AB Komisyonu rüzgârı geldi, geçiyor. Arkalarında bıraktıkları izleri yakında göreceğiz.
RTE partiyi kapanmaktan ve siyasal yaşamına ya ara ya da son verecek olan Anayasa Mahkemesi'nin olası kararından korkuyor. Tanrı katında kurtuluşu sağlayacak yardım göremeyeceğini anlayınca AB ipine sarıldı. Takkeliler, türbanlı kafalar da kurtuluş umudunu AB'ye bağlamış olacaklar ki; bir ankete verdikleri yanıtta AB'ye destek oranının birden yükselmesini sağladılar. A&G Araştırma Şirketi'ne göre "Türkiye AB'ye mutlaka girmelidir" sorusuna 2008 başlarında yüzde 30.1 olan destek, kapatma davası ile birlikte birden, yüzde 19 artarak yüzde 41.9'a fırladı. Barroso ile Rehn gelmeden önce duyarlı bir konuda uyarıldılar. AB ipine sarılan ve kurtuluşu AB'de gören RTE ve hükümeti tarafından mı? Hayır! Ana muhalefet tarafından. CHP Grubu adına Kemal Anadol ; Barroso'dan TBMM'de anayasamıza göre davayla ilgili AKP'yi destekleyen konuşma yapmamasını ve AKP'yi yargıdan kurtarmayı amaçlayan "malum görüşlerini" yinelememesini istedi. Önceki gün kulislerde bu uyarıya karşın Barroso'nun Türk yargısına ve hukukuna saygısızlık edip etmeyeceği merak konusuydu. AB Komisyonu Başkanı bu türden bir küstahlığa cesaret eder, AKP davasını ve iddianameyi eleştirirse ne yapılabilir, nasıl bir tepki gösterilebilir sorusuna çeşitli olasılıklar içeren yanıtlar konuşuluyordu. Örneğin AKP milletvekilleri alkışlarken Barroso'yu; CHP ve aynı kanıdaysalar MHP'li milletvekilleri genel kurul salonunu terk edebilir veya AB Başkanı'nı Meclis'te sık sık görülen protesto gösterileriyle alışık olmadığı ama alışması gereken bir olayla karşı karşıya bırakabilirler. Olur mu olmaz mı? Neden olmasın? *** Anladık. Türkiye AB'ye üye olmalı! Pekâlâ ama üyelik devletin uyguladığı yalaka yöntemlerle mi sağlanmalı? 301. madde dosyasını kapatma davasına Brüksel'den tam destek geldiği gün, hükümetin birden gündeme alması ve tasarıyı alelacele Meclis'e sevk etmesi AB yalakalığına örnek değil mi? Bu hareket bile AKP'nin AB önünde doksan derece eğildiğini kanıtlayan bir davranış değil mi? Barroso ve Rehn'e, durmadan yineledikleri bir dayatmaya ziyaret günü şapka çıkarmak, 301 ile karşılamak; yalakalığın arkasından AB'nin daha pek çok ulusal yararlara aykırı kimi dayatmalarına da bu hükümetin olumlu bakacağına bir işaret. *** Yüzde 47 ile şımarmış bir siyasal topluluk sadece ulusal onura bir darbe vurmadı; kendi dışında her siyasetçiyi, her kesimi emrinde sıradan bir memur gibi gören görgüsüzlüğü de sahiplendi. Güldal Mumcu Meclis Başkanı'na vekâlet ediyor. Barroso'ya armağan 301 tasarısı tek bir imza ile önüne getiriliyor. Mumcu'nun açıklamalarından esinlenerek olaya bakalım: "Bu kadar önem verdikleri bir konuda Meclis Başkanı'na vekâlet eden Güldal Mumcu'nun karşısına Meclis bürokratları ile çıkıyorlar. AKP'nin grup başkanvekilleri, genel başkan yardımcıları yok mu? Neden doğru dürüst parti olarak karşısına çıkmıyorlar? Başkan Toptan burada olsaydı alayı ile makamına giderek tasarıyı sunmayacaklar mıydı?" Olaya nereden bakarsanız bakınız, baştan aşağı AKP'ye özgü siyasal terbiyesizliğe bir örnek. Bir CHP'liye, bir kadın Meclis Başkanvekili'ne tasarıyı Meclis bürokratları ile göndermek, sadece bir hanımefendiye, Meclis Başkanlığı'na değil, milletin temsilcisi, görevi gereği Meclis Başkanlığı'na vekâlet eden onurlu bir siyasetçiye saygısız davranmak demek... Benim sevgili dostum, ulusal onurun simgesi kardeşim Uğur 'umuzun eşi, Güldal Mumcu... Hem görevini, hem kadınlık onurunu koruduğun için... AB'ye yalakalığa her yerde her zaman olanak verilemeyeceğini kanıtladığın için.. eleştirmek değil, kutlamak gerek seni!
|