|
Dünyayı bir orman olarak kabul edersek hiçbir zaman, hiçbir orman elbette kralsız veya daha doğru bir tanımla başsız olmaz. Bu durum zaten doğanın zaman süreci içinde kendiliğinden oluşan bir olgusudur.
Tarihte nice imparatorluklar kurulmuştur, nice krallar ortaya çıkmıştır ama gün gelmiş bütün imparatorluklar yıkılmış ve krallarda ölmüştür. Hiç yıkılmayacağı farz edilen imparatorluklar bile yıkılmış ve hiç ölmeyeceği sanılan krallar bile ölmüştür. Günümüzde insanlar tarihe, ‘‘ tarih sadece geçmiştir, olmuş bitmiştir, sen bugüne bak, bugünün dünyasının kralı kim? Bugünün dünyasının başı kim? ’’ gibi çok sığ bir anlayışla görüp alaycı ve küçümseyici tipik bir aptal olan insan örneği gibi davranıp yorumlayarak konuşan insanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla, ancak ne var ki bu tarz zihniyetteki insanları da uyudukları gaflet uykusundan uyandırmak ve onlara da ışık olup onları da aydınlatmak gerekir. Amerika muhabbeti açıldığında hep Amerikan rüyasının gelmiş olduğu nokta ve konum ballandıra ballandıra anlatılır. İnsanların kafasında öyle bir imaj yaratılır ki; günümüz dünyasında Amerika sanki asla yenilmez bir süper güç kamuflajı ortaya çıkarılır. Amerikan rüyasının kendi içinde başarmış ve yapmış olduğu olumlu işler ve konular vardır elbette, ancak bütünüyle ele aldığımızda Amerikan rüyası dört dörtlük kusursuz ve mükemmel bir rüya değildir. Bugünün dünyasında adına ister jandarma, ister kral isterseniz başka bir şey, adına ne koyarsanız koyun dünyanın hakimiyeti ABD’nin gözetimindedir. Bu bugünün şu anda yaşadığımız dünyanın içindeki gerçeğidir. Ancakkk birazda Amerika açısından,bardağın dolu tarafı konuşulup yorumlandığı gibi birazda Amerika bardağının boş tarafını görüp analiz yapmamız lazımdır. Yada buna diğer bir tanımla madalyonun diğer bir yüzünü analiz yapmamız lazım da diyebiliriz. Dünya tarihinde insanoğlu büyük ve görkemli imparatorluklar yaşadı,bu imparatorluklar ve bunları yöneten krallar canlarının istediği dünyanın herhangibi bir bölgesini gidip işgal etti ve milyonlarca insanı kendi emirleri altında kendisine kulluk ettirerek çalıştırdı. Zaman içersinde dünya ilerleyen süreçlerde kendiliğinden değişimlere uğradı. Günümüzde ise dünyanın hakimiyeti ve gözetimi de ABD’nin elindedir. Bu şimdilik bugünün dünyasında ve bu yaşadığımız zaman diliminde olan insanoğlunun karşısına çıkan güçtür. Dolayısıyla ABD bugün dünyanın canının istediği herhangibi bir yerinde hükümetleri değiştirebilir hatta ihtilaller bile yaptırabilir. Tüm bunlarda Amerika için mühim olan tek şey,sadece ve yalnızca Amerikan menfaatlerinin korunmasıdır. Amerika bu menfaatlerini ya demokratik yada anti demokratik yollarla koruyabilir. Ama sonuçta gaye bellidir, Amerikan menfaatlerinin kayıtsız şartsız korunması. Bu bütün konuların kilit anahtarıdır. Peki biraz yeni bilgilerle hafızalarımızı güçlendirip sorarak düşünelim, Amerika hep ilel ebet güçlü kalabilir mi? Ve Amerika’yı nasıl bir gelecek bekliyor? Amerika özünde ve temelinde bir Hıristiyan ülkesidir. Milli paraları olan doların üzerinde bile tanrıya inandıklarını yazarlar. Ama bu yazı sadece bugünün Amerika’sında artık kağıt üzerinde kalmaya başlamıştır. Çünkü bugünkü Amerikan insanının din umurunda bile değildir. Değerli okurlar; Nitekim bu gözlemimi doğrulayan Stanford Üniversitesi’nin geniş çaplı kamuoyu araştırmasındaki sonuç bölümünü sizlerde okuduğunuzda benim gibi ürpereceğinize inanıyorum.