|
Tandoğan Alanı'na girdim, ilk yarım saatte Türkiye fotoğrafı ortaya çıkmıştı. Selamlaştığıma nereden geldiğini sordum:
Sıvas, Mersin, İstanbul, Kahramanmaraş, Muğla, Osmaniye, Rize, Düzce, Hatay, İzmir, Kayseri, Aydın, Kütahya, Antalya, Eskişehir, Burdur... Kent adlarını, karşılaşma sırasına göre yazdım! 22 Temmuz'un ardından yapılan ilk büyük, Anadolu katılımlı mitinge gelenler için şunları söyleyebiliriz: 1- Cumhuriyet değerlerine yüzde yüz inanmış, karşılıksız her şeyi yapabilecek bir kadro. 2- Türkiye'nin gidişi karşısında bir şeyler yapılması gerektiğini görüp, yaptıklarını yetersiz bulan, "daha ne yapabiliriz" sorusuna yanıt arayan bilinçli insanlar. 3- Yönü belli, ama bu yöne kiminle, hangi lider kadrosuyla gidileceğini göremeyen, içindeki karamsarlığı atmaya çalışan insanlar. 4- Toplumun bütün kesimleriyle bütünleşmek gerektiğine inanmış, bunun hangi yöntemlerle yapılabileceği konusunda net bir yol haritası olmayan, yalnızlık duygusunu ancak bu tür meydanlarda atabilen insanlar. *** İnsan manzaralarına geçelim... Kahramanmaraş'tan gelenler, "Sabaha kadar yolculuk yaptık, Ankara'ya indik ayaktayız, akşam da geri döneceğiz" dediler, devam ettiler: "Tarım yok oluyor. Miting yapmak istiyoruz, Ziraat Odaları Birliği yardım etmediği gibi, mitingimizi engellemeye çalışıyor!" Kahramanmaraşlı çiftçiler bugün kent merkezinde buluşacak! Hatay ve ilçelerinden çok sayıda insanla karşılaştım. "Şunu mutlaka işlemelisiniz" dediler: "Bizim bölgenin özelliği gereği, Fethullah Gülen başta olmak üzere cemaatçiler daha yoğun gelmeye başladı. Yanlarına kaymakamı, devlet görevlisini alıp okullara girmeye çalışıyorlar." Düzceliler sevgiden doğan sitemle seslendiler: "Düzce'deki kimi olumsuzlukları yazdınız, haklısınız ama, biz de varız!" Hep telefonlarla konuştuğum doktor Aydın kardeşimle miting alanında görüştük. Son dönemde Cumhuriyet'in daha fazla okunması için daha yoğun çaba harcıyormuş. Ona şöyle seslenmeye başlamışlar: Gazeteci doktor! 4-5-6 Nisan'da Konya Selçuk Üniversitesi'nde 4. Ulusal Atatürkçü Düşünce Toplulukları Çalıştayı'nı düzenleyen gençler, yayımladıkları sonuç bildirisini verdiler. Bildiri ayrıca yazmaya değer. *** Böylesi büyük buluşmalarda aklıma ilk şu iki söz gelir: Hiçbirimiz hepimiz kadar güçlü değiliz! Halktan büyük güç yoktur! Tandoğan'da bir kez daha bu duyguları yaşadım. Gerçekten de halktan büyük güç yoktur... Hangi halktan? Bilinçli halktan... Hem kendi haklarına sahip çıkan, hem devletin yapısını sağlam tutan halktan... Tıpkı sağlıklı bir ağaç gibi, dallarının güçlü ve güzel olması için köklerinin sağlam kalması gerektiğini bilen halktan... Tandoğan'da böyle bir halk mayası vardı. İş, bu mayayı topluma çalmakta! Tandoğan mayası toplumla ne kadar çok kucaklaşabilirse, o kadar çok güçlenecek... O kadar çoğalacak... Maya, toplumu korkutarak ya da öfkelendirerek çalınmaz... Çocukluğum Toroslar'ın eteğinde geçti. Yazları Ümmü ninemle yaylaya çıkardık. Işıklar içinde yatsın; Ümmü ninem yoğurdu şöyle mayalardı: Sütü kaynattıktan sonra soğumasını bekleyeceksin... Küçük parmağını yakmayacak ılıklığa gelince, mayayı koyacaksın... Süt ne çok soğuk olmalı, ne çok sıcak! - Ümmü nine, mayayı süt soğuk ya da sıcakken koyunca ne olur? "Süt bozulur, işe yaramaz... Emek de boşa gider, maya da!"
|