nin öteden beri çıkarmak için can attığı yasaya göre, DSİ geleneksel işlevlerini bırakıyor. Sulama tesisleri gelir garantili olarak özelleştiriliyor. Bundan sonra yapılacak tesisler için de DSİ’nin işlevi neredeyse sıfırlanıyor. DSİ, 6 yıllık AKP iktidarı döneminde kadrolaşmadan tırpanlamaya kadar her türlü saldırıya uğramış ve nefes alamaz hale getirilmişti. Çıkarılan yasayla birlikte fiilen tasfiye ediliyor.
Çiftçi de mevcut girdilerin maliyeti azmış gibi bundan böyle sulama sistemi için ayrıca ödeme yapacak.
Tıpkı tarımsal araştırma kurumlarının kapatılmasıyla tarımın ufuksuz kalması gibi DSİ’nin çökertilmesiyle de Türkiye’nin yeterince yararlanamadığı kıt su kaynakları da tamamen rant amaçlı hedeflere teslim edilmiş oluyor.
***
Su konusunun pek çok boyutu var. Doğal olarak hangi kaba koyarsanız, ona göre şekilleniyor. Birinci boyutu şu:
Türkiye’nin toplam akarsu potansiyeli 185 milyar metreküp. Bunun 110 milyar metreküplük bölümü kullanıma uygun. Bunun da 26 milyar metreküpü değerlendirilebiliyor. 84 milyarı boşa akıyor.
Gel de küplere binme! Buna bakıp şu deyimi üretmişiz:
Su akar, Türk bakar!
Sanki Türkiye su zengini bir ülkeymiş de bunun kıymetini bilmiyormuş gibi görünüyor. İşin aslı öyle değil. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına en az 8 bin metreküp su düşmesi gerekir. Bizde 1500.
Türkiye’yi çevremizdeki coğrafyayla birlikte değerlendirince durum biraz daha değişiyor; komşu ülkeler bizden fakir, potansiyelimize göz dikmiş durumda!
Suriye ve Irak’la sınır aşan sular konusu yıllardır çözümlenebilmiş değil. Görünür gelecekte de çözümü zor. Dünyada da henüz ortak bir yaklaşım oluşturulamadı. BM verilerine göre, sınır aşan büyük ırmak sayısı 214. Bunun 69’u Amerika’da, 57’si Afrika’da, 48’i Avrupa’da, 40’ı Asya’da...
Sınır aşan suların 23’ü 4 ve daha fazla devletin içinden geçiyor, 36’sı 3, 155’i 2 sınır aşıyor...
Sınır aşan değil, sinir aşan sular!
***
Kendimize dönersek...
AKP’nin yaptığı, AB’ye verdiği sözlerden birini daha tutmak.
6 Ekim 2004’te AB, Türkiye ile ilgili ilerleme raporunu açıklamıştı. Başbakan Erdoğan, 200 sayfalık metindeki “yes” ve “no”ları birkaç saatte çözmüş, “Metin bana makul geldi” demişti!
O metinde su ile ilgili paragrafın bir bölümü şöyleydi:
“Su önümüzdeki yılllarda Ortadoğu’da artan bir şekilde stratejik öneme sahip olacak. Türkiye’nin katılımıyla birlikte su kaynakları ve buradaki altyapının uluslararası yönetimi (Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar, sulama tesisleri, sınır ötesi sularda İsrail ve komşuları arasındaki işbirliği) AB için temel bir problem haline gelebilecektir.”
Parantez de metinde aynen böyle...
AKP’nin su satış yasasıyla birlikte yukarıda aktardığımız deyim de güncelleşecek:
Su akar, Türk satar!