Çünkü bende ilk okuduğumda dehşete düşüp ürperdim ve insanoğlunun gelmiş olduğu bu hazin nokta açısından da üzüntü duydum. Bakınız bu araştırmanın sonuç bölümünde şunlar yer almaktadır aynen noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum. ‘‘ Biyolojik ve tip bilimiyle artık yaşlılığı durdurabiliyoruz,artık insan hayatını nasıl uzatacağımızı da öğrendik, hayvanları kopya edebiliyoruz, şimdi sırada insanları kopya etmek var, bunu da yapacağız ve insan hayatını yaratmış olacağız, üstün askeri teknolojimizi hergün geliştirip güçlendiriyoruz, askerlerimizin ölmeden savaş kazanabilecekleri bir teknolojik ortaya sahip oluyoruz, Dünya Bankası ve IMF kanalıyla dünya ekonomisinin tek patronuyuz, küresel demokratikleşmede dünya ülkelerinin hükümetleri de artık bizim kontrolümüz altında, bugüne kadar tüm bunlara ulaşmamızda tanrı bize hep yol gösterdi, bundan sonra artık ulaştığımız bu noktadan sonra artık tanrıya ihtiyacımız yok, çünkü artık tanrıya ihtiyacımız kalmadı. ’’ Evet ne kadar insanın tüylerini ürperten müthiş korkunç bir felaketin habercisi olan bir sonuç bu öyle değil mi? Sokaktaki Amerikalı bugün kendisini işte böyle görüyor ve bir başka deyişle artık kendisini böyle görmeye başladı. Hakikaten dünyanın bir köşesinde yaşayan bir kısım insanoğlunun ulaşabileceği yada ulaştığını zannettiği çok korkunç ve ürkütücü bir inanç tablosu bu. Bugün Amerikalı gençlerin en çok %9’u kiliseye gidiyor, Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve Belçika’da gençlerin %11’i, İtalyan gençlerin %15’i, Çeklerin %3’ü kiliseye dua etmek için gidip ziyaret ediyor. 771.800 kişilik Kara, 786.600 kişilik deniz, 579.000 kişilik hava ve 229.600 kişilik stratejik kuvvetler ile ordusuna yılda asgari 500 milyar dolarlık harcaması olan, ekonomisinde 500 milyar dolarlık dış açığı olan, yılda net %7 oranında işsizliği olan ve toplam nüfusunun 60 milyonunun yoksulluk ve fakirlik sınırının altında olan, bu 60 milyonunun 6 milyonunun sokaklarda yatıp kalkan, evsiz, barksız ve toplum tarafından dışlanmış olan kimsesiz insanların olduğu, Amerika’da yılık işsizlik oranının % 5 olduğu, Amerikan gençlerinin %75’inin hayatlarında en az bir kerede olsa uyuşturucu kullanmayı denediği ve bu gençlerin %45’inin üzerinde herhangibi bir uyuşturucu bağımlılığına yakalandığı, Amerikan halkının %70’inin hayatlarında hergün stresten kurtulmak için düzenli olarak sakinleştirici ilaçları kullandığı, Amerikan halkının %75’inin hayatlarında düzenli olarak hergün alkol ve alkollü içecekleri tükettiği, Amerikan gençliğin hayatlarında en az bir defada olsa %79’unun çılgın partilere katılıp burada her türlü cinsel deneyimi yaşadığı, Amerikan insanının %69’unun kumar alışkanlıkları olduğu bir hakikat olarak karşımıza çıkarken bu veriler ve bunlar gibi daha da uzun olacak olan birçok istatistik verilerin Amerikan rüyasının gelecekteki