|
Başbakan Erdoğan 'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmayı dinlerken mırıldanmadan edemedim:
Ulusal kurtuluş savaşı vermiş bir Meclis'te bugünün Başbakanı, ulustan kurtuluş savaşı veriyor! 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasında böyle bir Meclis tablosu görmek hüzün verici. En küçük muhalefet hareketine bile katlanamayan Erdoğan, TBMM'nin 88 yıl önce kurulduğu günlerde yaşanan tartışmaları okusa... Okumaz ama, hiç değilse birileri anlatsa! Polatlı önlerinden gelen top sesleri altında toplanan Meclis, kurtuluş savaşını bütün açıklığıyla tartışıyor, zıt görüşler çarpışıyordu. Sonunda ortak paydada buluşuluyordu. Erdoğan ise ne Meclis'in içinden ne dışından farklı ses istiyor. AKP'ye karşı çıkmak demek; Türkiye'ye karşı çıkmak demek, istikrara karşı çıkmak demek, ekonominin kötüye gitmesini istemek demek... Biraz daha zemin bulsa; AKP'ye karşı çıkmak, demokrasiye karşı çıkmak anlamına gelecek! Bunun, Bush 'un "Ya bendensin ya teröristsin" mantığından farkı yok! *** Erdoğan ve çevresinin savunma mekanizması olarak geliştirdiği başlıca yol; saldırı. Bunu yaparken de "vatan-millet" edebiyatını çok iyi malzeme yapıyor. Şu sözler Erdoğan'ın: "Milletle kavgayı bırakın..." "Bunların millete de saygısı yok..." "Milli irade bizim... Halk bizi görevlendirdi..." "Laikliğin de teminatı halktır..." Bu sözler güzel de; Erdoğan bu milletin neresinde? İşçilerin temsilcisine çıkışırsın: "Ayaklar baş olmuş..." Memurun temsilcisine çıkışırsın: "Haddinizi bilin..." Köylünün temsilcisine çıkışırsın: "Size mi çalışacağız?.." Bilim dünyası temsilcilerine çıkışırsın: "Kendi işinize bakın..." Bu sıraladığımız kesimler halk değil mi? Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan'a göre değil. Ona göre halkın tarifi şu: "AKP tabanını besleyen tarikat ve cemaatlere tam bir kul mantığıyla bağlı olan, soru sormayan... Sadaka ekonomisine şükredip bundan beteri olmasın diyen... Sandık zamanı oyunu kime vereceğini tarikatın temsilcisine soran kesime halk denir." *** Yukarıda sıraladığımız çıkışlar Erdoğan'ın son ı5-6 yılının özeti. Ancak son dönemde Erdoğan'da daha gerilimli bir iklim görüyoruz. Gerçi, kendisine göre öfke ve gerilim de bir hitabet sanatı, ama ortaya çıkan tablo, hitabetten çok garabet! Erdoğan önceki gün muhalefet için şu tanımı kullandı: "İçeceğimiz her suya zehir atıyorlar!" Muhalefet partileri ve toplumsal kuruluşlar, Erdoğan'ın böylesine zehirli bir tanım üretmesine neden olacak hangi adımı attı? Türkiye'yi Avrupa'ya gammazlayacaksın... Emeklilik yaşını mezarın hemen önüne çekeceksin... Halkı pirinç kuyruğunda hizaya getireceksin... Biraz ses yükselince de "Suya zehir atmayın" diyeceksin! Atacağı her adımdan önce 41 kamuoyu araştırma kurumuna toplum nabzı yoklatan Erdoğan'ın ezberlediği metinlerin bozulmaya başladığını görüyoruz. Milletvekillerini 50-50 toplayıp konuşması da danışma gereksiniminden değil, partiyi bir arada tutma kaygısından olsa gerek! Ulustan kurtuluş savaşını demokrasi savaşı diye yutturmak kolay iş değil!
|