|
Ayaklarıyla baş olmaya heveslenen bir futbolcu var. Adı Hakan Şükür .
Geçenlerde öteden beri bilinen, fakat himaye gören dinci kimliğini kanıtlayan bir demeç verdi. Merakla beklenen Galatasaray-Fenerbahçe derbisini yorumlarken "Derbi Kutlu Doğum Haftası'na denk geldi. Allah kime nasip ettiyse o kazansın" dedi. Şükür'e spor medyasında sessiz çığlıklar, Galatasaray camiasından da sert tepkiler izleniyor. Oysa adamın karnesinde yazılı olanlar kimsenin meçhulü değil. Ayakları ile hayatını kazanan bu futbolcu -gerçeğe parmağını basan az sayıda- yazara göre, "spor-siyaset ve din ilişkisinin hep içinde oldu". Sayesinde GS futbol takımı ve kulübü "tarikat yuvası" na dönüştü. Evlendiğinde nikâh tanıklığını RTE ile Fethullah Gülen 'in (Feto'nun) yapması, bu futbolcunun dinci yapısını ortaya koyuyordu. Takımdaki dinci etkisi, kimi somut olaylarla belgelendi. Okan, Arif, Hakan Ünsal , Emre Belözoğlu, Sabri gibi oyunculardaki dinci davranışlar, GS'de Hakan Şükür'ün yürüttüğü laiklik karşıtı yapılaşmayı kanıtlıyor. Bu oyuncuda dinci oyunlar hiç eksik olmadı. Arkasındaki cemaat gücü ile Ersun Yenal 'ı ulusal takımdan kopardı. 2002'deki Dünya Kupası'nda Kore'de Şükür'ün yarattığı cami ve imam krizi medyada geniş yer aldı. Bir TV programında Fethullah Gülen'e yakınlık duyduğunu ilan etti. Dinci eğilimlerin hızla geliştiği, laikliğin alabildiğine tartışıldığı günümüzde Hakan Şükür nihayet maskesini sıyırdı ve: "...Biz öyle bir haftanın içinde bulunuyoruz ki, bunun kıymetini bilmek durumundayız. 'Kutlu Doğum Haftası' içindeyiz ve ona layık olmalıyız. Peygamberimize layık olmalıyız. Çocuklarımızı, gençlerimizi de Peygamberimizin hoşgörüsü etrafında hayata hazırlamalı, yaşantılarımızı ona göre şekillendirmeliyiz..." dedi. *** Ayağını başına taşıyan futbolcu, bu sözleriyle GS-FB derbisini Peygamber için, Kutlu Doğum Haftası'nı onurlandırmak için, Allah için, dine bağlılığı sergilemek için kazanmaları gerektiğini savunuyor. Bir adım daha atabilir: Maçlara çıkarken veya galibiyetten sonra GS futbol takımının ellerini havaya kaldırtıp şükretmelerini isteyebilir. Bu futbolcu neden bu denli şımardı, dini, haddini aşan kimi söylemlerle futbola, spora neden bulaştırdı? Bulaştırdı, çünkü: Maaşı cumhurbaşkanlarından, başbakanlardan çok, çok fazla, imparatorluk sıfatını kendine layık gören Fatih Terim ; formsuz olmasına karşın bu futbolcuyu -bilinmeyen nedenlerle- milli maçlarda oynatmakta inat etti. Yetmiyormuş gibi laik Cumhuriyetin simgesi olan milli takımın kaptanlığına getirdi. Galatasaray'da son günde Şükür'ün son demecini izleyen sert tepkilere, "dini hassasiyetleri kulüp içinde yaymaya müsaade etmeyeceklerini" içeren tepkilere anlam vermek de olanaksız. Karnesi yıllardır bilinen, futbol takımı içinde dinci ayrışmalara giden bu futbolcu için üstelik ateş bacayı sardıktan sonra tepki göstermek içtenlikten uzak. Laik Cumhuriyete sevdalı olan GS'nin yeni başkanı Adnan Polat dinciliğin takımı sarmasına karşın susuyor. Oysa laik Cumhuriyete inanıyorsa; FB'ye yönelttiği kıskançlıkla yoğrulan ağır hakaretleri, kulübü adına, iki ayak uğruna, bu futbolcudan esirgememesi gerekiyor. *** Medyada yer almayan ikinci karne ise: Meclis kürsüsünden 88 yıl öncesinin ağzı ile konuşulmasını eleştiren, 23 Nisan konuşmasına Atatürk 'ün sözleriyle başlayan ve fakat... üç-beş yıl önce Cumhuriyet'in "hiçbir şey kazandırmadığını" ilan eden, dün öyle bugün böyle, RTE'yi tarif ediyor: "...Dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. Kendi suçları için af çıkaran bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. İktidar olanakları ile kendi yakınlarına ihale ayarlamak, demokrasilerde yoktur. Devletin en önemli yönetim birimlerini cemaat, tarikat örgütlenmelerine teslim etmek demokrasilerde yoktur. Derslerde cihat çağrıları yapan, kasetlerde lise öğrencilerinin beynini yıkayan kadrolaşma anlayışına Milli Eğitim Bakanlığı'nı teslim eden zihniyete demokrasilerde yer yoktur..." Gerçekçi saptamalarla RTE'nin karnesini açıklayan ve bu saptamaları 23 Nisan Ulusal Egemenlik günü Meclis kürsüsünde sıralayan CHP lideri Deniz Baykal 'ın konuşmasını Bay RTE, "Böyle bir bayram gününde herhalde 'bu kadar nefret dolu' bir konuşmayı kimse duymak istemezdi" diye yorumluyor. Baykal'ı dinlerken giderek kararan, dudakları sarkan, gözlerinde hiddet parıltıları gözlenen RTE'nin yüzüne gerçekleri söylemek nefret ise... Baykal'ın saptamalarına sahip çıkmak demokrasi, hatta çağdaş insanlık görevi. Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana davul zurna az!
|