Amerikan kabusu olacağı ve bugün bunun olduğu gerçeğin ta kendisidir. Dahası var. Bu ülkede yaşayan her 20 yetişkinden birinin İngilizce okuyup yazamadığı ve bugün bunun 11 milyon yetişkin Amerikalının İngilizce yazıp okuyamadığı ve gündelik yaşamında, otobüs sefer tablolarından, ilaç reçetelerini okumaya varana kadar çok ciddi sorunlarla karşılaştığı, 16 yaş ve üzerindeki 19 bin yetişkinden oluşan bir örneklem üzerinde yapılan bu araştırmanın sapladığı ülkedeki 11 milyon yetişkinin İngilizce okuyup yazmasını bilmemelerine rağmen diğer bir dili iyi derecede konuşan ve bu dilde okuyup yazabilenlerinde bu araştırmaya dahil edildiğini biliyor muydunuz? İlginç geldi size bu bilgiler öyle değil mi? Öyleyse devam edeyim. Bakınız 1960 yılda bir Amerikan futbolcusu 115 kilo idi. O yıllarda bu kiloda bir Amerikan futbolcusu dev olarak kabul edilirdi. Bugün günümüzde bir Amerikan futbolcusu 140 kilo ve Profesyonel Amerikan futbolunda bugün 700 Amerikan futbolcusunun kilosu 140 kilo. Bugün Amerikan ordusundaki ortalama asker ağırlığı 2.Dünya Savaşı’ndaki bir asker ağırlığının ortalama 15 kilonun üzerindedir. Amerika’da ordu yetkilileri her geçen gün asker olmak için müracaat edip çok kilolu oldukları için ret edilen ve askere alınmayanların sayısında artış olduğunu açıkladılar. Bugün Amerika’da 120 milyon insan yani nüfusunun %65’lik bölümü çok şişman düzeyde. Bunların %25’i de obezite pozisyonunda yani çok şişmanın da ötesinde tipik bir yağ tulumu olmuş vaziyetinde. Her yıl 300 bin Amerikalı aşırı şişmanlıktan ve aşırı şişmanlığın sebep olduğu çeşitli hastalıklardan ölüyor. American Surgeon General bizdeki karşılığı Amerikan Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada ‘‘ Okullardaki obezite tehlikesi için en az terörist tehlikesi kadar vahim ’’ olduğunu söyledi. Değerli okurlar; Bunun sebebi belli tabii, Amerikalılar çok yanlış yiyorlar ve çok yanlış yaşıyorlar. Hamburger, yağda kızartılmış nesneler, milyonlarca kilo patates kızartması ve diğer sadece şeker-yağ undan mamul olan binlerce tatlı cinsinden yiyecek ve hiçbir besleyici değeri olmayan milyonlarca litre meşrubat ve bir o kadar da dondurma. Amerika’da yaklaşık 2 ay önce okullarda satılmasına yasak getirilmesine rağmen karşı atağa kalkan meşrubat sanayisi, okullarla anlaşma yollarına gidip okullara koyduğu otomatlardan satılan yiyecek ve içecekler için okul idarelerine belirli yüzde vermeye başladı. Amerikalılar otomobilsiz hiçbir yere gitmeyi düşünmüyorlar bile. Normal bir Amerikalı günün 5 saatini televizyon karşısında geçiyor. Couhc Potato ( koltuk patatesi ) adı verilen ve günün 10-12 saatini televizyon karşısında oturup patates cipsi yiyen ve kola içen Amerikalıların sayısı her geçen gün felaket derecesinde artıyor. Yalnız bu durum sadece Amerika’ya mahsus bir durum değil, Dünya Diyetisyen Doktorlar’ın yaptıkları açıklamalara göre İran, Suudi Arabistan, Avustralya ve tüm Pasifik Adaları da aynı şekilde beslenmeye ve aynı şekilde aynı yaşam tarzıyla yaşamaya başlamış. Bizdeki durum ne bilmiyoruz, açıkçası Sağlık Bakanlığı bu konuda mutlaka bir araştırma yapması gerektiğine hatta önümüzdeki nüfus sayımında istatistik