Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
10
Ekim
2008
Önsayfa arrow Kategoriler arrow Sizin için Seçtiklerimiz arrow Durumdan Vazife Çıkarmak
Durumdan Vazife Çıkarmak Yazdır E-posta
Ertunç VAROL   
Cuma, 30 Mayıs 2008

Durumdan Vazife ÇıkarmakTürkiye tarifi zor günlere gebe.Bu gerçeğin sebebi şu günlerde kırılma noktası sayılabilecek bir “doğuma” doğru oldukça yaklaşmış olmamız. 

Önümüzdeki bir yıllık süreçle ilgili tahminlerde bulunmak oldukça güç. Olasılıklar her geçen gün kurulan yeni senaryolarla artıyor ve buna bağlı olarak dezenformasyon süreci hızla ilerliyor.. Böyle kaygan bir zeminde ilerleyen Türkiye tüm temel eksenlerini kaybetmek üzere. Siyasi durumun geçirdiği depremle birlikte ekonomik olarak da hiç beklenmeyen sürprizlerle artçı şoklar olarak karşımıza çıkıyor.

Gündeme tüm ağırlığınca oturan Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisi üzerine Erdoğan’ın açıklamaları tüm gerginliğiyle gündemdeydi. Diyordu ki:

“Hakkında kapatma davası açılmış bir siyasi partiyle ilgili bir bildiri yayınlanırsa, kusura bakılmasın onu cevapsız bırakmak 16.5 milyon seçmenime ihanettir. Onu cevapsız bırakamam. Çünkü yargının Başkanlar Kurulu böyle bir açıklamayı ne anayasadan ne de kanunlardan aldığı yetkiyle değil, durumdan vazife çıkarmak suretiyle yapıyor. Böyle bir yetki olamaz.”


 Yargıtay’ın bu çıkışı iki farklı şekilde anlamlandırılabilir:

 1-) Başkanlar Kurulu ve yargının diğer kurumları, teker teker tarihin gerektirdiği dönüm noktası olabilecek sorumluluklarını yerine getirmektedirler. Bu doğrultuda toplumsal düzeni değiştirebilecek iç tehlikelere karşı savunma mekanizmasının ne kadar güçlü ne kadar dik ve ayakta olduğunu; hukukun vazgeçilmez üstünlüğünü “aymazlara” bir daha hatırlatma çabası içerisindedirler.

 2-) Bir mesaj da bizlere. Önünde rüzgarı şiddetlenen büyük tehlikenin farkına varması gereken ulusumuzun tüm bireylerinin farkındalıklarını bir nebze olsun canlandırabilmek. Olayları gerektiği şekilde özümseyip değerlendirebilecek, analiz edebilecek kesimlerin üstündeki ölü toprağını atmak. Akılcı düşüncenin getireceği çözüm arayışlarını heyecan verici bir dinamizmle tetiklemek.


Bildiri ardından kimi kesim kararsızlık yaşadı; kimisi sinirlendi ve karşı atağa geçti. Ama Atatürkçü(!) bir kesim var ki, tamamının yüreğine su serpildi. Destekler üst üste geldi!

Neden?

“Çünkü artık bu tür tehlikeleri bertaraf edecek ”yargımıza” rahatlıkla güvenip sırtımızı yaslayabiliriz. Hatta her daim yaslanacak bir omuza amade “ordumuz” bile var!”

Asıl, bu düşünce yapısının bizleri bu hale getirdiğini ısrarla anlamıyoruz. Cehalete dem vurma yarışındaki mücadeleci ruhumuz kendi cehaletimizi kıramıyor, dökemiyor.

Sürekli bir eleştirel anlayışla Cumhuriyet’in bekçiliğine soyunan yazarlarımız, aydınlarımız, siyasetçilerimiz, sivil toplum örgütü ve sendika başkanlarımız yıllardır aynı şeyi yazmaktan bıkmadılar: “Aman şeriat, aman türban…”  Peki ya cehalet, peki ya aydınlanma? Söyleyin kaç bayrak daha sallamamız gerekiyor meydanlarda? Biz kaç kişi daha olmalıyız?


Peki çözüm?

Sayısı meydanlarda yüz binleri, milyonları bulmuş bir halk hareketi kıvılcım bekliyor. İnsanımız artık eskisi kadar cahil değil ve uyumuyor! Ancak kendimizi düşünsel olarak halen yeteri kadar geliştiremedik, değiştiremedik.

Bugünün Türkiye’si, toplumunun gerçekleştirebileceği bir aydınlanma devrimini bekliyor; bunu arzuluyor. Artık herkes, tepeden inme demokrasimizi, Cumhuriyetimizi daima koruyacak, Atatürk’ün düşünce yolunun “aydınlanmadan” geçtiğini anlıyor ve bu hareketi tabana yaymanın gerekliliği hakkında hemfikir.

Bugün eksik olan şey, kıvılcımı yaratacak düşünce ve bu düşünceyi doğuracak ideolojidir! Kemalizm ideolojisidir! Kemalist ideoloji etrafında birleşme gerçeğini göz ardı edenlerin teşkilatlanma çabaları sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Başarı yoksunluğu kaçınılmazdır.

Bu noktadaki çözüm aşamasında en büyük görev biz gençliktedir. Milli iradenin içinden çıkacak “akılcı” gençlikte…

Bugün durumun farkında olan mevcut bir Kemalist Gençlik dalgası yavaş yavaş bu ülkenin talihini değiştirecek adımlar atmaya başladı. Özellikle, çoğu üniversitenin Atatürkçü Düşünce Kulübü / Topluluğu üyesi olan öğrenciler, bir yandan toplumsal aydınlanma için donanım sahibi olurken; bir yandan da mesleklerinde uzman kadrolar oluşturma amacıyla çalışıyorlar.

Tarihin tozlu sayfalarından çıkardıkları bilgileri okuyup, inceleyip doğru tahlillerle sorunlara çözüm arıyorlar. Bu arayışın başlıca amacı ise Türk Milleti’nin ideolojisi Kemalizm’i hafızalara tekrar kazımak… Bu bölünmüşlüğün çaresinin ortak bir ideolojide birleşmek olduğunu ortaya koymak… Kemalizm’i kuramsal çerçevede çağın gereklerine ayak uyduran bir ideoloji haline getirmek… Bu doğrultuda düşünce ve politikalar üretmek…

Şunu unutmamak gerekir ki; gerici kadro bugün işini çok iyi yapmakta, dersini iyi çalışmakta. Ayrıca azımsanamayacak kadar büyük maddi kaynaklara ve medya gücüne sahipler. Ama bunların tümü; bu zihniyetlerin dogmatik anlayışla eriyip gidecekleri, ileri bir adım daha atamayacakları gerçeğini değiştirmiyor. İşte o tıkanma anında artık söz biz Kemalist gençlerin olacaktır!

Bu yolda ilerlemeye ant içmiş bir Türk genci olarak, Cumhuriyetimizin sevgili aydınları(!) olan büyüklerimden dileğim şudur:

“O gün gelene kadar lütfen neyi ne kadar ve nasıl düşünmek gerektiğinin farkına varıp artık akılcı çözümler üretin; ya da bizlerdeki bu düşünce dinamizmini soğutmayın, gölge etmeyin. Yolumuz uzun, zaman dar…Hiçbir melodiye benzemeyen bir Kemalizm türküsü tutturduk; geliyoruz!!!”

Bu gençlik sizlerden görev beklemiyor çünkü kendi yollarını kendileri tayin edecek ve Kemalist devrimin gereğini yapacaktır.

Hakimiyetimilliye.org 


 

0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy