|
Açalım; Avrupa Birliği konusunda “referanduma” var mısınız!
Başbakan Erdoğan diyor ki; halkın işaret ettiği esastır... Halkın dediği kesindir... Halkın söylediği değiştirilemez olandır... Bütün söylediklerine katılıyorum... Yalnız hatırlayamadığım veya yanlış hatırladığım bir şey var; ben oy kullanmaya gittiğimde seçenekler arasında “Barosso” diye biri yoktu! Yani bu ülkede kimse “son 2 gündür” siyasetçisinden, Yargısına, seçilmişinden, atanmışına herkese “posta” koyan Barosso diye birine veya Avrupa Birliğine “oy” vermedi... Benim bildiğim kadarıyla “bu adamlar” Türkiye’de herhangi bir Anayasal kurumun da “yetkilerini” devralmadılar! Sevgili dostlar, şakayla karışık benzetme bir yana, son 2 günde yaşananlar, şahit olduklarımız, bir Türk vatandaşı olarak beni çok üzdü, yaraladı. Avrupa’nın bir “memuru” geliyor, iktidarından, muhalefetine “önüne gelene” meydan okuyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “milletvekillerine” sömürge valisi edasıyla “hitap ediyor” ve ülkede kimsenin “gıkı” çıkmıyor! Burası nedir ben anlayamadım. Veya yanlış mı hatırlıyorum; biz Sevr anlaşmasını yırtıp atmadık mı! Biz bağımsız bir Cumhuriyet olma hakkını kazanmadık mı! Sevgili dostlar, bu Avrupa Birliği “yalanı da”, bu yolda Türk halkına anlatılanlar da canıma tak etti. Olmayan bir üyelik sürecinde bir ülkenin “gururu” bu kadar kırılabilir, olmayan bir yolda insanlardan ancak bu kadar taviz alınabilir, olmayan bir yolda insanların umutları ancak bu kadar sömürülebilir. Ayrıca Gümrük Birliği adı altında yapılan “maddi” sömürü de işin ayrı bir boyutu. Peki ne yapabiliriz? Somut olarak bir teklifim var. Başbakan ne diyor; Halkın “dediği” esastır, kimse üstünde olamaz, gerekirse her konuda referanduma gideriz! Çok güzel, o zaman gelin bu “Avrupa yalanı” konusunda da bir referandum yapalım ve artık “bu sanal” yapıyı bizi “sömüremeyecek” şekilde bitirelim. Bakın net olarak iddia ediyorum; Türk halkının, bırakın yüzde 51’ini, yüzde 41’i bu oylamada “evet” desin, ben bir daha hiçbir basın kuruluşunda “yer almayacağım”, özür dileyip “kenara” çekileceğim! Mümkün değil. Halk gerçeği görüyor, bugün yüzde 20’lerden az bir “evet devam edelim” oranı var ve buna rağmen bazı “elitler” ile bu süreci “kendi siyasi amaçlarını” saklamak için kullananlar, Avrupa’nın “içimizdeki” temsilcileri ile birlikte “bu süreci” savunuyorlar! Sonuç: Sizden ricam; referandum yapılması için “kamuoyu oluşturmaya” yardım edin. Bu ülkeyi bu “yalandan, bu sömürüden, bu onursuz” gidişten kurtarmamız lazım! Lütfen yardım edin! Hepimizin geleceği ve bu ülkenin “Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti” olarak kalması için yardım edin... Son söz: Bugün “Avrupa Birliği” başlığı altında pazarlanan yapı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “temeline” asit dökmenin “renkli etiketlerle” süslenmiş halinden başka bir şey değil! Ben bir vatandaş olarak buna sonuna kadar karşı çıkmak zorundayım, bunu yapmak bu ülkeyi “canı pahasına kurup, bize bırakanlara” borcum... Borcumuz... Not: Geçtiğimiz hafta Siyaset Meydanı’nda “bu yalanın” ilk bölümünü tartıştık ve “savunucular” ağır darbe aldılar. Bu hafta hazırlanıp, yeni “temsilciler” ile yeniden geliyorlar. Bu akşam saat 23:30’dan itibaren “tartışmaya” kaldığımız yerden devam edeceğiz. İsterseniz programın yapıldığı salona “izleyici olarak” gelerek, isterseniz ekran başından, desteğinizi mutlaka bekliyorum. Program Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş kampüsünde gerçekleşecek... Parolamız net: Bu yalanı mutlaka bitireceğiz!
|