veri oluşmasında katkısı olacağına inandığım için insanlarımıza kaç kilo oldukları sorusunun da mutlaka sorulması gerektiğini düşünüyorum. Bu nüfus sayımları ülkede istatistik veri bankasının oluşmasında çok önemli bir katkı sağlar bunun için nüfus sayımında sadece ülkedeki insan sayısını öğrenmek değil aynı zamanda sosyolojik bir istatistik tespitin ve analizlerinde yapılması için mutlaka bir takım başka sorularında sorulması gerekiyor kanaatindeyim. Değerli okurlar; bakınız Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Niall Ferguson; Financial Times Gazetesi’nde yayınladığı ‘‘ Amerika İçin Bir Osmanlı Uyarısı ’’ başlıklı makalesinde Amerika’nın bugünkü durumunun Osmanlı İmparatorluğu’nun 1870 yıllarında iflasına yol açan gelişmeleri aynen yaşadığını belirterek; Kırım Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu ve idaresi altındaki Mısır’ın iç ve dış borçlarının büyük boyutlara ulaştığını, borç ödemelerinin Osmanlı İmparatorluğu’nun bütçesinde tüm harcamaların yarıdan fazlasını tırmandırdığını ve bu borç krizinin kaçınılmaz bir hale gelmesiyle birlikte 1875 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun iflasını ilan ettiğini, ABD’de yaşanan borç krizinin de bununla benzerlik taşıdığını yazarak: ‘‘ 1870 yılında olduğu gibi finansal güç dengesini kayıyor. O zaman finansal güç kayması, eski doğu imparatorluklarından yani sadece Osmanlı’dan değil Pers ve Çin imparatorluklarından da Batı Avrupa’ya yönelikti. Bugün ise finansal kayma, ABD ve diğer Batılı merkezlerden Ortadoğu ve Doğu Asya’daki otokrasilere doğru gerçekleşmektedir. ’’ diyor. Prof. Ferguson; Osmanlı açısından, borç krizinin ardından Sultan’ın tahtan çekildiğini ve Osmanlı’nın Balkanlardaki konumuna öldürücü bir darbe vuran Rusya’nın askeri müdahalesinin meydana geldiğini yazısında belirterek yazısının son cümlelerini şöyle tamamlıyor: ‘‘ Bugünkü finansal kaymayı, Doğudaki yeni ihracat ve enerji imparatorluklarının lehindeki benzer bir jeopolitik değişimin ne kadar çabuk takip edeceği henüz belli değil. Ancak 1870 yılındaki Osmanlı İmparatorluğunun iflası ile bugünkü ABD’de bu tarihsel benzeşme, Amerika’nın adeta bir imparatorluğu andıran Ortadoğu ve Asya’daki üs ve müttefik ağları için iyi bir işaret değil, zira borçlu imparatorluklar er yada geç borç verenleri tatmin etmek için hisse satmaktan daha fazlasını yapmaya mecbur kalırlar. ’’ Evet değerli okurlar; Prof. Ferguson’a göre; ABD tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi çöküyor en azından çöküş dönemine girmiş bulunuyor. Değerli okurlar; tüm bu verilerden sonra yüce Allah eğer sağlık sıhhat verirse ve o günleri de eğer yaşamayı görürsek önümüzdeki tam ve net 40 yılın sonunda bugünkünden çok daha farklı ve bambaşka bir Amerika ortaya çıkacaktır. Bu süreç zarfında Amerika tipik olarak Balkanlaşmaya doğru yönelecektir. Amerika’da etnik insanların sayısı Amerikalıları geçmektedir. Bugün Amerika’da yabancılardan dünya’ya gelip doğan 30 milyon bebek yani çocuk vardır. Amerika’da 12 milyon illegal olarak yaşayan göçmen bulunmaktadır. Amerika’da yaşayan gençlerin %22’si lise mezunu bile değildir. Yine göçmenlerin %42’si yıllık 20 bin doların altında para kazanmaktadır. İspanyol asıllılar yani Hispanikler Amerika’da en çok çoğalan halkı temsil etmektedir. 