Londra’da Türkiye Büyükelçiliği’nde Başbakan Ecevit’i dinliyoruz.
İngiliz Başbakanı, Ecevit’in önerisini, Kıbrıs’a Türk ordusu ile beraber müdahaleyi reddediyor.
Geriye tek olasılık kalıyor. Türkiye’nin tek başına müdahalesi!
Konu bu noktaya gelince İngiltere Başbakanı Dışişleri Bakanı’na dönüyor:
“…Türkler tek başlarına Kıbrıs’a askeri bir müdahale yapabilecek güçte midir?..”
Türk ordusunun çıkarma yapmayı başaramayacağına inanıyor İngiliz... Dışişleri Bakanı’na dudak bükerek biraz da yapamazlar diyen bir yanıt beklediğini ses tonuyla duyumsatarak…
Fakat Dışişleri Bakanı gayet net ve kısa bir yanıt veriyor:
“… Yapabilirler…”
İkili görüşme bu soru ve yanıtla sona eriyor.
İngiltere’den sonra ABD baskısı… Sonuç vermiyor. Türk askeri bir temmuz sabahı Kıbrıs’a çıkıyor ve askersel alanda başarılması zor bir çıkarma harekâtını gerçekleştiriyor.
Çekleri yenemeyeceğini çağrıştıran söylemler, yorumlar ve hatta başlıklar… Ulusal takımımızdan son beş dakika içinde öyle bir yanıt aldı ki…
Gerçekten inanılması güç, beklenilmeyen bir sonuç!
***
Öyle bir gün, şöyle bir pazar günüydü 15 Haziran 2008… Ne kapatma davası, ne üniversite sınavları… Ne de pahalılık, AKP dünyasında Türk ulusunu geriye götüren türlü çeşit olaylar… Hiçbiri gündemde değildi.
Pazar günü ve özellikle gecesi gözlerimiz, aklımız, mantığımız Cenevre’de alacağımız sonuca odaklandı.
Pazartesi (dün) sabahın ilk saatlerinde TV’lerde ilk haber kuşkusuz ulusal takımın zaferiydi ve lakin, hemen sonraki haberlerde geçen ayların ve gelecek günlerin belli başlı sorunlarına dönen haberler akmaya başladı kulaklarımıza, gözlerimize…
Pazar günü ve gecesinin, hatta pazartesi gününün ilk saatlerinin; yarım yüzyıla yakın bir zaman içinde bir sabah uyandığında yaşadığı dünyaya sorunsuz gözlerle bakmaya hasret bir gazeteci için ayrı bir anlamı var.
Bu çocuklar bir pazar günü ve gecesi unutulmaz saatler yaşattılar, sağ olsunlar!