrıs Cumhuriyeti'nde azınlık olmalarını kabul etmeli; iyi niyetimizi kanıtlamak için adadaki Türk askerini derhal çekmeliyiz. AKP hükümeti zaten güneydeki Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni tanımaya hazır ve böylece AB'nin "uzlaşı ruhuna" uygun hareket ediyor. İçerideki baskı olmasa, örneğin AB'nin uzlaşı ruhu adına Kıbrıslı Rumların Türk hava ve deniz limanlarını kullanmalarına ha izin verdi, ha verecek! Örneğin AB'nin "taviz" veren "uzlaşı ruhuna" uygun davranabilmek için AKP'nin gerçekte temel hedefi olan kamuda ve hatta artık bütün Türkiye'de elbette kara çarşafa, türbana, takkeli, cüppeli uygun bir toplum yaratmalıyız. **** Ha, Barroso'nun bu "son müdahalelerine" sivil otoritelerden neden ses çıkmıyor? Hükümet, üyelik uğruna ulusal sorunlarımızdan ve laik Cumhuriyetin temel ilkelerinden vazgeçemeyeceğimizi niçin bu adama söyleyemiyor diye düşünenler çıkabilir, ama böyle düşünmek, bir yanlışa imza atmak, bugüne değin AB ilkelerini amaçları uğruna kullanan AKP'yi tanımamak demektir. Zaten Barroso'ya sözü olmayanlar başka kapılardan medet umuyor. AB Komisyon Başkanı'nın "Türkiye'nin AB'nin siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelerini izleme anlamındaki yetkisini kabul ettiğini" öne sürerek "bu yetkiyi kullandıklarına" boynunu büken, karşı ses çıkaramayan siyaset ve medya; örneğin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ 'un bir cümlesini manşetlere taşıyor. Orgeneral, "kimsenin Türkiye'den belirli bir etnik gruba bireysel alanı aşacak ve ulus devlet ile üniter devlet yapısını tehlikeye sokacak haklar tanımasını bekleyemeyeceğini" söylüyor. Tabii Orgeneral Başbuğ'un sözleri, "uzlaşı ruhu için taviz gerektiğini" dayatan Barroso anlayışına ters düşen sözler. "AB, Türk ordusunun etkisini neden kırmak istiyor" diye kimileri de sorup duruyor. Yanıt: Sivil kesim suskun kalırken; asker, AB'ye çözüm için, uzlaşı için ulusal sorunlardan ödün verilmesine karşı çıkıyor. Merhaba ulusal ses, güle güle Barroso!
|