1960 yılında Amerikan nüfusunun %88’i beyaz iken bugün 2006 yılında bu oran %65’e düşmüştür. Amerika’da Teksas eyaletinde beyazlar nüfusun ancak yarısını oluşturmakta, diğer yarısını ise Latin Amerikalılar, siyahiler ve Asyalılar oluşturmaktadır. Her geçen yıllar içersinde Amerika daha çok karışık ve ırklara mensup insanlarla çoğalmaktadır. 2040 yılına geldiğimiz zaman Amerika’da en başta Teksas ve California başta olmak üzere 16 eyalette nüfusun mutlak çoğunluğunu Amerikalı olmayanlar ele geçirecektir, bu kaçınılmaz olan gerçeğin ta kendisidir. Bugün dünyamızda Amerika, Avrupa, Japonya ve Çin dünya zenginliğinin, gelirinin, üretiminin 3’te 2’sini kontrol etmektedir. Ancak ne var ki; Amerika ve Batı Avrupa ölüm döşeğinde yatmakta olan hastalanmış bir adamında daha ötesinde ölmekte olan bir adamdır. Amerika ve Batı Avrupa’da önümüzdeki 40 yıllık süreçte nüfuslarında müthiş azalmalar olacaktır. Bakınız geçen yıl yani 2005 yılında 2 milyon 800 bin Amerikalı kadın doğum yaparken, 3 milyon 400 bin Amerikalı kadın çocuk aldırmıştır. Amerikalıların tam aksine Asyalı, Latin Amerikalı, Afrikalı ve özellikle de en çok Müslümanlar’da müthiş bir nüfus patlaması yaşatmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde toplam 14 milyon Müslüman nüfus vardır. Bugün Almanya’da 1.500 adet camii varken Amerika’da toplam 1.400 adet camii bulunmaktadır. Ve bu camilerin sayısı her geçen gün hızla artmaktadır. Peki şimdi düşünmeye devam edelim bakalım, bu kadar çok karışık ırk ve dinlere ait her türlü lisanın konuşulduğu Amerika acaba hep Amerika Birleşik Devletleri olarak kalabilecek midir? Amerika’da yaşayan, çoğalan halkların kökleri aynı değil, artık Amerika’da tek bir lisan bile konuşulmuyor. İnsanların dinleri aynı değil,Amerika’da çoğalan ve Amerikalı olmayan insanların milli kahramanları artık Washington, Jefferson ve Lincoln’da değil, yani Amerika’da çoğalan insanların milli kahramanları her zaman geldikleri ülkelerin milli kahramanları olmaya başlamıştır. İşte böylesine derin ve karmaşık bir gelecek var Amerika’da, bunun içindir ki Amerika gelecekteki bugünkü gücünü koruyabilecek mi? Sorusunu sorup düşünmek lazım. Kaldı ki; bizim anlı şanlı malum yaygın Türk medyası diye yayın yapmakta olan Türklükle ve Türk milletinin hiçbir bağıyla alakası kalmayan mütareke medyasında yada bir başka tabirle holding medyasında yer verilmese de ABD’de Kızıldereli olan Siyu’ların en önemli kabilelerinden olan Lakota kabilesi 150 yıl önce atalarının Birleşik Devletler ile imzaladıkları anlaşmaları tek taraflı olarak feshetti. Lakota kabilesi’nin temsilcisi Russel Means, Washington’da düzenlediği basın toplantısında; ‘‘ Biz artık ABD vatandaşı değiliz, bizim topraklarımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta özgürdürler, ABD vatandaşlığından çıkan ve topraklarımız olan 5 eyalette yaşayan herkese pasaport ve ehliyet vereceğiz, ABD Dışişleri Bakanlığına yazılı olarak gönderdiğimiz mesajda 150 yıl önce imzalanan 33 anlaşmadan tek taraflı olarak çekiliyoruz ve anlaşmaları fesih ediyoruz. 