|
Damadımın babası Amerika' ya gitmiş. Misafir kaldığı evdekilerle beraber başka akrabalara bir akşam ziyarete gideceklermiş.
Misafir gittikleri eve herkesin ne götüreceği konusunda anlaşmışlar. Bizim dünüre pasta kalmış ve akşam giderken pastacıya uğramış ve pastasını almış gitmiş. Yenilmiş içilmiş ve sıra pastaya gelmiş. Mutfaktan evin hanımı süratle ve telaşla salona girmiş ve '' ben ne yapacağım şimdi kullanma kılavuzu yok bu pastanın'' demiş. Bizim dünür anlayamamış, ben yardım edeyim demiş. Kadın '' ama nasıl olur? Kullanma kılavuzu yok ki? Nasıl yardım edeceksiniz?'' demiş. Bizim dünür ''pastayı pişmiş aldım gözlerimle gördüm gerek yok kullanma kılavuzuna'' değip mutfağa seğirtmiş kadının arkasından ve görmüş ki pasta aynı pasta. Soran gözlerle ev sahibine bakmış. Kadın ''kılavuzda sarı, kırmızı, mavi çizgiler olur. Sarı dörde, mavi altıya, kırmızı ise sekize bölüneceğini gösteriyordu. Şimdi nasıl böleceğiz?'' ( Bu arada açıklamalıyım. Kızım bir İtalya'nla evlidir ve Amerika'da ki akrabalar İtalyan asıllı Amerikalılardanmış.) Hepimiz Amerikalıların kültür düzeylerinin çok düşük olduklarını, düşünme yetilerinin biraz(!) dar olduğunu biliriz. Hatta bu öyle ki '' yok ya, bu kadarı da olmaz!'' deriz. Yürüyen merdivenlerin durması halinde, yürüyecekleri yerde bağırıp yardım çağırdıklarını duyarız ve güleriz. Hatta bu o kadar ileri hale gelmiştir ki başkentlerinin, kullandıkları para birimlerini bile bilmedikleri hakkında rivayetler vardır. Eğitim sistemlerinin bizden daha kötü olduğunu ve düşünce sistemini yok eden bir yapıda olduğunu bilmeyen yoktur. Ben Amerika'yı bilmem. Bildiklerim sadece okuduklarımla ve duyduklarımla sınırlıdır. Ama burada göz ardı edilmemesi gereken bir durum var. İnsanların kasıtlı olarak bu hale getirildiklerini düşünmekteyim. Eğitim sistemlerine baktığımızda mesleki yönlendirmenin çok olduğunu ve herkesin üniversiteye gidemediğini görüyoruz. Kapasiteye göre diye bir ayrım varmış gibi görünse de, bana bu belli alanlarda eğitimin özellikle seçili kişilere verildiğini ve diğer vasat kişilerin ''yetersiz ve düşünme zahmetinden arıtılmış bir toplum yaratıldığı'' hissini uyandırmıştır. 50 eyaletli, 500 milyon küsur nüfuslu ve nüfusunun tamamına yakını başka ırka mensup bir ülkeyi, üstelik emperyalist bir siyaseti olan ülkeyi nasıl yönetirsiniz? İnsanları sanki çip takılmış gibi düşünce sisteminden uzaklaştırılmış ve robotlaşmış halde olan bu ülkeye, başka ülkelerden gelen beyin göçlerinin de anormal sayıda olduğunu düşünürsek; ABD emperyalist(!) planlarının doğru ve düzgün yapılabilmesi için, insanların mantık gibi, düşünme gibi olaylarının asgariye indirilmesi gerekmektedir. Amerika'nın teknolojinin birçok alanında ileri aşamasında olduğunu duyuyoruz. Sadece duyuyoruz. Hiç bir belge ve bilgi söz konusu olamıyor. Dünya'ya açıklamak istedikleri kadar açıklıyorlar ve Amerikan halkının da fazlaca bilgili(!) olmadığını da biliyoruz.