|
Prof.Dr. Mümtaz SOYSAL
|
|
Pazartesi, 14 Ocak 2008 |
|
DEYİM, emekli Koramiral Lütfü Sancar'ındır. Geçen gün Foça'daki sempozyumu açarken, kıyılarımız çevresindeki deniz alanının büyüklüğünü anımsatıp Anadolu'nun yarısı kadar olduğunu söylüyor ve o alana da "mavi vatanımız" diyordu.
Zaten iki tam günlük toplantının amacı da buydu; denizleri de vatan karasını korur gibi korumak, sevmek, sevdirmek, değerini bilerek kullanmak.
Sempozyum "Türk Denizciliği ve Foça" başlığını taşımaktaydı. Ülkedeki denizciliğin durumunu tartışırken Foça için sonuçlar çıkarmak, ya da Foça'yı kılavuz olarak alıp Türk denizciliğinin bütününü düşünmek.
Başka alanlar için kullanılsa da, en çok denize yakışan bir sözdür "kılavuz" sözcüğü. Kimileri havacılar ve araba yarışçıları için de aynı sözcüğü kullanırlar, ama yanlış; kılavuz uçurmaz.. aksine, yöneticilerin uçukluğu yüzünden geminin tehlikeye girmesini önlemek ister. Ters akıntıları, su altının görünmez engellerini, anaforları bilen odur. Kılavuzluk ettiği yerin en deneyimlisi olduğu için sözü dinlenmeli, gösterdiği yol izlenmelidir.
Özellikle Foça'nın sözü. Çünkü, dile kolay, Karadeniz'in Amasra ve Samsun'undan Fransa'nın Marsilya'sına, hatta İspanya'nın Barcelona'sının aşağılarına kadar Akdeniz'i dolaşıp bir yığın "koloni" kurmuş Foçalı gemiciler. İlçenin antik tarihini anlatan Arkeoloji Profesörü Ömer Özyiğit bu uzun yolculuklarda doğudan batıya taşınanın, yalnız zeytinyağı veya şarap amforaları değil, kültür ve bilgi de olduğunu vurguluyor.
Ama, şimdinin Türkiye'si açısından bu küçük ilçenin verdiği büyük ders deniz sevgisi, çevre bilinci ve yönetim-halk bütünlüğü dersidir. Genç Belediye Başkanı Gökhan Demirağ'ın halkla birlikte ciddi hazırlıklı, geniş katılımlı, ilginç programlı böyle bir toplantı düzenlemiş olması bile başlı başına büyük başarı.
Foça, yelkencilikten balıkçılığa, yatçılıktan müzeciliğe kadar denizle ilgili her şeyin bilgiççe, bilgece ve efendice tartışıldığı bir sempozyum örneği vererek turistik ilçe olmanın ille dedikodu, televole ve yolsuzluk sahnesi olma anlamına gelmediğini göstermiş oldu.
Hayal kırıklığının ve bezginliğin egemen olmaya başladığı bir ortamda gam dağıtıcı ve güven verici böyle bir esintinin denizden, bir kıyı kasabasından gelmiş olması ilginçtir. Belki de, denizciliğin özünde yatan sürekli devinim ve yeni ufuklara yönelme özleminden kaynaklanan bir iyimserliktir bu.
Öyleyse, kötümserliğe direnmeyi ve yeniden dirilmeyi unutup kaderciliğe sürüklenen bir topluma "mavi vatan" sevgisini aşılama, denizliciği geliştirme ve sonuçta denizci bir ulus yaratma düşüncesi her zamankinden daha fazla geçerlilik kazanıyor demektir.
|