150 yıl önce ABD ile yapılan anlaşmalar bundan sonra bizler için değersiz bir kağıt parçasındaki değersiz sözler olarak kalacaktır. ’’ Dedi. Evet 1542’de, 1831’de, 1876’da, 1886’da, 1890’da Kızıldereli Soykırımı yapan ABD’nin tipik davranış ve politikasının biçimini bugünde başka coğrafyalarda başka ülkelerin üzerinde soykırım yapmıyor mu? Elbette yapıyor. Afrika’da, Afganistan’da, Bosna’da, Irak’ta ve dünyanın pek çok yerinde ortalığı hep karıştıran ve toplumları birbirine düşüren ABD Yönetimleri değil mi? Amerikan halkı da bugün dünyada olup bitenlerin farkında değil, onlar sadece kendilerinin önüne sunulan bir yaşamın içersinde adeta birer sirk maymunları olarak kalmayı yeğliyorlar, en azından şimdilik. Değerli okurlar; yeri gelmişken sizlere bu Kızıldereli soykırımları konusunda mutlaka okumanızı tavsiye ettiğim kitaplar var: Bunlardan birincisi Babaili Kültür Yayıncılığından çıkan Bartolome de Las Casas’ın yazdığı Kızıldereli Katliamı adlı kitabı, ikincisi; Özgür Üniversite’den çıkan George Novack’ın yazdığı Kızıldereli Soykırımı adlı kitabı, diğerleri; Nokta Yayınları’ndan çıkan Emre Öztürk’ün yazdığı Kızıldereli Tarihi adlı kitabı, Berikan Yayınevi’nden çıkan Ahmet Ali Arslan’ın yazdığı Ataların İzi İle Kızıldereli adlı kitabı, Okyanus Yayınları’ndan çıkan Richard Erdoes ve Alfonso Ortiz’in yazdıkları Kızıldereli Efsaneleri adlı kitabı, Phoenix Yayınevi’nden çıkan Robert M. Utley’in yazdığı Sioux Halkının Son Günleri adlı kitabı, Anahtar Kitaplar Yayınevi’nden çıkan Marie L. Mclaughlin’nin yazdığı Sioux Efsaneleri adlı kitabı, E Yayınları’ndan çıkan S.M. Barret’in yazdığı Geronimo Kendi Ağzından Yaşam Öyküsü adlı kitabı, Babil Yayınları’ndan çıkan Özgür Arcan’ın yazdığı Kartallar Sonsuz Topraklarda Uçuyordu adlı kitabı, Anfora Yayıncılık’dan çıkan Richard Erdoes ve Alfonso Ortiz’in yazdıkları Kızıldereli Efsaneleri Ve Masalları adlı kitabı, Meta Basım Yayın’dan çıkan Timothy Freke’nin yazdığı Kızıldereli Bilgeliği adlı kitabı, Alfa Yayınları’ndan çıkan Ayşe Göktürk Tunceroğlu’nun yazdığı Mi Taku Oyasin Kızıldereli Hikmetleri adlı kitabı, Alfa Yayınları’ndan çıkan Ayşe Göktürk Tunceroğlu’nun yazdığı Haliksay Evvel Zaman İçinde Kızıldereli Hikayeleri adlı kitabı, Kar Yayınları’ndan çıkan Mustafa Karaca’nın yazdığı Kızıldereli Felsefesi adlı kitabı, Ütopya Yayınevi’nden çıkan Kızıldereli Şefin Bildirgesi Nasıl Satabilirsin ki Havayı adlı kitabı okumanız için öneriyorum. Değerli okurlar; sözlerimin başında dünyayı bir orman olarak kabul edersek kralsız ve başsız bir ormanın olmayacağını söylemiştim, ama bir şey daha söylemiştim geçen zaman süreçleri ormandaki kralı eskitir ve yaşlandırır. Gün gelir eskimiş ve yaşlanmış olan kral gücünü kaybeder ve ortaya yeni bir kral, yeni bir baş ve yeni bir güç ortaya çıkar. Çünkü hiçbir zaman dünya tarihinde orman asla kralsız ve başsız kalmaz. Peki acaba eski ve yaşlı kral öldüğünde bu ormanın yeni kralı, yeni başı kim olacaktır? Sorusu ise bugünden erkenden buna cevap vermek doğru değildir. Çünkü kral henüz eskimemiş ve yaşlanmamıştır ve hiçbir zaman ama hiçbir zaman bir ormanda kral hayatta iken yeni bir