(51 bölge gibi.) Benim aslında üzerinde durmak istediğim konu şudur. Bizde de yıllar boyu, insanların düşünceden, mantıktan, sorgulamadan uzaklaşması yönünde bir eğitim verilmiştir ve hala verilmektedir. TV yayınlarının da bu ''robotlaşmış insan'' uygulama metoduna katkısının çok büyük olduğunu görmekteyiz. Bilinçli bir şekilde, Amerikan budalalığının aleni verildiğini gözlemlemekteyiz. Mustafa Kemal Atatürk ''Bir ulusu, özgür ve bağımsız, ya da tutsak ve yoksul yapan eğitimdir.'' Diye boşuna söylememiştir. Cumhuriyetin kurulumuyla birlikte yapılan devrimlerin içinde, belki de en önemlisi eğitim üzerine yapılan devrimlerdir. Geçmişi öğrenip ondan ders çıkarmak isteyenler için önemli olan NEREYE GELİNDİĞİ değil, NEREDEN NEREYE GELİNDİĞİ'dir. Cumhuriyet sonrası eğitimde çok önemli ve çok büyük başarılara imzalar atıldı. 1923 yılında, 4894 olan ilkokul sayısı, 1938' de 10,596 ' ya çıkarılmıştır ve artışa baktığımızda yüzde 217 oranında artış olduğunu gözlemleriz. 1923–1938 arasındaki 15 yıllık ilkokulda okuyan öğrenci sayısı 336 binden,950 bine çıkarılmıştır. Bu sayılar sadece ilkokullar içindir. Okullarda ki öğrenci sayılarının artışının, okul sayısından fazla olması eğitime nasıl önem verildiğini gösteren sadece bir örnektir. 27 Aralık 1949 da ABD ile imzalanan ''Eğitim ile İlgili Anlaşma'', bugün Türk Milli Eğitiminin yönetim biçiminden, içeriğine kadar her yönden MİLLİ olmaktan uzaktır ve PLANLANMIŞ BİR BOZULMA içindedir. Ulusal eğitimin çözüm bekleyen sorunları, özel kişi(!) ve gruplara bırakılmış, paralı eğitim yaygınlaştırılmıştır. Öğrenciler, okul bitiren ancak bir şey öğrenemeyen KİMLİKSİZ KİTLELER haline getirilmişlerdir. 27 Aralık 1949 tarihli '' Türkiye ve ABD Hükümetleri arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma'' nın en önemli özelliği Türkiye'de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçimleri ve yöntemlerinin ne olacağıdır. Bu anlaşma ile başlayan süreçte ABD açısından çok başarılı olduğundan şüphe yoktur. Türkiye' de bu anlaşmayla beraber eğitim almamış, ''üst düzey yönetici'' neredeyse kalmamıştır! Bugün bu anlaşmaların ''karanlığında'' eğitim sistemimiz, ABD' nin düşünme yetisinden uzaklaştırılmış robotlarına dönüştürülerek, sorgulama yapmayan, mantık ve akıl yürütemeyen, ezberci zihniyetiyle bilinçli bir şekilde ROBOTLAŞMIŞ(!) insanların hâkim olduğu bir toplum haline getirildik. İçerdeki işbirlikçiler kendi şahsi menfaatleri doğrultusunda ABD nin bu sistemine almış oldukları burslar ve icazetlerle ret(!) konumuna asla gelemeyecekleri, üstelik çanak tuttukları aşikârdır! Çok yakında aldığımız pastalarda '' kullanma kılavuzu '' arayan bir toplum haline geleceğiz! Henüz pasta kesmek için ''kullanma kılavuzu'' kullanmıyoruz. Geç kalınmamalı, eşeğimizi Niğde' ye doğru sürmemeliyiz derim ben, naçizane… Saygılar.
|