|
Yaklaşan bir tehlike daha var!..
pkkyı umutlanlandıran üzerine yoğun planlar yaptığı beklentisi...
Bu beklentinin ve eşkıya çetesinin üzerinde geliştirdiği stratejisine geçmeden, asılında bilindiğini sandığım “Tehlikeyi” etraflıca hatırlayalım...
İkiz yasalar denilen teslimiyetten söz ediyorum... 15 Ağustos 2000’de, hükümet adına imzalanan ve... Haziran 2003’de TBMM’de onaylattırılan teslimiyet belgesi... Bu belgenin hikâyesine şöyle bir bakalım da... Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 16 Aralık 1966 tarihinde bir karar aldı. Bu kararın başlığı “Siyasi ve medeni haklar uluslararası sözleşme”dir. Bu karar 23 Mart 1976’da yürürlüğe girmiş ve üye ülkelere sunulmuş, inceleyerek imzalanması istenmiştir. Bu kararın birinci bölümü “Kendi kaderini tayin hakkı” başlığını taşır. Bu bölümün birinci maddesi ise “Halkların kendi kaderini tayin hakkı” şeklindedir. Bu maddenin birinci bendini okuyalım... “Bütün halklar kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtası ile halklar kendi siyasal statülerini serbestce tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.” Burada “Bütün halklar” tanımına dikkatlerinizi çekiyorum. Birleşmiş Milletler’in bildirgesi bir devleti oluşturan millet içerisinde, etnik kimlikleri gıdıklayacak niteliktedir! Yani, emperyalizmin “Böl ve yönet” taktiklerini hatırlatıyorum. Ve devam ediyorum... Sıra “Kopenhag Belgesi”nde... Madde 32-33’e bakalım... “Ulusal azınlıklar, etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerini, her türlü asimilasyon girişiminden ari olarak, koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” Gene madde 32-3-4-5... “Dilsel ayrılığı olan etnik topluluklar azınlık sayılacak, kendi dillerinde serbestçe eğitim öğretim ve yayın hakkına sahip olacaklardır.” Gerek BM, gerekse Kopenhagen Belgesi’ndeki maddeler, bakıldığı zaman içinde bulunduğumuz yüzyılın gereği, uygarlık donanımlarıdır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, içinde bulunduğumuz yüzyıldan yüz sene önce dayatılan SEVR sömürgeciliği işte bu “Donanımlarla” yeniden dayatılmaktadır. Kopenhag Kriterleri içindeki maddelerle, devletimizin asli millet yapısını oluşturan Kürt kökenli Türk vatandaşları, “Azınlık” statüsü içinde kabul ettirilmektedir. Türkiye, 1976’dan beri imzalamadığı belgeyi, o tarihte AB’nin genişlemeden sorumlu komseri Verhaugen’in dayatması ile imzaladı. Verhaugen, Ankara’yı adeta basarak siyasilerden belgeyi hemen imzalamalarını istedi... Sonradan Ecevit’e sormuştum da ne kendisinin ne de Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in bu “İmza”dan haberi olmadığını söylemişti!.. Belgeyi, usule uygun olarak, dönemin BM’deki daimi temsilci Büyükelçi Volkan Vural imzaladı... Vural, Mesut Yılmaz’a yakın bir diplomattı ve görevine Yılmaz’ın kontenjanından getirilmişti... Hikâyeye devam edeceğiz. Altında siyasiler, sermaye sahipleri, bazı bürokratlar ve malum medyanın köşe yazarları gibi başrol oyuncularının olduğu teslimiyet hikâyesidir bu... Ve bu hikâye, 301 gibi 305 gibi Türk varlığına göz dikilmesini kolaylaştıracak tekliflerin artık bu kadar kolay nasıl yapılabildiğini de açıklayabilecek niteliktedir... Devam edeceğiz...
|