kral, yeni bir baş ve yeni bir güç ortaya çıkmaz. Bu doğanın bir kanunudur. Fazla meraklananlar ve sabırsızlananlar için bu konuda şöyle ipuçları verebilirim. Eğer akıllı yönetilirse, kafa yapısındaki mantalitesini kendi değerlerini kendisine dönük olarak bu doğrultuda değiştirirse, insan malzemesini doğru düzgün kullanmasını öğrenmeyi başarırsa, hasletlerine olan bağlılıklarından kopmaz ve ayrılmazsa, yeni bir kral ve yeni bir baş ufukta vardır. Ve mutlaka günü geldiğinde o yeni kral,o yeni baş ortaya çıkacaktır. Ama kim bu kral? Kim bu baş? Sorusuna cevap vermek çok daha derin bir mevzu olduğu için bu soruyu hepimiz kendi aramızda düşünüp kendi aramızda ve kendi içimizde bunun cevabını aramamız şu anda çok daha doğru olan bir yaklaşım olacaktır. Bir ikizler burcu olduğu için nacizhane benimle de aynı burçtan olan ve bu yüzden de kendisinden aynı burcun üyesi olarak yaptıkları yüzünden utanç duyduğum bir insan olarak bugünkü ABD Başkanı G.W.Bush ordusuna 112 yıllık tarihinde 135.defa askeri müdahale emrini Irak’ta vermiştir. Peki Irak’tan sonra sırada kimler vardır? Amerika’nın Irak müdahalesi gelecekte şüphesiz ki bir tek Irak ile sınırlı kalmayacaktır. Çünkü Amerika’nın dünya üzerindeki devlet sayısını 2000 adete çıkartmak gibi bir hedefi ve muazzam dev bir yeni dünya düzeni projesi vardır. İşte bu projenin uygulamaları ve çalışmaları dünyanın birçok yerinde ve bölgesinde devam etmektedir. Amerika’nın en çok önemsediği Ortadoğu bu açıdan çok önemli bir bölgedir. Ortadoğu’dan sonra burada tek tek sırayla ülkelerin isimlerini yazmak istemiyorum çünkü Ortadoğu çok hassas bir bölgedir ve Amerika’nın uygulamaya sokmaya çalıştığı bu projede Amerika’nın gözünden kaçan ani bir takım hesaba katılmayan refleks değişiklikleri bu sıralamada öncelik ve yer değişikliklerine sebebiyet vermektedir bu yüzden dolayıdır ki; ben Irak’tan sonra sıra bölge ülkelerinden Suriye, Lübnan, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan, İran ve Türkiye gibi bu tarzda bugünlerde çok söylenip dillendirilen sıralama budur şudur diye kesin ve kati bir şekilde bir sıralama yapmak istemiyorum. Fakat şunu çok net ve kesin bir dille ifade edebilirim; bütün bu Ortadoğu’nun dizayn edilmesinden sonra bu bölge halledildikten sonra sıranın ilk olarak Kuzey Kore’ye ve Venezüella’ya geleceği kaçınılmazdır. Fakat savaş pahalıya mal olan ve bedelleri çok ağır olan bir olaydır. Amerika’nın işgal ettikleri ülkelerdeki yer altı zenginlikleri, bu savaşları finanse etmeye yetmeyecektir. Kaldı ki; milyonlarca insanın özgürlüklerini ve bayraklarını ellerinden almak yada kendi bayrakları dışında, kendilerine ait olmayan yeni bir başka diyarın bayrağını ellerine tutuşturmak mümkün olmayacaktır. Evet artık geçmiş tarih gibi gelecek tarihte böyle bir şeydir. Birilerine özgürlük dağıtmak kılıfı ile bir yerleri sürekli işgal eden bu yaramaz ve haşarı şımarık kral çocuk aslında kendi sonunu da kendi elleriyle hazırlamaktadır. Ne diyeyim, bizim çok güzel ata sözlerimiz vardır, kendi düşen ağlamaz, kendin ettin kendin buldun, ne ekersen onu biçersin vs diye…. Sağlıcakla kalın.
|
26 Haziran 2008 12:23 32
Başarı Göstergesi: +0